vergilendirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vergilendirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2017 Pazartesi

2016 Yılında Kira Geliri Elde Edenler İçin Vergilendirme Rehberi

Bilindiği gibi kira geliri elde edenler için Mart ayları beyan aylarıdır. Biz de kira geliri elde edenlere yardımcı olması için bu yazı dizisini hazırladık. Konuyu soru cevap şeklinde ele alarak kolay anlaşılmasını amaçladık. Gelir Vergisi Kanununda (GVK) belirtilen mal ve hakların kiraya verilmesi karşılığında elde edilen gelirler “gayrimenkul sermaye iradı” olarak ifade edilmektedir ve belli koşullarda gelir vergisine tabi tutulmaktadır. Öncelikle belirtelim ki, gayrimenkul sermaye iradının mükellefi, kira gelirine konu mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri ile kiralanmış bir mal veya hakkın kiraya verilmesi durumunda kiracılarıdır.
Soru 1: Kira gelirinde elde etme ne demektir?
Kira gelirinde gelirin elde edilmesi, tahsil esasına bağlanmıştır ve tahsil esasına göre kira gelirinin vergilendirilmesi için nakden veya ayni olarak tahsil edilmiş olması gerekmektedir. Bunun anlamı;
* Mükellefler tarafından o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak tahsil edilen kira bedelleri, tahsil edildiği yılın hasılatı sayılır. Örneğin; 2014 ve 2015 yılları kira gelirleri topluca 2016 yılında tahsil edilmiş ise, bu gelirler 2016 yılının geliri olarak dikkate alınacaktır.
* Ancak, gelecek yıllara ait olup, peşin tahsil edilen kira bedelleri, ödemenin yapıldığı yılın değil, gelirin ilgili olduğu yılın hasılatı olarak kabul edilecektir. Örneğin; 2016, 2017 ve 2018 yılları kira gelirleri topluca 2016 yılında tahsil edilirse, her yıla ait kira bedeli ilgili yılda beyan edilecektir.
Döviz cinsinden kiraya verme işlemlerinde de tahsilatın yapıldığı tarihteki T.C. Merkez Bankası döviz alış kuru esas alınarak gayri safi hasılat belirlenecektir.
* Kiranın ayni olarak alınması halinde, tahsil edilen kiralar Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre emsal bedeli ile paraya çevrilir.
Soru 2: Kiraya ilişkin tahsilat ve ödemelerin banka ile yapılması zorunlu mudur?
* Konutlarda her bir konut için aylık 500 TL ve üzerinde kira geliri elde edenlerin,
* İşyerlerinde, işyerini kiraya verenler ile kiracıların kiraya ilişkin tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idareleri aracılığıyla gerçekleştirilmesi ve bu kurum ve kuruluşlar tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Söz konusu zorunluluklara uymayanlara kesilecek ceza, (Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin o yıl için belirlenen özel usulsüzlük cezası miktarından az olmamak üzere) her bir işlem için bu işleme konu tutarın % 5’idir.
Soru 3: Gayrimenkulü bedelsiz  ya da düşük bedelle kiraya vermek mümkün müdür?
Kira bedelinin hiç olmaması veya düşük olması halinde, “emsal kira bedeli” esas alınacaktır. Buna göre;
* Gayrimenkulün bedelsiz olarak başkalarının kullanımına bırakılması,
* Kiraya verilen gayrimenkulün kira bedelinin emsal kira bedelinden düşük olması hallerinde emsal kira bedeli esası uygulanacaktır. Kiraya verilen bina ve arazilerde emsal kira bedeli, varsa yetkili özel makamlarca veya mahkemelerce saptanmış kira bedelidir.
Bina veya arazi için kira takdiri ya da tespiti yapılmamış ise emsal kira bedeli, emlak vergisi değerinin % 5’idir. Bina veya arazi dışında kalan mal ve haklarda emsal kira bedeli, bunların maliyet bedelinin %10’udur. Bu bedel bilinmiyorsa, Vergi Usul Kanununun servetlerin değerlemesi hakkındaki hükümlerine göre belli edilen değerlerinin % 10’udur.
Örnek: Hatice Teyze, 2016 yılında emlak vergisi değeri 400.000 TL olan bir apartman dairesini bedelsiz olarak arkadaşının kullanımına bırakmıştır. Bu durumda, Ayşe Teyze’nin kira geliri elde etmediği halde, emsal kira bedeli hesaplaması ve bulunacak tutar kadar kira geliri elde etmiş sayılması gerekmektedir. Emsal Kira Bedeli: 400.000 x %5 = 20.000 TL olacaktır. Bu tutar, beyan edilmesi gereken gelir olarak dikkate alınacaktır.
Emsal bedeli uygulaması her durumda zorunlu olmayıp, aşağıda belirtilen hallerde emsal kira bedeli esası uygulanmamaktadır:
* Boş kalan gayrimenkullerin korunması amacıyla bedelsiz olarak başkalarının ikametine bırakılması,
* Binaların mal sahiplerinin çocuklarının, anne ve babalarının veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi. Ancak, bu kimselerin her birinin ikametine birden fazla konut tahsis edilmişse bu konutların yalnız birisi için emsal kira bedeli hesaplanmaz. Örnek olarak, mal  sahibi baba, çocuğunun ikametine iki adet gayrimenkul tahsis etmişse sadece bir adet gayrimenkul için emsal kira bedeli hesaplanmayıp diğeri için emsal kira bedeli hesaplanacaktır.
* Mal sahibi ile birlikte akrabaların da aynı evde veya dairede ikamet etmesi,
* Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan kiralamalar.
Soru 4: Mesken kira gelirlerinde ne tutarda istisna bulunmaktadır, kira geliri elde edip de yasal olarak beyan etmemek mümkün müdür?
Konut kira geliri elde eden kişilerin, 2016 yılı için tespit edilen 3.800 TL istisna tutarının altında kira geliri elde etmeleri halinde vergi dairesinde mükellefiyet kaydı açtırmasına ve beyanname vermesine gerek bulunmamaktadır.
Örnek: Ahmet Bey, 2016 yılında meskenini aylık 300 TL’den kiraya vermiş ve yıllık 3.600 TL kira geliri elde etmiştir. Bu durumda elde edilen hasılat mesken istisna tutarı olan 3.800 TL’nin altında olduğundan beyan edilmeyecektir.
* İstisna tutarının üzerinde konut kira geliri elde edilmesi halinde ise yıllık beyanname ile beyan edilen kira gelirinden istisna tutarının düşülmesi gerekmektedir. Mesken istisnası uygulaması sadece konut olarak kiraya verilen gayrimenkullerden elde edilen gelirler için söz konusudur. 2016 yılında 3.800 TL’nin altında mesken kira geliri olanlar yıllık beyanname vermeyecektir.
* Örneğin, konut ve işyeri kira gelirinin birlikte elde edilip beyan edilmesi halinde, istisna sadece konut kira gelirine uygulanır. İşyeri kira gelirine istisna uygulanmaz.
* Kira gelirinin yanında ticari, zirai veya mesleki kazancını beyan etmek zorunda olanlar 3.800 TL’lik istisnadan yararlanamazlar.
* Ayrıca, 3.800 TL ve üzerinde konut kira geliri elde edenlerden, ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 2016 yılı için 110.000 TL’yi aşanlar, 3.800 TL’lik istisnadan yararlanamazlar.
Örnek: Ahmet Bey, 2016 yılında, konut olarak kiraya verdiği gayrimenkulünden 11.000 TL kira geliri, tamamı tevkif yoluyla vergilendirilmiş 33.000 TL işyeri kira geliri ve 92.000 TL ücret geliri elde etmiştir.
Mükellef (C)’nin elde etiği kira geliri için istisna uygulanıp uygulanmayacağı, 2016 yılı içerisinde elde ettiği gelir toplamının 110.000 TL’yi aşıp aşmadığına bakılarak tespit olunacaktır.
Elde edilen gelir toplamının (11.000 + 33.000 + 92.000 = 136.000 TL) 2016 yılı bakımından belirlenen 110.000 TL tutarı aşması nedeniyle, 11.000 TL’lik konut kira gelirine ilişkin olarak 3.800 TL’lik istisnadan faydalanılması mümkün olmayacaktır.
* Bir konuta birden fazla kişinin ortak olması halinde, bu konuttan elde edilen kira gelirlerinin vergilendirilmesinde, her bir ortak için (2016 yılı için) 3.800 TL’lik istisna ayrı ayrı uygulanacaktır.
* Mirasın paylaşılmamış olması halinde, her bir mirasçı istisnadan ayrı ayrı yararlanacaktır.
* Bir mükellefin birden fazla konuttan kira geliri elde etmesi halinde, istisna kira gelirleri toplamına bir defa uygulanacaktır.
Soru 5: Kira gelirlerinden hangi giderleri indirmek mümkündür?
Kira gelirinin vergilendirilmesinde, elde edilen gelirin safi tutarı iki farklı şekilde tespit edilebilmektedir.
* Götürü Gider Yöntemi (Hakları kiraya verenler hariç)
* Gerçek Gider Yöntemi
Götürü veya gerçek gider yönteminin seçimi, taşınmaz malların tümü için yapılır. Bunlardan bir kısmı için gerçek gider, diğer kısmı için götürü gider yöntemi seçilemez. Götürü gider yöntemini seçen mükellefler, iki yıl geçmedikçe gerçek gider yöntemine dönemezler.
Soru 6: Götürü gider yönteminde gider indirimi nasıl uygulanacaktır?
Götürü gider yöntemini seçen mükellefler, kira gelirlerinden istisna tutarını düştükten sonra kalan tutarın % 25’i oranındaki götürü gideri gerçek giderlere karşılık olmak üzere indirebilirler. Hakları kiraya verenler, götürü gider yöntemini uygulayamazlar. Örneğin, işyeri kira geliri ile birlikte hak kira geliri de elde eden mükellefler, verecekleri gelir vergisi beyannamelerinde hak kira geliri yer aldığından dolayı gerçek gider yöntemini seçmek zorundadırlar. Götürü gider yöntemini seçen mükellefler, % 25’i oranındaki götürü gideri indirebileceklerdir.
Ekrem Öncü

