tazminat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tazminat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2017 Çarşamba

İşçiden Alınan İbranamenin Geçerli Sayılması İçin Gerekli Şartlar Nelerdir?

I-GİRİŞ:

Bilindiği gibi, bütün işverenler, hizmet akdiyle çalıştırdıkları işçileri işten çıkarırken veya işçinin kendi isteği ile ya da haklı neden göstererek işten ayrılırken hak ettikleri alacaklarını öderken işçiden, bu alacaklarını aldığına ilişkin bir İBRANAME düzenlemekte ve almaktadır. 

İşçi ile işveren arasında düzenlenen ibranamenin geçerli sayılması için yasanın öngördüğü ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun vermiş olduğu kararında da çok açık bir şekilde belirtildiği gibi, ibranamenin geçerli olabilmesi için belli koşulları vardır. İşçiden alınan her ibraname geçerli sayılmamakta ve mahkemelerde itibar edilmemektedir.

Bu makalenin konusu, İşçi ile işveren arasında düzenlenen ibranamenin geçerli addedilebilmesi için yasanın ön gördüğü geçerlilik koşullarının nasıl ve neler olduğu ile ilgili açıklamalar olacaktır. 

II-İşçiden Alınacak İbranamenin Geçerli Sayılması İçin Gerekli Şartlar:

4857 sayılı İş Kanununda, işçinin işverenden alacağı ve bu alacağın ödenmesi ve buna ilişkin işçiden ibraname alınması ile ilgili olarak herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.  
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ile ilgili olarak, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesinde öngörülmüştür. Söz konusu Kanunun 420. maddesi hükmüne göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır.

Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu halde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.                                                                     
III-İbranamenin Fesih Tarihinden İtibaren Bir Ay Sonra Alınması:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ilgili kararında da atıfta bulunularak belirtildiği gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420.maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür.

4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak üşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı  bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.

IV-Geçerli Olmayan ve Hüküm İfade Etmeyen İbranameler:

Bazı işverenlerin, işçi işe girerken veya işe devam ederken  “tüm haklarımı aldım” şeklinde işçiden tarihsiz ibraname aldıklarına dair  iş hayatında söylentiler yaygındır. Bu şekilde işçiden alınmış/ alınacak olan ibranamenin yasal olarak  hiçbir geçerliliği yoktur. İş ilişkisi devam ederken tarihsiz, türü ve miktarı belirtilmeden alınan ibranameler, işçi ile işverenler arasında yoğun ihtilaflara yol açmakta ve dava konusu yapılmaktadır.

Yargıtay 9. hukuk Dairesinin birçok kararında; iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmelerin geçersiz olduğu belirtilmektedir. Çünkü, işçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkündür. Ayrıca, ibranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda olan ibranamenin değer taşımayacağı ve bir hüküm ifade etmeyeceği karar altına alınmıştır.  
        
Ayrıca, birçok mahkemenin verdiği ve Yargıtay tarafından da onaylanan kararlara göre, ibranamede yer almayan  işçilik alacakları  bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. Yani, “tüm haklarımı aldım” şeklinde alınan ibranamenin, işçinin işverenden bütün işçilik alacağının ödenmiş olduğunu göstermez ve mahkemeler tarafından böyle addedilmez. Alacağın nelerden müteşekkil olduğu ve hangi alacağın ne miktarda olduğunun açıkça yazılmış olması gerekir. Örneğin: kıdem, ihbar, yıllık izin, fazla mesai, ulusal bayram ve  genel tatil ücreti gibi isimlendirilmelidir.      

İbranamenin geçerli sayılması için 6089 sayılı Borçlar Kanununun 420. maddesine uygun ve yukarıda II. Bölümde belirtildiği şekil ve şartların tüm unsurlarını taşıması gerekmektedir. Bu şartlara uygun olarak düzenlenmeyen işçiden alınan/alınacak ibranameler kesin olarak geçersiz ve hükümsüz sayılacak ve ihtilaf konusu olmaya devam edecektir.

V-Sonuç:

İşçi ile işveren arasında gereksiz ve haksız yere işçilikten doğan alacak ihtilafının doğmaması ve işçiden alınacak olan İBRANAMENİN, hukuken geçerli sayılması için Borçlar Kanununda öngörüldüğü şekilde düzenlenmesi gerekli ve zorunludur.

