ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2016 Salı

Adi Ortaklıkta Mükellefin Ölümü Halinde Mirasçıların Vergilendirilmesi

Soru: Adi ortaklıkta Mükellefin ölümü halinde mirasçıların vergilendirilmesi nasıldır ?

Cevap: 1. GELİR  VERGİSİ VE KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun "Ticari Kazancın Tarifi" başlıklı 37'nci maddesinde; her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu hükmüne yer verilmiş olup, aynı kanunun "Değer Artışı Kazançları" başlıklı mükerrer 80'inci maddesinde, "Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.

....

4. Ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar.

....

Bu maddede geçen "elden çıkarma" deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.

Faaliyetine devam eden ticarî bir işletmenin kısmen veya tamamen satılmasından veya ticarî işletmeye dahil amortismana tâbi iktisadî kıymetlerle birinci fıkrada yazılı hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar ticarî kazanç sayılır ve bunlara ticarî kazanç hakkındaki hükümler uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.

Yine, aynı kanunun "Vergilendirilmeyecek Değer Artışı Kazançları" başlıklı 81'inci maddesinde; "Aşağıdaki yazılı hallerde değer artışı kazancı hesaplanmaz ve vergilendirilmez:

1. Ferdi bir işletmenin sahibinin ölümü halinde, kanuni mirasçılar tarafından işletmenin faaliyetine devam olunması ve mirasçılar tarafından işletmeye dahil iktisadî kıymetlerin kayıtlı değerleriyle (bilanço esasına göre defter tutuluyorsa bilançonun aktif ve pasifiyle bütün halinde) aynen devir alınması..." hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, aynı kanunun "Safi Değer Artışı" başlıklı mükerrer 81'inci maddesinde; "Değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunur. Hâsılatın ayın ve menfaat olarak sağlanan kısmının tutarı Vergi Usul Kanununun değerleme ile ilgili hükümlerine göre tayin ve tespit olunur.

 ....

Mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilir. Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması şarttır." hükümleri yer almaktadır.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1/1'inci maddesinde; Türkiye'de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV'ye tabi olduğu,

8/1'inci maddesinde,mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanların verginin mükellefi olduğu,

Hüküm altına alınmıştır.

1 Seri Nolu No'lu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin "Adi Ortaklıklarda Vergileme" başlıklı bölümünde;

"1. Katma Değer Vergisi  uygulamasında adi ortaklıklar bağımsız işletme birimleri olarak ayrı vergi mükellefiyetine sahiptir. Buna göre; adi ortaklıklarda defter tutma, belge düzenleme, muhafaza ve ibraz gibi vergi ödevleri ile beyanname verme ve vergi ödeme gibi mükellefiyetlerin ortaklardan ayrı olarak yerine getirilmesi, ortaklığın Katma Değer Vergisi ile ilgili hesaplarının, ortakların varsa şahsi işletmelerindeki işlemlerden ayrı yapılması gerekmektedir.

Öte yandan; adi ortaklıklarda, ortaklığın sona ermesi sonucunu doğurmayan hisse devri işlemleri Katma Değer Vergisine tabi olamayacak, ortaklığın sona ermesi sonucunu doğuran devir işlemlerinde ise vergi uygulanacaktır.

Buna göre; bir adi ortaklıkta, ortaklardan biri veya birkaçının hisselerini diğer ortaklara veya üçüncü şahıslara devretmesi, bu şekilde ortaklıktan bazı ortakların ayrılması veya ortaklığa yeni ortakların alınması halinde, mevcut adi ortaklık, ortak sayısındaki değişiklik dışında aynen devam ediyorsa, bu hisse devri işlemlerinde vergi uygulanmayacaktır.

Hisse devri işlemleri adi ortaklığın sona ermesi sonucunu doğuruyor veya ortaklık, ortakların kararı ile fesh ediliyorsa, bu devir işlemlerine vergi uygulanması gerekmektedir." denilmektedir.