Devamını Oku…

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Sosyal Medya Reklamlarına Vergi Geliyor (Mu?)

Maliye Bakanı Naci AĞBAL’ın sosyal medya araçları üzerinden tanıtım ve ürün reklamı yapan kişilerin vergi mükellefi olacağı açıklamaları ile birlikte sosyal medya paylaşımcılarını telaş sardı. Ünlü isimler başta olmak üzere, sosyal medya fenomenleri yaptıkları paylaşımlar ile binlerce lira kazanabiliyor. Twitter, Instagram ve Snapchat uygulamaları ile yapılan ürün tanıtımları, saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor, en fazla ücreti de en fazla görüntülenme sayısına ulaşan paylaşımcılar kazanıyor.  Öncelikle konunun vergilendirilmesini mevcut vergisel uygulamalar açısından özetle açıklamaya çalışalım.

Vergi kanunlarımıza göre ticari faaliyet bir tür emek-sermaye organizasyonuna dayanmakta olup bir gerçek kişinin ticari kazanç açısından gelir vergisi mükellefi olması için faaliyetin ticari bir organizasyona bağlı olarak yürütülmesi ve devamlılık arz etmesi gerekmektedir.
Sahip oldukları sosyal medya hesaplarına ait sayfalarda ticari bir organizasyon içerisinde, devamlı olarak reklam hizmeti veren gerçek kişilerin ticari kazanç açısından gelir vergisi mükellefi olmaları gerekmektedir. Gelir Vergisi mükellefi olan paylaşımcıların fatura düzenlemeleri gerekmektedir.

Şayet sosyal paylaşımcıları gelir vergisi mükellefi değil ise; reklam veren kurumlarca gider pusulası düzenlenmesi gerekiyor. Yapılan reklam ödemeleri ise şirketler için gider niteliğindedir.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. Maddesi’ne göre sosyal medya reklamları için yapılan ödemeler üzerinden herhangi bir vergi kesintisi yapılması söz konusu değildir.[1]
KDV açısından konuya baktığımızda ise; KDV Genel Uygulama Tebliği’nin I-C/2.1.2.4. bölümünde konuya net bir şekilde açıklık getirilmiştir. Buna göre; internet üzerinden yapılan sözleşme kapsamında sosyal ağlar üzerinden reklam hizmetleri yapanların bu faaliyetlerinin, Gelir Vergisi Kanunu yönünden ticari faaliyet kapsamında değerlendirilmesi ve mükellefiyet tesis ettirilmesi halinde KDV’ye tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir. Mükellefiyet tesis ettirilmemesi durumunda ise reklam veren kurumlarca  KDV hesaplanıp sorumlu sıfatı ile beyan edilmesi gerekmektedir.

Peki Maliye Bakanlığı nasıl bir düzenleme yapacak? Yeni Vergi Usul Kanunu taslağının 130. Maddesinde Elektronik Ortamda İşyeri tanımı yapılmıştır. İlgili maddede ”İnternet, ekstranet, intranet ya da benzeri bir telekomünikasyon ortam veya aracının ticari, sınai veya mesleki faaliyete tahsis edilmesi veya bu faaliyetlerde kullanılması durumunda elektronik ortamda iş yeri oluşur.” ifadeleri yer almaktadır.

Maddenin devamında ise; elektronik ortamda oluşan iş yerlerinin kapsamını ve mükellefiyetle ilgili ödevlerin yerine getirilmesine ilişkin hususları belirlemeye, bu alanda vergisel düzenlemeler yapmaya, uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı’nın yetkili olduğunu belirtilerek bu konuda sazın Maliye Bakanlığı’nın elinde olduğunu belirtmiştir.

Taslak halinde olan Vergi Usul Kanunu’nun henüz yayınlanmadığını belirtmekte fayda var. Maliye Bakanlığı’nın eline aldığı sazla nasıl bir türkü yazacağını da hep beraber bekleyip, göreceğiz. Mevcut uygulamada çok fazla değişiklikliğe gidilmemesi beklenmektedir.