Buna göre;

1-İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibranamenin mutlaka yazılı ve imzalı olması,

2-İbra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması,

3-İbra konusu alacağın türünün ve miktarının açık bir şekilde belirtilmiş olması,

4-İbranamede belirtilen toplam tutarın noksansız olarak ve banka aracılığıyla ödenmiş  olması,

gereklidir ve şarttır.

Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibranameler, kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu halde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.               

Ahmet Ağar
Kaynak:  http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/ahmetagar/068/                                                                                                                      

Devamını Oku…

10 Kasım 2015 Salı

Psikolojik Tacize Tazminat Yok

* Bir kamu kurumunda taşeron firmada temizlik işçisi olarak çalışıyorum. Ekip sorumlusu beni sürekli, 'Bu tip ile ancak tuvalet temizlersin' deyip rencide ediyor ve bu işleri bana yaptırıyor. Firma sahibine şikayet ettim, 'İstersen ayrıl ama tazminat yok' dedi. Ne yapmalıyım? AnkaralıEkip sorumlusunun böyle bir davranışta bulunması elbette hoş karşılanacak bir durum değil. İş Kanunu'na göre işveren veya bir başka işçi cinsel tacizde bulunursa işçi iş sözleşmesini feshederek tazminat alma hakkına sahiptir. Ancak İş Kanunu'nda psikolojik tacizle ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle belirttiğiniz olayı neden göstererek işten ayrılmanız halinde tazminat alamazsınız.

1983 doğumluyum. Sigorta girişim 17.03.2005, ayrıca 1996'da çıraklık okulundan girişim var. Ne zaman emekli olurum? Çıraklık girişinin emekliliğe faydası olmaz. Ancak aynı sigorta sicil numarasını ömür boyu kullanabilirsiniz. Ayrıca bayanlarda doğum borçlanması yapacaklar için aranan ve birinci şart olan doğumdan önce 4/a (SSK) kapsamında tescili yapılmış olmak şartının oluşmasında işe yaramaktadır. Siz 2005 yılındaki girişinizden dolayı 60 yaş ve 7000 prim günden tam emeklilik, en az 4500 prim gün, 25 yıl ve 60 yaştan kısmi emeklilik şartlarına tabisiniz.

NE ZAMAN EMEKLİ OLURUM?


14.05.1977 doğumluyum. SSK başlangıcım 1994, prim gün sayım 2181 gün. Ne zaman emekli olabilirim? İşe girişiniz 24.05.1995'ten önce ise 25 yıl, 54 yaş ve 5675 prim gün, bu tarihten sonra ise 25 yıl, 55 yaş ve 5750 prim gün şartlarına tabisiniz. Emekliliğiniz için hangi kademeye tabiyseniz o şartların oluşması gerekli. 

17.10.1966 doğumluyum, 1993 SGK girişim var. Askerlik borçlanması yapmadım, ne zaman emekli olabilirim? 1993 tarihindeki girişinize göre 25 yıl, 54 yaş, 5675 prim gün şartlarına tabisiniz. Askerlik borçlanması yaparak 25 yıl, 53 yaş ve 5600 prim gün şartlarına tabi olabilirsiniz. Bu durumda 5600 prim günü tamamlayarak 17.10.2019 tarihinde emekli olabilirsiniz.


Ali Şerbetçi

Kaynak: http://www.takvim.com.tr/yazarlar/aliserbetci/2015/11/10/psikolojik-tacize-tazminat-yok

Devamını Oku…

20 Ekim 2015 Salı

Ölen İşçinin Yakınına Ücret ve Tazminat

Çalışma hayatında genel olarak uygulanan kanun, 4857 sayılı İş Kanunu’dur. İşçiler bu kanuna tabidir ve hakları bu kanun maddelerine göre belirlenir. Gazeteciler ve gemi adamları içinse özel kanunlar vardır. Gazeteciler için Basın İş Kanunu, gemi adamları için Deniz İş Kanunu geçerlidir. Bu kanunların kapsamında yer almayan hostesler, ev hizmetlerinde çalışanlar gibi gruplara, daha genel olan Borçlar Kanunu uygulanır. 

Borçlar Kanunu, genel kanun olduğundan belirli durumlarda, yani özel kanunlarda hüküm bulunmaması halinde İş Kanunu, Basın İş Kanunu veya Deniz İş Kanunu’na tabi çalışanlara da uygulanabilir. 