Bu hükümler çerçevesinde;

a) Muristen intikal eden ticari işletmenin bütün varislerce kayıtlı değerleriyle aynen devralınarak faaliyete devam edilmesi halinde bu devir işlemi nedeniyle değer artış kazancı ve katma değer vergisi hesaplanmayacaktır. Öte yandan muris adına verilen son katma değer vergisi beyannamesinde "sonraki döneme devreden katma değer vergisi" olarak beyan edilen bir vergi bulunması halinde bu vergi, yürütülen ticari faaliyet nedeniyle hesaplanan vergiden indirim konusu yapılabilecektir.

b) Muristen intikal eden ticari işletmenin faaliyetine mirasçılardan bir veya bir kaçı tarafından devam edilmesi halinde;

i) Murisin ölüm tarihi ile varislerden biri veya birkaçının mükellefiyet tesis ettirdiği tarih arasındaki dönemde mirasçılarca faaliyette bulunulmuş ise, mirasçıların adi ortaklık halinde faaliyet gösterdiğinin kabul edilmesi gerekir.

Bu durumda,  adi ortaklık halinde faaliyet gösterilmekte iken bir kısım mirasçıların ortaklıktaki hisselerini diğer varislere veya başka şahıslara satmaları halinde, bu satıştan elde edilen kazancın ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

Adi ortaklık halinde faaliyet gösterilmekte iken ortaklardan bazılarının hisselerini ortaklık sona ermeyecek şekilde diğer ortaklara veya başka şahıslara satmaları halinde bu devir işlemi katma değer vergisine tabi olmayacaktır. Ancak, adi ortaklığın ferdi işletmeye dönüşmesi sonucunu doğuran hisse devirleri katma değer vergisine tabi olup, ortaklık tarafından faaliyete devam edecek ortağa kesilecek faturada ayrıca katmadeğer vergisi hesaplanacak ve beyan edilecektir.

ii) Murisin ölüm tarihi ile mirasçılardan biri veya birkaçının söz konusu işletmeyi kendi adlarına işletmeye başladıkları tarih arasındaki mirasçılarca faaliyette bulunulmamış ise ölüm tarihi itibariyle faaliyetin sona erdiğinin kabul edilmesi ve faaliyeti duran işletmeye ait malların intikalinde KDV uygulanmaması gerekir. Bu durumda her bir mirasçının işletmedeki hissesinin, faaliyete devam edecek mirasçı veya mirasçılara devretmelerinden elde edilecek kazancın değer artış kazancı olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

Faaliyete devam edecek mirasçı, bu şekilde devraldığı mallar için gider pusulası düzenleyecektir. Gider pusulası ile alınan mallar için katma değer vergisi hesaplanması ve indirim konusu yapılması söz konusu değildir.

Koray Ateş

Devamını Oku…

4 Aralık 2015 Cuma

İşçi Ölürse Ailesinin Hakları Neler?

İşçinin ölümü halinde geride kalan eş, çocuk ve ana-babanın aylıktan tazminata kadar bilmesi gereken bazı hakları var.

Gerek sosyal güvenlik mevzuatında gerekse de iş mevzuatında işçinin ölümü halinde hak sahiplerine bazı haklar tanınmış. Burada hak sahibi derken kastettiğimiz ölen işçinin eşi, çocukları ve anne-babası.
Peki, bu durumda hak sahiplerinin elde edebilecekleri haklar neler? Bunlardan bazılarını şöyle sayabiliriz:

  • Ölüm aylığı
  • Ölüm toptan ödemesi
  • Ölüm geliri
  • Cenaze Ödeneği
  • Kıdem tazminatı
Ölüm aylığı için 900 Gün prim gerekli
Hiç kuşkusuz işçinin ölümü halinde geride kalanlar için en önemli hak ölüm aylığı bağlanması. Şayet ölen işçi en az 5 yıldan beri sigortalı ve toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmişse ölüm aylığına hak kazanılıyor.
Peki, ölüm aylığı kimlere bağlanıyor:
Ölüm tarihinde sigortalı ile yasal evlilik bağlantısı bulunan eşe,
Çalışmayan ve kendi çalışması nedeniyle SGK’dan gelir/aylık almayan 18 yaşından küçük erkek çocuklara (eğer üniversite okuyorsa yaş sınırı 25’e çıkıyor)
Çalışmayan, kendi çalışması nedeniyle SGK’dan gelir/aylık almayan ve evli olmayan kız çocuklarına (evlenme halinde aylık kesilir)
Şayet artan hisse olursa anne ve babaya bağlanır.