Mustafa Çanakçıoğlu



[1] 16.03.2016 tarih ve 11395140-105[229-2012/VUK-1- . . .]-23474 GİB Özelgesi

Devamını Oku…

29 Mart 2016 Salı

Adi Ortaklıkta Mükellefin Ölümü Halinde Mirasçıların Vergilendirilmesi

Soru: Adi ortaklıkta Mükellefin ölümü halinde mirasçıların vergilendirilmesi nasıldır ?

Cevap: 1. GELİR  VERGİSİ VE KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun "Ticari Kazancın Tarifi" başlıklı 37'nci maddesinde; her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu hükmüne yer verilmiş olup, aynı kanunun "Değer Artışı Kazançları" başlıklı mükerrer 80'inci maddesinde, "Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.

....

4. Ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar.

....

Bu maddede geçen "elden çıkarma" deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.

Faaliyetine devam eden ticarî bir işletmenin kısmen veya tamamen satılmasından veya ticarî işletmeye dahil amortismana tâbi iktisadî kıymetlerle birinci fıkrada yazılı hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar ticarî kazanç sayılır ve bunlara ticarî kazanç hakkındaki hükümler uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.

Yine, aynı kanunun "Vergilendirilmeyecek Değer Artışı Kazançları" başlıklı 81'inci maddesinde; "Aşağıdaki yazılı hallerde değer artışı kazancı hesaplanmaz ve vergilendirilmez:

1. Ferdi bir işletmenin sahibinin ölümü halinde, kanuni mirasçılar tarafından işletmenin faaliyetine devam olunması ve mirasçılar tarafından işletmeye dahil iktisadî kıymetlerin kayıtlı değerleriyle (bilanço esasına göre defter tutuluyorsa bilançonun aktif ve pasifiyle bütün halinde) aynen devir alınması..." hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, aynı kanunun "Safi Değer Artışı" başlıklı mükerrer 81'inci maddesinde; "Değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunur. Hâsılatın ayın ve menfaat olarak sağlanan kısmının tutarı Vergi Usul Kanununun değerleme ile ilgili hükümlerine göre tayin ve tespit olunur.

 ....

Mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilir. Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması şarttır." hükümleri yer almaktadır.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1/1'inci maddesinde; Türkiye'de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV'ye tabi olduğu,

8/1'inci maddesinde,mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanların verginin mükellefi olduğu,

Hüküm altına alınmıştır.

1 Seri Nolu No'lu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin "Adi Ortaklıklarda Vergileme" başlıklı bölümünde;

"1. Katma Değer Vergisi  uygulamasında adi ortaklıklar bağımsız işletme birimleri olarak ayrı vergi mükellefiyetine sahiptir. Buna göre; adi ortaklıklarda defter tutma, belge düzenleme, muhafaza ve ibraz gibi vergi ödevleri ile beyanname verme ve vergi ödeme gibi mükellefiyetlerin ortaklardan ayrı olarak yerine getirilmesi, ortaklığın Katma Değer Vergisi ile ilgili hesaplarının, ortakların varsa şahsi işletmelerindeki işlemlerden ayrı yapılması gerekmektedir.

Öte yandan; adi ortaklıklarda, ortaklığın sona ermesi sonucunu doğurmayan hisse devri işlemleri Katma Değer Vergisine tabi olamayacak, ortaklığın sona ermesi sonucunu doğuran devir işlemlerinde ise vergi uygulanacaktır.

Buna göre; bir adi ortaklıkta, ortaklardan biri veya birkaçının hisselerini diğer ortaklara veya üçüncü şahıslara devretmesi, bu şekilde ortaklıktan bazı ortakların ayrılması veya ortaklığa yeni ortakların alınması halinde, mevcut adi ortaklık, ortak sayısındaki değişiklik dışında aynen devam ediyorsa, bu hisse devri işlemlerinde vergi uygulanmayacaktır.

Hisse devri işlemleri adi ortaklığın sona ermesi sonucunu doğuruyor veya ortaklık, ortakların kararı ile fesh ediliyorsa, bu devir işlemlerine vergi uygulanması gerekmektedir." denilmektedir.

Bu hükümler çerçevesinde;

a) Muristen intikal eden ticari işletmenin bütün varislerce kayıtlı değerleriyle aynen devralınarak faaliyete devam edilmesi halinde bu devir işlemi nedeniyle değer artış kazancı ve katma değer vergisi hesaplanmayacaktır. Öte yandan muris adına verilen son katma değer vergisi beyannamesinde "sonraki döneme devreden katma değer vergisi" olarak beyan edilen bir vergi bulunması halinde bu vergi, yürütülen ticari faaliyet nedeniyle hesaplanan vergiden indirim konusu yapılabilecektir.

b) Muristen intikal eden ticari işletmenin faaliyetine mirasçılardan bir veya bir kaçı tarafından devam edilmesi halinde;

i) Murisin ölüm tarihi ile varislerden biri veya birkaçının mükellefiyet tesis ettirdiği tarih arasındaki dönemde mirasçılarca faaliyette bulunulmuş ise, mirasçıların adi ortaklık halinde faaliyet gösterdiğinin kabul edilmesi gerekir.

Bu durumda,  adi ortaklık halinde faaliyet gösterilmekte iken bir kısım mirasçıların ortaklıktaki hisselerini diğer varislere veya başka şahıslara satmaları halinde, bu satıştan elde edilen kazancın ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

Adi ortaklık halinde faaliyet gösterilmekte iken ortaklardan bazılarının hisselerini ortaklık sona ermeyecek şekilde diğer ortaklara veya başka şahıslara satmaları halinde bu devir işlemi katma değer vergisine tabi olmayacaktır. Ancak, adi ortaklığın ferdi işletmeye dönüşmesi sonucunu doğuran hisse devirleri katma değer vergisine tabi olup, ortaklık tarafından faaliyete devam edecek ortağa kesilecek faturada ayrıca katmadeğer vergisi hesaplanacak ve beyan edilecektir.

ii) Murisin ölüm tarihi ile mirasçılardan biri veya birkaçının söz konusu işletmeyi kendi adlarına işletmeye başladıkları tarih arasındaki mirasçılarca faaliyette bulunulmamış ise ölüm tarihi itibariyle faaliyetin sona erdiğinin kabul edilmesi ve faaliyeti duran işletmeye ait malların intikalinde KDV uygulanmaması gerekir. Bu durumda her bir mirasçının işletmedeki hissesinin, faaliyete devam edecek mirasçı veya mirasçılara devretmelerinden elde edilecek kazancın değer artış kazancı olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

Faaliyete devam edecek mirasçı, bu şekilde devraldığı mallar için gider pusulası düzenleyecektir. Gider pusulası ile alınan mallar için katma değer vergisi hesaplanması ve indirim konusu yapılması söz konusu değildir.

Koray Ateş

Devamını Oku…

8 Şubat 2016 Pazartesi

Kolektif Şirketin Limited Şirkete Devrinde Vergilendirme

Soru: Kolektif şirketin limited şirkete devrinde vergilendirme nasıldır ?