Bir yıllık kıdem şart

4857 sayılı İş Kanunu, işçinin ölümü halinde işverenin, kıdem tazminatı ödemesi gerektiği dışında başka bir yükümlülük öngörmez. Bu yükümlülük, 1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükteki 14. maddesi uyarınca işçinin ölümü, geride kalan hak sahiplerine kıdem tazminatı ödenmesi hakkını doğurduğu için söz konusu. İşverenin kıdem tazminatı ödemesi gereken durumlar arasında işçinin ölümü de vardır. İşçinin ölümü halinde işveren, geride kalan hak sahiplerine mirastan aldıkları pay doğrultusunda kıdem tazminatı ödemek zorunda.

İşçinin ölümü sonrası geride kalan hak sahiplerinin kıdem tazminatı alabilmesi için, işçinin aynı işverene bağlı en az 1 yıl çalışmış olması şart. Aksi halde işveren geride kalanlara kıdem tazminatı ödemek durumunda değil. İşçi, aynı işverene bağlı farklı işyerlerinde toplam 1 yıl ve daha fazla süre kıdemi varsa, bu durumda da işçinin hak sahiplerine tazminat ödenmelidir. İşverenin, kıdem tazminatı ödemesi yükümlülüğü açısından işçinin ölüm nedeni ise önemli değildir. 

Borçlar Kanunu’nun 440. maddesi, işverenin, ölen işçinin geride kalan eşi ve ergin olmayan çocuklarına ödeme yapması gerektiğini ifade eder. Her ikisi de yoksa, bu durumda geçimi işçi tarafından sağlanan anne ve babasına, ergin olup eğitimine devam eden veya malul olan çocuklarına, bakmakla yükümlü olduğu diğer kanuni mirasçılarına da ödeme yapılması söz konusu olabilir. Ancak anne ve babanın geçimi, işçi tarafından sağlanmıyorsa, o zaman ödeme bu kişilere yapılamaz. Ergin olan çocuklar açısından da, bu çocukların eğitimlerine devam edip etmedikleri veya malul olup olmadıklarına bakılır. Bu koşulların gerçekleşmemesi halinde, işçinin bakmakla yükümlü olduğu diğer kanuni mirasçıları da ölüm tazminatı talep edebilecektir. 

Ödemenin miktarı, işçinin kıdemi 5 yıldan az ise 1 aylık ücret, 5 yıldan fazlaysa 2 aylık ücret tutarında olmak durumunda.

Tüm işçileri için mi?

4857 sayılı İş Kanunu’na tabi işçilere, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, Borçlar Kanunu’nun uygulanabildiğini söylemiştik. 4857 sayılı kanunda, işçinin ölümü halinde tazminat ödemesi öngörülmediğinden, bu hükmün, 4857 sayılı Kanuna tabi işçilere de ödenmesi, kıdem tazminatının yanında bu ödemenin de yapılması gerekmekte. Yani işçinin ölümü halinde mirasçıları, kıdem tazminatını hak sahiplikleri oranında, ölüme bağlı tazminatı ise sadece geride kalan eş ve ergin çocuklar alabilir. Doğrudan Borçlar Kanunu’na tabi hostesler ve ev hizmetlerinde çalışanların ölümü halinde işverenlerin, bu ödemeyi yapması gerekmekte.

Öte yandan, Borçlar Kanunu, özel kanunlarda hüküm bulunmayan hallerde ve doğrudan Borçlar Kanunu’na tabi kişilere uygulandığından, özellikle Basın İş Kanunu’nda ölüme bağlı tazminat ödemesi bulunan gazetecilere uygulanmaz. Bu yüzden işverenlerin, gazetecilerin ölümü halinde söz konusu ödemeyi gerçekleştirmesi soz konusu değil.
Maddenin yürürlük tarihi

Borçlar Kanunu’nun ilgili maddesi, 1 Temmuz 2012’den itibaren geçerli. İşveren sadece bu tarihten sonraki ölümler için ödeme yapmaya yükümlü. Bu tarihten öncekiler içinse bü yükümlülük yok. Bu tarihten sonraki ölümlerde işveren ödeme yapmamışsa, işçinin tazminatı almaya hakkı olan yakınları bunu talep edebilir. 

Yargıtay, İş Kanunu’na tabi işçilerin ölümünde kıdeme ek olarak ölüm tazminatı talep ediilp edilemeyeceğine ilişkin karar vermedi. İki düzenlemenin amaçlarının farklı olduğu, bu yüzden birlikte talep edilebileceği yönünde bir görüş oluşsa da, olası bir davada Yargıtay’ın verdiği karar belirleyici olacak.

Cem Kılıç




Devamını Oku…