Aylık yoksa toptan ödeme var
Eğer 5 yıllık sigortalılık süresi ve 900 gün prim yatırma şartları sağlanmadığı için hak sahipleri ölüm aylığı alamazsa başka bir hakları var. Bu durumda işçinin kendi adına bildirilen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri güncellenerek hak sahiplerine toplu olarak ödeniyor. İşte yapılan bu ödemeye ölüm toptan ödemesi deniyor.

Bir gün çalışmayla gelir alınabilir
İşçinin başına gelen bir iş kazası nedeniyle ölmesi durumunda hak sahiplerine ölüm geliri bağlanıyor. Ölüm gelirinin en önemli özelliği herhangi bir prim ödeme veya sigorta süresi şartının olmaması. Yani işçi için bir gün dahi prim ödenmişse hak sahipleri ölüm gelirine hak kazanıyor.
Ölüm gelirinin bağlanacağı hak sahipleri ölüm aylığının bağlanacağı kişiler ile aynı.
Ayrıca ölüm aylığı şartlarını taşıyan bir işçi iş kazası sonucu ölmüşse hak sahiplerine hem ölüm aylığı hem ölüm geliri bağlanabiliyor. Bu durumda iki ödeme kıyaslanıyor ve yüksek olanın tamamı düşük olanın ise yarısı bağlanıyor.

Cenaze Ödeneğinde 360 Gün Prim Olmalı
Ölüm halinde hak sahiplerinin alabileceği bir başka ödeme de cenaze ödeneği. 2015 yılı için ödenen cenaze ödeneği tutarı 449 TL.
Cenaze ödeneği;
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu,
Sürekli iş göremezlik geliri, malullük veya yaşlılık aylığı almakta iken,
Kendisi için en az 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi bildirilmiş iken, ölen sigortalının ailesine veriliyor.

İşverenden kıdem tazminatı da alınır
Ölen işçinin hak sahiplerinin almaları mümkün olan ancak çoğu zaman ihmal edilen bir ödeme de kıdem tazminatı. Eğer ölen işçinin işyerinde bir yıldan fazla çalışması varsa hak sahipleri işverenden kıdem tazminatı alabilir.
Kıdem tazminatının hesaplanması, işçiye ödenmiş olan son ücret üzerinden yapılır. Buna göre, işçinin kıdeminin her yılı için, son aldığı brüt 30 günlük ücret kıdem tazminatı olarak ödeniyor.


Mehmet Bulut

Kaynak: http://www.meydangazetesi.com.tr/isci-olurse-ailesinin-haklari-neler-makale,2029.html