Cevap: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 80 inci maddesinin son fıkrasında, faaliyetine devam eden ticari bir işletmenin kısmen veya tamamen satılmasından veya ticari işletmeye dahil amortismana tabi iktisadi kıymetlerle birinci fıkrada yazılı hakların elden çıkarılmasından doğan kazançların ticari kazanç sayılacağı ve bunlara ticari kazanç hakkındaki hükümlerin uygulanacağı belirtilmiş, bu maddede geçen "elden çıkarma" deyiminin mal ve hakların satılmasını, bir ivaz karşılığında devir ve temlikini, trampa edilmesini, takasını, kamulaştırılmasını, devletleştirilmesini, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade ettiği yine aynı maddenin ikinci fıkrasında hüküm altına alınmıştır.

            Diğer taraftan, aynı Kanunun 81 inci maddesinde, "Aşağıdaki yazılı hallerde değer artışı kazancı hesaplanmaz ve vergilendirilmez:

            ...

            2. Kazancı bilanço esasına göre tespit edilen ferdi bir işletmenin bilançosunun bir sermaye şirketine aktif ve pasifiyle bütün halinde devrolunması, devir alan şirketin bilançosuna aynen geçirilmesi ve devredilen ferdi işletmenin sahip veya sahiplerinin şirketten, devir bilançosuna göre hesaplanan öz sermayesi tutarında ortaklık payı alması (Bu ortaklık payını temsil eden hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır.).

            3. Kollektif ve adi komandit şirketlerin bu maddenin (2) numaralı bendinde yazılı şartlar dahilinde nev'i değiştirerek sermaye şirketi haline dönüşmesi (Kollektif ve adi komandit şirketlerin şekil değiştirerek anonim şirket haline dönüşmesi halinde şekil değiştiren kollektif ve adi komandit şirketlerin ortaklarının anonim şirketteki ortaklık paylarını gösteren hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır.)."

            hükmüne yer verilmiştir.

Bu nedenle,  193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesinin 2 nci bendinde belirtilen şartlar dahilinde, kollektif şirketin bilançosunun aktif ve pasifiyle bütün halinde limited şirkete devredilmesi halinde değer artışı kazancı hesaplanmayacak ve vergileme yapılmayacaktır.

Koray Ateş


Devamını Oku…

5 Şubat 2016 Cuma

Serbest Meslek Erbabının Aynı Zamanda İnşaat İşi İle İştigal Etmesinin Vergilendirilmesi

Soru: Serbest meslek erbabının aynı zamanda inşaat işi ile iştigal etmesinin vergilendirilmesi nasıldır ?

Cevap: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde, her türlü ticari ve sınai faaliyetten doğan kazancın ticari kazanç olduğu hükme bağlanmıştır.
Aynı maddenin ikinci fıkrasının 4 numaralı bendinde; gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden elde ettikleri kazancın ticari kazanç olduğu hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde safi kazancın tespit edilmesi için indirilecek giderler bentler halinde sayılmış olup, aynı maddenin birinci fıkrasının 1 numaralı bendinde ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanunun 42 nci maddesinde, "Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde kâr veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak mezkur yıl beyannamesinde gösterilir."  hükmüne yer verilmiştir.
            Bir işin Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için;
            a) Faaliyet konusunun inşaat ve onarma işi olması
            b) İnşaat ve onarma işinin birden fazla yıla sirayet etmesi
            c) İnşaat ve onarma işinin resmi veya özel taahhütlere bağlı olarak yapılması
            gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen Kanun hükmü çerçevesinde, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamında inşaat ve onarım işleri, resmi ve özel taahhütler gereğince başkasının hesabına yapılan işlerden ibarettir. Söz konusu işin taahhüde bağlı olarak yapılması ise, inşaat ve onarım işinin başkasının nam ve hesabına yapılması ve karşılığında hakedişe bağlı bir istihkak ödemesinin ortaya çıkması ile mümkündür.
Buna göre, serbest meslek erbabı olarak faaliyette bulunulması ve inşaat sözleşmesi ile başkasının arsası üzerine bina inşaatının yapılması işinin üstlenilmesi nedeniyle, serbest meslek faaliyetinden ayrı olarak yapılan söz konusu faaliyetin ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekmekte olup, inşaat sözleşmesine istinaden yapılan iş birden fazla yıla sirayet etse bile söz konusu işin Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Yine, Kanunda yer alan düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, ticari kazançta elde etme yönünden tahakkuk esası geçerlidir. Ticari kazancın hesap dönemleri itibarıyla tespit edilerek dönemler itibarıyla gerçekleşmiş gelir ve giderlerin safi ticari kazancın tespitinde dikkate alınması gerekir. Dönemsellik ilkesi gereğince işletmenin sürekli kabul edilen ömrü belli dönemlere bölünür ve her dönemin faaliyet sonuçları diğer dönemlerden bağımsız olarak saptanır. Gelir ve giderler tahakkuk esasına göre muhasebeleştirilerek hasılat, gelir ve karlar; aynı döneme ait maliyet, gider ve zararlarla karşılaştırılır.
Bu nedenle, başkasının arazisi üzerine yapılan inşaat nedeniyle katlanılan malzeme ve işçilik harcamalarının doğrudan gider yazılmaksızın, söz konusu inşaat işinin maliyetine dahil edilmesi gerekmektedir. İnşaatın tamamen bitirildiği yıl maliyet bedeli bulunarak maliyet bedeli ile sözleşme bedeli olarak arsa sahibinden alınan tutar arasındaki farkın (inşaat devam ederken alınan avanslar da dahil) ilgili yıl ticari kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir.
Koray Ateş

Devamını Oku…

25 Aralık 2015 Cuma

Yabancıların Türkiye'de Vergilendirilmesi

Soru: Yabancıların Türkiye’de vergilendirilmesi nasıldır ?

Cevap: Kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilecektir.  Dar mükellefiyette kurum kazancı aşağıdaki kazanç ve iratlardan oluşmaktadır:

   -Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun Türkiye’de işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançlar, (Bu şartları taşısalar bile kurumların ihraç edilmek üzere Türkiye’de satın aldıkları malları Türkiye’de satmaksızın yabancı ülkelere göndermelerinden doğan kazançlar, Türkiye’de elde edilmiş sayılmaz. Türkiye’de satmaktan maksat, alıcı veya satıcının ya da her ikisinin Türkiye’de olması veya satış sözleşmesinin Türkiye’de yapılmasıdır.)
   -Türkiye’de bulunan zirai işletmeden elde edilen kazançlar,
   -Türkiye’de elde edilen serbest meslek kazançları,
   -Taşınır ve taşınmazlar ile hakların Türkiye’de kiralanmasından elde edilen iratlar,
   -Türkiye’de elde edilen menkul sermaye iratları,
   -Türkiye’de elde edilen diğer kazanç ve iratlar.

Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinde belirtilen anılan kazanç ve iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye’de elde edilmesi ve Türkiye’de daimi temsilci bulundurulması konularında Gelir Vergisi Kanununun ilgili hükümleri uygulanacaktır.