Devamını Oku…

31 Ekim 2015 Cumartesi

Ölen Tarım İşçisi SGK'da Üvey Evlat Muamelesi Görüyor

Çalışma hayatında, tarım işçilerinin yaşadığı sorunlara hemen her devlet kurumu çözüm bulmaya çalışmakta ve bu kesimdeki işçilerle ilgili projeler geliştirmeye uğraşmaktadır.
Hatta bu işçilerle ilgili Çalışma Bakanlığı tarafından METİP adlı mevsimlik tarım işçileri projesi bile yapıldı. 
Gerçekten de, çalışma hayatında en dezavantajlı kesim ve işçi grubu, mevsimlik veya geçici olarak çalışan tarım işçileridir. Çoğu zaman bunlardan haberimiz bile olmamaktadır. Tarım işçilerini sadece, toplu olarak traktör römorklarında veya kamyon kasalarında taşınırken ölümleri halinde hatırlıyoruz. Ancak, tarım işçileriyle ilgili bilmediğimiz ve adeta vicdanları sızlatan bir SGK uygulaması bulunmaktadır. Bu uygulama ise, tarım işçileri işe giderken ölmeleri durumunda, SGK, ölen tarım işçisinin en az 10 günden önce sigorta kaydı yapılmamışsa, bu kişilerin geçirmiş olduğu kazayı iş kazası saymamaktadır. 
Bilindiği üzere, bir kazanın iş kazası sayılması durumunda, ölen işçinin yakınlarına aylık (gelir) bağlanmakta ve çok sayıda maddi getiri sağlamaktadır. 
SGK’nın ölen tarım işçisine iş kazası ile ilgili uyguladığı mevzuat hükmü, başka hiçbir kesimde bulunmamaktadır. Yani, hizmet akdi ile çalışan işçi sigortasız olsa bile kaza geçirirse yaşamış olduğu kaza iş kazası sayılmaktadır. Bağ-Kur’lu olan bir kişi işi yeni açtığı gün bile olsa kaza geçirdiğinde, yaşamış olduğu kaza iş kazası sayılmaktadır. Ancak, kamyon kasalarında veya traktör römorklarında işe giderken ölen tarım işçilerinin yaşadığı kazayı SGK 10 gün önceden sigorta kaydı yoksa iş kazası saymamaktadır. 
Devlet ve hükümet yetkililerinin tarım işçilerinin iş kazası konusunda yaşadığı bu mağduriyete derhal çözüm bulmaları gerekmektedir. Bahse konu bu iş kazasından faydalanmak için 10 gün önceden sigortalı olma şartı kaldırılarak, esnaf ve işçilerle, norm ve standart birliği sağlanmalıdır. 
Doğum borçlanması için boş gün olması lâzım
Soru: 17 Ağustos 1981 doğumluyum. 1 Mayıs 2001 tarihinde sigortam başladı. Aralıksız olarak bu tarihe kadar devam ediyor. 2003 yılında da bir çocuğum oldu. Ne zaman emekli olurum? Ebru Karakuş
Cevap: Emekli olmak için; 7000 gün prim ödeme ve 58 yaş şartlarına tabisiniz. 1 Mayıs 2001’den bugüne kadar aralıksız prim ödediğinize göre, yaklaşık 5300 gün prim ödemeniz olmalı. 1700 gün daha prim ödeyerek toplam priminizi 7000 güne tamamlamanız şartıyla, 58 yaşınızı dolduracağınız, 17 Ağustos 2039’da emekli olabilirsiniz. 2001’den sonra aralıksız prim ödediğinizden doğum borçlanması yapamazsınız. Çünkü doğum tarihinden sonraki iki yıl içinde prim ödenmeyen boş günler borçlanılabiliyor. Örneğin, doğum tarihinden sonraki iki yılda prim ödemesi olmayan kadın doğumunu borçlanarak 720 gün kazanabiliyor. Şartları taşıyan üç doğumu olan kadın borçlanarak toplam 2160 gün kazanabiliyor.
Engelli hakkıyla Nisan 2017’de emekli olabilirsiniz
Soru: 6 Ocak 1974 doğumluyum. 18 Nisan 1999 tarihinde sigortaya girişim vardır. Şu anda 5000 gün primim var. Yüzde 51 özürlü raporum ve vergi indirimim vardır. Buna göre ne zaman ve hangi şartlarda emekli olurum? İsmail Hakkı Burnaz
Cevap: Emekli olmak için; 18 yıl sigortalılık süresi ve 4080 gün prim ödeme şartlarına tabisiniz. Prim ödemeniz yeterli olduğundan bundan sonra prim ödemeseniz de, 18 yıllık sigortalılık sürenizi dolduracağınız 18 Nisan 2017’de emekli olabilirsiniz.
Ahmet Arıcan

Devamını Oku…

20 Ekim 2015 Salı

Ölen İşçinin Yakınına Ücret ve Tazminat

Çalışma hayatında genel olarak uygulanan kanun, 4857 sayılı İş Kanunu’dur. İşçiler bu kanuna tabidir ve hakları bu kanun maddelerine göre belirlenir. Gazeteciler ve gemi adamları içinse özel kanunlar vardır. Gazeteciler için Basın İş Kanunu, gemi adamları için Deniz İş Kanunu geçerlidir. Bu kanunların kapsamında yer almayan hostesler, ev hizmetlerinde çalışanlar gibi gruplara, daha genel olan Borçlar Kanunu uygulanır. 

Borçlar Kanunu, genel kanun olduğundan belirli durumlarda, yani özel kanunlarda hüküm bulunmaması halinde İş Kanunu, Basın İş Kanunu veya Deniz İş Kanunu’na tabi çalışanlara da uygulanabilir. 

Bir yıllık kıdem şart

4857 sayılı İş Kanunu, işçinin ölümü halinde işverenin, kıdem tazminatı ödemesi gerektiği dışında başka bir yükümlülük öngörmez. Bu yükümlülük, 1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükteki 14. maddesi uyarınca işçinin ölümü, geride kalan hak sahiplerine kıdem tazminatı ödenmesi hakkını doğurduğu için söz konusu. İşverenin kıdem tazminatı ödemesi gereken durumlar arasında işçinin ölümü de vardır. İşçinin ölümü halinde işveren, geride kalan hak sahiplerine mirastan aldıkları pay doğrultusunda kıdem tazminatı ödemek zorunda.