İşlemin, Türkiye’de bulunan işyeri veya daimi temsilci ile kurumun ana merkezi arasında yapılması gerekeceğinden faturanın da ana merkeze kesilmesi gerekmektedir. Ancak, faturası ana merkeze kesilen söz konusu malın, bu merkezin yurt dışındaki başka bir şubesine  gönderilmesi, bu muaflıktan yararlanılmasına engel teşkil etmeyecektir. 
Örneğin; faturası yurt dışındaki merkeze kesilmek suretiyle yurt içinden temin edilen kabuklu fındıkların çuvallara doldurularak ana merkezin başka bir ülkedeki fabrikasına gönderilmesi halinde, yurt dışında bulunan kurum ihracat muaflığından yararlanacaktır.
Serbest meslek kazancının Türkiye’de yapılmakta olan ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, kurum kazancının tespitinde tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümler uygulanacaktır. Türkiye’de bulunan işyeri veya daimi temsilcileri vasıtasıyla ticari kazanç elde eden dar mükellef kurumların Türkiye’de elde ettikleri serbest meslek kazançları bulunması halinde, dar mükellef kurumların Türkiye’deki işyeri veya daimi temsilcisi vasıtasıyla elde ettiği kazanç ve iratlar ticari kazanç olarak değerlendirileceğinden, bu serbest meslek kazancı üzerinden Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesine göre vergi kesintisi yapılmayacaktır.
Türkiye’de işyeri veya daimi temsilcisi bulunmayan ya da işyeri veya daimi temsilcisi bulunmakla birlikte bunlarla ilişkili olmaksızın Türkiye’de serbest meslek faaliyeti icra eden veya bu faaliyeti Türkiye’de değerlendirilen kurumların, yıllık beyanname vermeleri halinde, kesilen bu vergiler beyannamede hesaplanan vergiden mahsup edilebilecektir.
Dar mükellef kurumların Türkiye’de menkul sermaye iradı elde etmelerinin tek koşulu sermayenin Türkiye’ye yatırılmış olmasıdır. Sermayenin Türkiye’ye yatırılmış olması demek, Türkiye’ye sermaye olarak getirilmesi, Türkiye’de borç olarak verilmesi veya benzeri şekillerde Türkiye’de nemalandırılmasıdır. Yatırılmış bulunan bu sermaye karşılığında elde edilen kâr payı, faiz, kira ve benzeri iratlar, dar mükellef kurumun Türkiye’de elde ettiği menkul sermaye iradı olacaktır. Menkul sermaye iradının Türkiye’de yapılmakta olan ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, kurum kazancının tespitinde tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümler uygulanacaktır. Dolayısıyla, Türkiye’de işyeri veya daimi temsilci bulunduran ve bu yerlerde veya bu temsilciler aracılığı ile yapılan işlemlerden elde edilen menkul sermaye iratları, ticari kazanç hükümlerine göre ve Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesine ilişkin olarak yayımlanan 257 ve 258 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğlerinde yer alan açıklamalar uyarınca vergilendirilecektir.
Bu itibarla, Türkiye’de işyeri ve daimi temsilcisi bulunmayan dar mükellef bir kurumun menkul sermaye iradı elde etmesi halinde, bu kazançların vergilendirilmesiyle ilgili ödevler, yabancı kuruma iradı sağlayanlar veya sağlanmasına aracılık edenler tarafından yerine getirilecektir.

Koray ATEŞ

Devamını Oku…

10 Aralık 2015 Perşembe

Anonim ve Limited Şirket Hisseleri Satışından Doğan Kazancın Vergilemesi

Bilindiği üzere; gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabidir. Gelir Vergisi Kanunu'nda hangi gelirlerin, hangi koşullarda ve nasıl vergiye tabi olacağı hususları düzenlenmiştir. Halen uygulanmakta olan Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80. maddesi “değer artış kazançları”nın vergilendirilmesine ilişkin hükümleri içermektedir. Anılan maddenin 1.bendine göre, “İvazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar.” değer artış kazancı olarak vergilendirilecektir. 

Söz konusu düzenleme uyarınca, gerçek kişilerin; 

- İvazsız olarak iktisap edilen (miras yoluyla ya da bağış yoluyla edinilmiş olan) anonim şirket hisse senetleri ile

- Tam mükellef (kanuni ve iş merkezleri Türkiye’de bulunan) kurumlara ait olan ve iki yıldan uzun süre elinde tuttukları anonim şirket hisse senetlerinin (hisse senetlerinin basılmış olması ya da yerine geçici ilmühaber çıkarılmaları şartıyla)  elden çıkarılmasından sağladıkları

kazançlar değer artış kazancı olarak sayılmayacak ve vergilendirilmeyecektir. (Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 67. maddesi hükümleri uyarınca ise, tam mükellef kurumlara ait olup, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler gelir vergisine tabi değildir.) 

Dolayısıyla, bir ivaz karşılığında edinilmiş olan ve edinim tarihi ile elden çıkarma tarihi arasında geçen süre iki tam yıldan (730 günden) az olan anonim şirket hisselerinden sağlanan kazançlar gelir vergisine tabi olacaktır.

Yine aynı maddenin 4. bendinde “ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar” değer artış kazancı olarak sayıldığından gerçek kişilere ait limited şirket paylarının (ya da diğer ortaklık hakları veya hisselerinin) elden çıkarılmasından elde edilecek kazançlar ise, elden çıkarma ne zaman yapılırsa yapılsın, gelir vergisine tabi olabilecektir.

Anılan düzenlemede belirtilen “elden çıkarma” tabiri sadece satışı değil, bunun yanı sıra; anılan kıymetlerin bir ivaz karşılığında devir ve temlikini, trampa edilmesini, takasını, kamulaştırılmasını, devletleştirilmesini ve ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını da ifade etmektedir.

Öte yandan, anılan kanunun safi değer artışına ilişkin hükümlerinin yer aldığı mükerrer 81. Maddesine göre; değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunacaktır. 

Aynı madde uyarınca; mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilecektir. Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının %10 veya üzerinde olması şarttır. 

Buna göre safi değer artış kazancı tespit edilirken; alım-satım tarihleri arasında toptan eşya fiyat endeksindeki artışın yüzde 10 ve üzerinde olması şartıyla, maliyet bedeli söz konusu endeksteki artış oranında artırılacak, daha sonra satış nedeniyle oluşan diğer giderler düşülecek ve değer artış kazancının istisna tutarını (2015 yılı için istisna tutarı 10 bin 600 TL’dir) aşan kısmı beyan edilerek üzerinden gelir vergisi hesaplanmak sureti ile kazancın elde edildiği yılı takip eden yılın mart ayı sonuna kadar beyan edilecek ve biri mart ayında diğeri temmuz ayında olmak üzere iki eşit taksitte ödenecektir.

(Yukarıda belirtilen hisse senetleri, ortaklık hakları veya hisseleri ticari işletmeye dahilse, bunların elden çıkarılmasından sağlanan kazançlara yukarıdaki hükümler değil, “ticari kazanç” hakkındaki hükümler uygulanır)

Arif Akarca / Dr. Mehmet Şafak

Kaynak: http://www.dunya.com/anonim-ve-limited-sirket-hisseleri-satisindan-dogan-kazancin-vergilemesi-162391yy.htm

Devamını Oku…

26 Kasım 2015 Perşembe

Vergilendirmede Zamanaşımı

Vergi Usul Kanunu’nun 113’üncü maddesinde yer alan tanımlamaya göre “zamanaşımı, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkmasıdır.” Bu bağlamda “zamanaşımı, mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade eder.”

Aynı kanunun 114’üncü maddesinde hükme bağlandığı üzere “vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak 5 yıl içinde tarih ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.”

Ancak, “vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zamanaşımını” durdurmaktadır. Duran zamanaşımı mezkur (söz konusu) komisyon kararının vergi dairesine tevdiini (ulaşmasını) takip eden günler itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Ancak işlemeyen süre her hal ve takdirde 1 yıldan fazla olamaz.

Diğer yandın Vergi Usul Kanunu’nun 374/1’inci maddesinde hükme bağlandığı üzere “vergi ziyaı cezasında cezanın bağlı olduğu vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden; 353 ve mükerrer 355’inci maddeler uyarınca kesilecek usulsüzlük cezalarında, usulsüzlüğün yapılacağı yılı takip eden yılın birinci gününden başlayarak 5 yıllık süre geçtikten sonra vergi cezası kesilmez” denildikten sonra, 114’üncü maddesinde yer alan hükmün ceza zamanaşımı içinde geçerli olduğu ifade edilmiştir.

Vergi Usul Kanunu’nun 138’inci maddesinde “inceleme; neticesi alınmamış hesap dönemi de dahil olmak üzere, tarh zamanaşımı süresi sonuna kadar her zaman yapılabilir” hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla vergi incelemesi yapılabilmesi için tarh zamanaşımı süresinin dolmaması gerekmektedir. Bu bağlamda da tarh zamanaşımının dolduktan sonra mükellef hakkında inceleme yapma olanağı ortadan kalkmaktadır.

Uygulamada zaman-zaman zamanaşımı süresinin son günlerinde incelemeye alınan mükelleflerin hesap ve işlemlerinin takdir komisyonuna sevk edildiği ve bu aşamada da uzayan zamanaşımı süresi için de vergi incelemesi yapıldığı görülmektedir.

Vergi Usul Kanunu’nun 114’üncü maddesi gereği olarak; “vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zamanaşımını durdurur.” Ancak; bu aşamada işlemeyen süre sınırlı tutulmuş olup her hal ve takdirde 1 yıldan fazla olamaz.

Oysa Vergi Usul Kanunu’nun 30’uncu maddesi uyarınca “vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır.”

Dolayısıyla; vergi incelemesi yapmaya yetki olanlarca düzenlenen inceleme raporlarında yer alan matrah veya matrah kısmı re’sen takdir edilmiş kabul edilmektedir.

Her şeyden önce matrah takdiri için takdir komisyonuna sevk işleminin zamanaşımı süresini uzatabilmesi için ortada gerçek bir takdire sevk nedeninin bulunması gerekmektedir. Bir başka anlatımla ortada gerçek bir takdire sevk nedeni yoksa bu takdirde yapılan incelemelerin takdire sevki zamanaşımı süresini kesme ve/veya durdurma amacına yönelik olmaktadır.

Ayrıca; inceleme elamanının kendisi tarafından yapılacak işlemin zamanaşımını durdurmayacak olması nedeniyle, kendi yetkisi olmasına rağmen konuyu takdir komisyonuna göndermesi işleminde de sonucun değişmemesi gerekir. Bir başka anlatımla yasal düzenlemelere aykırı olarak yapılan bir işlemin yasalar tarafından korunması hukuken kabul edilebilir bir uygulama ve/veya tercih olarak kabul edilemez.
Gerçekte normal zamanaşımı süresi dolduktan sonra, duran zamanaşımı süresi içerisinde inceleme elamanı tarafından idari bir sonuç doğurabilecek işlem yapılması hukuken mümkün değildir. İnceleme elemanının normal koşullarda işlemin takdire sevkinden sonra elindeki bilgi ve belgeleri takdir komisyonuna göndermesi gerekmektedir.

Uygulamada yaşanan yöntem ve sorunlar dikkate alındığında;

- Takdire sevk ve vergi inceleme işlemleri için ilgili kanunda çok zaruri ve özel haller dışında zamanaşımı süresinin dolmasına az süre kalan durumlarda vergi incelemesi yapılması isteminin sınırlandırılması,

- Takdire sevk işleminin yapılması halında mükellefe bilgi verilmesi,

- Tarh zamanaşımı yanında tahakkuk işlemleri için de zamanaşımı uygulamasına gidilmesi halinde,

Günümüzde zamanaşımına yönelik olarak uygulama sorunlarının azalacağı beklenmektedir.

Veysi Seviğ

Kaynak: http://www.itohaber.com/koseyazisi/202021/vergilendirmede_zamanasimi.html


Devamını Oku…

4 Kasım 2015 Çarşamba

Serbest Meslek Kazançlarının Vergilendirilmesinde Bazı Ayrıntılar - 3

Geçtiğimiz haftalarda yayımlanan iki makalede, serbest meslek kazancının vergilemesiyle ilgili bazı ayrıntılara yer vermiştim.

Gelen tepkiler nedeniyle olmalı, konuyu sevdim. O zaman aynı konuya devam.

Taşıt giderlerinin indiriminde kural ne?

Gelir Vergisi Kanunu’nun 68. maddesi gereği, kiralanan veya envantere dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderleri, serbest meslek kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılmaktadır. Maddeye göre, indirimin koşulları bellidir. Taşıt kiralanmış veya envantere dahil olacak ve işte kullanılacaktır. Çalışan sayısının ve taşıt sayısının bir önemi yoktur. Taşıtın işte kullanılıp kullanılmadığı önemlidir.

2013 ve 2014 yıllarında verilen iki özelge, okuyanların kafasını karıştırmış olabilir. 2013 yılında verilen bir özelgede, tek kişi tarafından icra edilen serbest meslek faaliyetine ilişkin envantere kayıtlı olsa dahi ikinci bir araca ait gider ve amortismanların gelirin tespitinde indirim konusu yapılamayacağı belirtilmiştir.

2014 yılında verilen bir özelgede ise indirilecek giderlere ilişkin kural hatırlatılmış, serbest meslek faaliyetinin önem ve genişliği ile mütenasip olup işte kullanılan envantere kayıtlı araçların giderleri ile amortismanlarının indirim konusu yapılabileceği hususu dikkate alındığında, iş hacmi ve çalışan personele göre kullanılan araçlara ilişkin ayrılan amortismanlar ile yakıt ve bakım giderlerinin serbest meslek kazancının tespitinde indirim konusu yapılmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.

Yukarıda bahsedilen birinci özelgede yer alan açıklamanın olayına özgü olduğu anlaşılmaktadır. Serbest meslek kazancının tespitinde taşıt araçlarının gider yazılması konusu, çalışan ve taşıt sayısına değil, taşıtların işte kullanılıp kullanılmadığına bağlıdır. Dolayısıyla yukarıdaki ikinci özelgenin anlatım itibariyle daha doğru olduğu açıktır.