İşçinin ölümü sonrası geride kalan hak sahiplerinin kıdem tazminatı alabilmesi için, işçinin aynı işverene bağlı en az 1 yıl çalışmış olması şart. Aksi halde işveren geride kalanlara kıdem tazminatı ödemek durumunda değil. İşçi, aynı işverene bağlı farklı işyerlerinde toplam 1 yıl ve daha fazla süre kıdemi varsa, bu durumda da işçinin hak sahiplerine tazminat ödenmelidir. İşverenin, kıdem tazminatı ödemesi yükümlülüğü açısından işçinin ölüm nedeni ise önemli değildir. 

Borçlar Kanunu’nun 440. maddesi, işverenin, ölen işçinin geride kalan eşi ve ergin olmayan çocuklarına ödeme yapması gerektiğini ifade eder. Her ikisi de yoksa, bu durumda geçimi işçi tarafından sağlanan anne ve babasına, ergin olup eğitimine devam eden veya malul olan çocuklarına, bakmakla yükümlü olduğu diğer kanuni mirasçılarına da ödeme yapılması söz konusu olabilir. Ancak anne ve babanın geçimi, işçi tarafından sağlanmıyorsa, o zaman ödeme bu kişilere yapılamaz. Ergin olan çocuklar açısından da, bu çocukların eğitimlerine devam edip etmedikleri veya malul olup olmadıklarına bakılır. Bu koşulların gerçekleşmemesi halinde, işçinin bakmakla yükümlü olduğu diğer kanuni mirasçıları da ölüm tazminatı talep edebilecektir. 

Ödemenin miktarı, işçinin kıdemi 5 yıldan az ise 1 aylık ücret, 5 yıldan fazlaysa 2 aylık ücret tutarında olmak durumunda.

Tüm işçileri için mi?

4857 sayılı İş Kanunu’na tabi işçilere, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, Borçlar Kanunu’nun uygulanabildiğini söylemiştik. 4857 sayılı kanunda, işçinin ölümü halinde tazminat ödemesi öngörülmediğinden, bu hükmün, 4857 sayılı Kanuna tabi işçilere de ödenmesi, kıdem tazminatının yanında bu ödemenin de yapılması gerekmekte. Yani işçinin ölümü halinde mirasçıları, kıdem tazminatını hak sahiplikleri oranında, ölüme bağlı tazminatı ise sadece geride kalan eş ve ergin çocuklar alabilir. Doğrudan Borçlar Kanunu’na tabi hostesler ve ev hizmetlerinde çalışanların ölümü halinde işverenlerin, bu ödemeyi yapması gerekmekte.

Öte yandan, Borçlar Kanunu, özel kanunlarda hüküm bulunmayan hallerde ve doğrudan Borçlar Kanunu’na tabi kişilere uygulandığından, özellikle Basın İş Kanunu’nda ölüme bağlı tazminat ödemesi bulunan gazetecilere uygulanmaz. Bu yüzden işverenlerin, gazetecilerin ölümü halinde söz konusu ödemeyi gerçekleştirmesi soz konusu değil.
Maddenin yürürlük tarihi

Borçlar Kanunu’nun ilgili maddesi, 1 Temmuz 2012’den itibaren geçerli. İşveren sadece bu tarihten sonraki ölümler için ödeme yapmaya yükümlü. Bu tarihten öncekiler içinse bü yükümlülük yok. Bu tarihten sonraki ölümlerde işveren ödeme yapmamışsa, işçinin tazminatı almaya hakkı olan yakınları bunu talep edebilir. 

Yargıtay, İş Kanunu’na tabi işçilerin ölümünde kıdeme ek olarak ölüm tazminatı talep ediilp edilemeyeceğine ilişkin karar vermedi. İki düzenlemenin amaçlarının farklı olduğu, bu yüzden birlikte talep edilebileceği yönünde bir görüş oluşsa da, olası bir davada Yargıtay’ın verdiği karar belirleyici olacak.

Cem Kılıç




Devamını Oku…