Kişisel düşüncem, bir araç da olsa, işte kullanılmıyorsa taşıt giderleri kabul edilmez. Çalışan sayısından fazla da olsa, araçlar işte kullanılıyorsa, giderlerinin kabul edilmemesi için bir neden yoktur.

Çalışanlara sağlanan menfaatler gider midir?

Serbest meslek faaliyetiyle uğraşanların önemli bir gider kalemi de çalıştırdıkları personele yaptıkları ücret ödemeleridir. Çalıştırılan personele ödenen ücretler, mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel gider niteliğindedir ve bu niteliğiyle de kazancın tespitinde dikkate alınması mümkündür. Ücret, para veya mal olarak ödenebilir. Personele sağlanan her türlü menfaat de ücret tanımı içine girmektedir.

Bu çerçevede örneğin serbest meslek erbabı yanında çalıştırdığı personelinin eğitimi için harcama yapabilir, personelinin okul veya kurs ücretini ödeyebilir. Bu nitelikli harcamalar duruma göre gider niteliğinde olabilir veya olmayabilir. Ayrıntıya girmeden bir genelleme yapacak olursak;

• Personelin eğitimi doğrudan yapılan işle ilgili ise örneğin meslek içi kurs benzeri bir eğitim ise yapılan ödeme işletmeyle ilgili genel gider niteliğindedir ve doğrudan gider yazılabilir.

• Personelin eğitimi doğrudan yapılan işle ilgili değilse, personelin eğitim düzeyinin yükselmesine paralel olarak işteki verimi yükselse de, doğrudan işletme gideri olarak kabul edilmeyebilir. Bu durumda harcama, personele sağlanan menfaat olarak ücret sayılır ve stopaj yoluyla vergilendirilerek gider yazılabilir.

• Gerçek kişilere ve dolayısıyla çalışanlara, sadece sosyal sorumluluk çerçevesinde yapılan ödemeler yani bağışlar, hiçbir şekilde gider kaydedilemez.

Gelir İdaresi tarafından verilen 15.06.2015 tarihli bir özelgede, iş yerinde ücretli çalışan personelin yabancı dil eğitimi alması için yurt dışına gönderilmesi dolayısıyla yapılan harcamaların, gider olarak yazılmasının mümkün bulunmadığı belirtilmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, istihdam edilen personele sağlanan her türlü menfaat ücret niteliğindedir ve çalışana sağlanan menfaatin brütleştirilerek gider kaydedilmesi gerekir. Bu çerçevede, çalışana sağlanan menfaatin, gider kaydedilemeyeceği yönünde verilen ve yukarıda özetlenen özelgenin farklı bir yönünün olabileceğini düşünüyorum.

Kaynak: http://www.dunya.com/serbest-meslek-kazanclarinin-vergilendirilmesinde-bazi-ayrintilar-3-161956yy.htm

Devamını Oku…

2 Kasım 2015 Pazartesi

Yurtdışından Alınan Alan Adı (Hosting) Vergilendirmesi

Artık birçok firmamız, internet ağı üzerinden Hindistan, Amerika, Almanya gibi birçok ülkeden alan adlarını (domain) alarak Türkiye’de satmak suretiyle hosting hizmeti yapmaktadır. Bu hizmet nedeniyle internet üzerinden gönderilen fatura bedeli üzerinden hesaplanan katma değer vergisini 2  No.lu KDV Beyannamesi ile yapıp,  gelir vergisi tevkifatını ise muhtasar beyanname ile  beyan etmemektedir. Bu makalemde bu durumun mevzuata uygun olup olmadığı hususunu, mevzuat ve Gelir İdaresinin görüşlerine göre açıklayacağım.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunumuzun 3. maddesinin ikinci fıkrasında, kanunun 1. maddesinde sayılan kurumlardan, kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların, dar mükellefiyet esasında sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirileceği hükmü yer almakta olup, üçüncü fıkrasında ise dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar sayılmıştır.

Aynı maddenin dördüncü fıkrasında da bu maddede belirtilen kazanç veya iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye’de elde edilmesi ve Türkiye’de daimi temsilci bulundurulması konularında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanacağı hükmüne yer verilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun 30. maddesinin birinci fıkrasında, dar mükellefiyete tabi kurumların maddede sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrasında ise, ticari veya zirai kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın, telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayri maddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılması öngörülmüş olup, 12.01.2009 tarih ve 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kesinti oranı % 20 olarak belirlenmiştir.
Bu çerçevede, yurt dışından satın alınan (domain) alan adı, karşılığı yapılan ödemeler gayri maddi hak ödemesi niteliğinde olup, yapılan bu ödemeler üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Diğer taraftan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;
– 1/2 ‘nci maddesinde, her türlü mal ve hizmet ithalatının KDV’ye tabi olduğu,
– 8/1-b maddesinde, ithalatta mal ve hizmet ithal edenlerin verginin mükellefi olduğu,
– 9/1’inci maddesinde, mükellefin Türkiye içinde ikametgahının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı’nın vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabileceği, hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, 15 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin “Yurt Dışından Sağlanan Hizmetler” başlıklı (C) bölümünde;
KDV Kanununun 1 inci maddesine göre, işlemler Türkiye’de yapıldıkları takdirde vergiye tabi tutulabilecektir.”
Aynı Kanunun 6/b maddesine göre;
“Türkiye’de yapılan veya faydalanılan hizmetler Türkiye’de ifa edilmiş sayılacaktır. Yurt dışındaki firmalara yaptırılan hizmetlerden bu kapsama girenlerin vergiye tabi olacağı açıktır. Bu gibi hizmet ifalarında mükellef esas olarak yurt dışındaki firma olmakla birlikte, firmanın Türkiye’de ikametgahı, işyeri, kanuni merkez ve iş merkezi bulunmaması halinde vergi, sözü edilen Kanunun 9. maddesi gereğince hizmetten faydalanan yurt içindeki muhatap tarafından bağlı bulunulan vergi dairesine sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenecektir” açıklamasına yer verilmiştir.

Bu itibarla, yurtdışında mukim firmalardan alınan (domain) alan adlarına ilişkin bedeller üzerinden hesaplanan katma değer vergisinin 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edilerek ödenmesi, domain bedelleri için stopaj tahakkuku yapılarak, muhtasar beyanname ile beyan edilip, ödenmesi gerekmektedir.

Nevzat Erdağ



Devamını Oku…

30 Ekim 2015 Cuma

Foreks İşleminden (KALDIRAÇ) Elde Edilen Gelirin Vergilendirilmesi

Soru: Foreks işleminden (KALDIRAÇ) elde edilen gelir vergilendirilir mi ?

Cevap: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun  "Ticari Kazancın Tarifi" başlıklı 37 nci maddesinin birinci fıkrasında her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu hüküm altına alınmıştır.

Ticari faaliyet bir tür emek-sermaye organizasyonuna dayanmakta olup, kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin "ticari faaliyet" olma niteliğine etki etmemektedir. Ancak,  bir faaliyetin "ticari faaliyet" sayılabilmesi için, kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Gelir Vergisi Kanununun "Değer Artışı Kazançları" başlıklı mükerrer 80 inci maddesinde ise hangi mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançların değer artışı kazancı olarak değerlendirileceği tek tek sayılmış olup, döviz alım satımından doğan kazançlar bu madde kapsamına girmemektedir.

Yine,  Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 inci maddesinde  menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılması ve elde tutulması sürecinde elde edilen gelirler ile mevduat faizleri, repo gelirleri ve özel finans kurumlarından elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine yönelik düzenlemeler yer almakta olup, döviz alım satımından doğan kazançların bu madde kapsamında vergiye tabi tutulması da mümkün bulunmamaktadır.

Buna göre, foreks işlemleri olarak da adlandırılan kaldıraçlı döviz alım satım faaliyetlerinden doğan kazançların Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesi kapsamında tevkifat yoluyla yahut mükerrer 80 inci madde kapsamında beyan yoluyla vergiye tabi tutulması söz konusu olmamakla birlikte, söz konusu faaliyetin ticari organizasyon içerisinde devamlılık arz edecek şekilde yapılması durumunda ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi ve bu faaliyetler neticesinde elde edilen kazancın, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazançlara ilişkin hükümleri çerçevesinde beyan yoluyla vergilendirilmesi gerekmektedir.

Koray Ateş

Devamını Oku…

Serbest Meslek Kazançlarının Vergilendirilmesinde Bazı Ayrıntılar - 2

21 Ekim tarihinde yayımlanan makalede, serbest meslek kazancının vergilemesiyle ilgili bazı özelliği olan konulara yer vermiştim. Bugün aynı konuya devam.

Serbest meslekte kasa esası geçerlidir

21 Ekim tarihli makalede, serbest meslek kazancında elde etmenin tahsilatla gerçekleştiğini, serbest meslek faaliyetinin elde edilmesi için yapılan genel giderlerin de ödenmedikçe gider yazılamayacağını belirtmiştim. Makale yayımlandıktan sonra çok sayıda kişi bu açıklamanın yasal dayanağını sordu. Kısaca belirtelim.

Kazancın elde edilmesinde geçerli olan tahsilat esasının yasal dayanağı Gelir Vergisi Kanunu’nun 67. maddesinde. Bu maddede yer alan, serbest meslek kazancının, bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlarla sağlanan menfaatlerden oluşacağı hükmü, kazancın elde edilmesinin tahsilata bağlanmış olduğunu açıkça gösteriyor.

Yapılan giderlerin ödenmedikçe gider yazılamayacağına ilişkin güzenleme ise Kanun’un 68. maddesinin birinci fıkrasının (1) no.lu bendinde yer alıyor. Bu bentte, mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen genel giderlerin, kazanncın tespitinde dikkate alınacağı hükmü yer alıyor. Maddede yer alan “ödenen genel giderler” ifadesi, genel giderler açısından kasa esasının yasal dayanağı.

Alınan avanslar, tahsil edildiği dönemin geliridir

Yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde, serbest meslekte tahsil edilen hasılat, avans niteliğinde de olsa, tahsil edildiği yılın hasılatına dahil edilir. İşin yapılmaması veya başka nedenlerle, alınan avansın iade edilmesi durumunda, iadenin yapıldığı dönemde gider olarak dikkate alınır. Peşin ödenen genel giderler ödeme zamanında gider yazılır. Yukarıda da belirttiğim gibi, serbest meslek kazancında elde etmede olduğu gibi giderler açısından da kasa esası geçerlidir. Dolayısıyla, alınacak bir hizmet için peşin ödeme yapılması durumunda, giderin belgelendirilmesi şartıyla, ödemenin yapıldığı tarihte gider dikkate alınabilir. Bu çerçevede örneğin işyeri kirasını peşin ödeyen bir serbest meslek erbabı, bu ödemeyi ilgili dönemini beklemeksizin ödediği dönemde gider yazabilir.

Serbest meslek kazancının tespitinde peşin ödemelerin aktifleştirilmesini öngören bir düzenleme yoktur. Kanunda yer alan “ödenen genel giderler” ifadesi de gelecek dönemlere ilişkin olarak peşin ödenen tutarların gider yazılmasını gerektirmektedir.

Yaygın bazı genel giderlerde gider yazma ve KDV indirim zamanı

Serbest meslek erbabının en yaygın giderleri, elektrik, su, doğalgaz, kırtasiye ve sigorta gibi genel gider kalemlerinden oluşmaktadır. Yukarıda genel çerçeveyi özetledim ama bu yaygın giderler çerçevesinde konuyu biraz somutlaştırmakta yarar var.

Aynı vergilendirme dönemine ilişkin olarak dönem kapanmadan gelen ve ödenen faturalar açısından uygulamada sorun yoktur. Ödenen fatura bedeli gider kaydedilir, faturada yer alan katma değer vergisi de indirim konusu yapılır.

Ancak bir yıla ilişkin harcama faturasının sonraki yılda gelmesi veya önceki yıla ilişkin faturanın sonraki yılda ödenmesi durumunda sorun çıkabilir.

Kural olarak giderler ödendiğinde dikkate alınır. Dolayısıyla tüketim yılına ve fatura tarihine bakılmaksızın, yukarıda sayılan giderler, ödendiğinde dikkate alınır. Bu çerçevede örneğin, aralık ayına ait giderler için ocak ayında düzenlenmiş ve ödenmiş olan faturalar, ödemenin yapıldığı döneme ait serbest meslek kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınır.

Giderlere ilişkin faturalarda yer alan katma değer vergisi, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği takvim yılı aşılmamak şartıyla, kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde genel esaslara göre indirim konusu yapılır. Bu durumda örneğin;

- Aralık ayında tüketilen elektrik, su ve doğalgaz bedellerine ait faturaların takip eden yılın ocak ayında düzenlenmiş ve ödenmiş olması durumunda, bu faturalardaki katma değer vergisi söz konusu belgelerin defterlere kaydedildiği ocak vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabilir.
- Aralık ayında tüketilen elektrik, su ve doğalgaz bedellerine ait faturaların aralık ayında düzenlenmiş ancak ocak ayında ödenmiş olması durumunda, faturanın ocak ayında gider kaydedilmesi ancak faturada yer alan katma değer vergisinin aralık ayına ait beyannamede indirim konusu yapılması gerekir.

Elektrik, su, gaz, ısıtma soğutma ve benzeri enerji dağıtım ve kullanımlarında vergiyi doğuran olay, genel olarak mal teslimine ve hizmet ifasına göre farklıdır. Bu hizmetlerde vergiyi doğuran olay, bunların bedellerinin tahakkuk ettirilmesidir. Dolayısıyla aralık ayına ilişkin tüketim bedelinin ocak ayında faturası düzenlenerek tahakkuk ettirilmesi halinde, vergiyi doğuran olay ocak ayında gerçekleşmiş olmaktadır. Yüklenilen katma değer vergisinin indirim olanağı da bu durumda, ocak ayının içinde bulunduğu yılın sonuna kadar mümkündür.

Kaynak: http://www.dunya.com/serbest-meslek-kazanclarinin-vergilendirilmesinde-bazi-ayrintilar-2-161898yy.htm

Devamını Oku…