30 Haziran 2016 Perşembe

Vergi İncelemesine Başlamadan Önce Vergide Düzeltici Beyan

AÇIKLAMALAR

Bilindiği gibi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri ve ayrıca Vergi Dairesi İşlem Yönergesi hükümlerine göre düzeltici mahiyette gelir, Kurum, Geçici, KDV ve diğer vergi beyanları verilebilmektedir. Düzeltici vergi beyanları asıl beyanname önceki aşamalarda müddeti içerisinde vergi dairesine verildikten sonra kayıtların incelemesi sonucunda mükelleflerce sonradan elektronik ortamda vergi dairesine yollanmaktadır.

Vergi hukukunda ayrıca yaygın olarak pişmanlıkla beyanname verilmesi de mümkündür. (VUK mad. 371 ) Koşulların uygun bulunması halinde yasal süresinden sonra pişmanlık talepli beyannamelerin verilmesi mümkündür.

Burada vergi incelemesine başlamadan önce veya daha sonra düzeltici mahiyette nasıl beyanname verilebileceği hususları üzerinde durmak istiyoruz. (Bkz: 213 sayılı VUK Genel Tebliği Seri No:368)

1) Yasal süresinden sonra pişmanlık istemli düzeltici beyanname verilmesi:

213 sayılı VUK mad. 371 hükümlerine göre vergi incelemesine başlamadan veya idare takdire gitmeden önce pişmanlıkla beyan verilmesi mümkündür. İdare, incelemeye başlamışsa veya takdire dosyaya sevk etmişse bu aşamada pişmanlık istemli beyanname verilmesi mümkün değildir.

2) Yasal süresinden sonra pişmanlık talepsiz normal düzeltici beyanname verilmesi:

İdare, incelemeye başlamamışsa veya takdire dosyayı sevk etmemişse pişmanlık talepsiz beyanname verilir. Bu beyanname düzeltme istemli olacaktır. Beyannamedeki vergi miktarı tahakkuk ettirilir, tahakkuk fişi düzenlenir, 30 gün vade verilir, verginin ½’ si kadar vergi zıyaı kesilir. (VUK mad. 344) Burada aynı vergi türünde ise vergi zıyaı cezası 1 kat, farklı vergi türünde ise ½ oranında vergi zıyaı cezası kesilir.

3) Pişmanlıkla beyanda yasal koşullar nelerdir?

a) İdare durumu fark etmeden mükellef tarafından beyanname veya pişmanlık dilekçesi vergi dairesine verilmelidir.
b) Dilekçe verilmeden önce beyanname verilmeme hali bir muhbir veya başka bir kurum tarafından idareye ihbarda bulunmamış olması gerekir.
c) Pişmanlık dilekçesi verildiği tarihte olay ile ilgili herhangi bir vergi incelemesi veya dosyanın takdir komisyonuna sevk edilmemiş olması gerekir.
d) Düzeltme beyannamesinin mükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde verilmesi gerekir.
e) Mükellefçe haber verilen ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin gecikme zammı oranında bir zamla birlikte haber verme tarihinden başlayarak 15 gün içinde ödenmesi gerekir.

4) KDV beyannamelerinde yasal süresinden sonra matrahı arttırıcı veya azaltıcı düzeltme beyannamesi verilmesi:

a) Yasal süresinden sonra matrah arttırıcı beyannamelerde düzeltme beyannamesi verilebilir. Ödeme pişmanlık talepsiz ise 30 gün içinde vergi, Gecikme faizi ve ayrıca VZC tahakkuk ettirilir. Olay, duruma göre incelemeye sevk edilmeyebilir.
b) Yasal süresinden sonra (Vergi incelmesine başlanmadan ve incelemeye başlama tutanağı düzenlenmeden önce) matrah azaltıcı şekilde verilen düzeltme beyannameleri vergi dairesi tarafından veya vergi inceleme elemanları tarafından indirilecek KDV’ler bağlamında mükellefin defter ve belgeleri üzerinde incelemeye konu edilecektir.

5) Ba-Bs bildirimlerinin düzeltilmesi:

a) Yasal süresi içerisinde verilmiş form ba-bs formları hakkında düzeltme gerekli ise daha sonra bu beyanlar ve bildirimler formun üzerine gerekçesi yazılarak, sisteme girilip düzeltme yapılabilir.
b) Yasal süresinden sonra düzeltici mahiyette verilen form ba-bs lere 1.560,00 TL ÖUCZ kesilebilir.
c) Bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerde bu ceza 560,00 TL ÖUCZ kesilir.

ÖZET VE SONUÇ:

Vergi mükellefleri tarafından tarh zamanaşımı içerisinde yani 5 yıllık tarh zamanaşımı dâhilinde düzeltici mahiyette verilmesi gereken beyannamelerde ÖUCZ ve ayrıca Vergi Zıyaı cezasının hangi nispette tarh edileceği, vergi incelemesine başlanılıp/başlanmaması veya takdir komisyonuna sevk edilip edilmediğine göre değişmektedir. Mükellefler nezdinde herhangi bir vergi incelemesine başlanıldıktan veya takdir komisyonuna sevk işlemi yapıldıktan sonra pişmanlık talepli olarak düzeltme beyannamesi verilemez. Ancak vergi incelemesi veya takdir komisyonuna sevk işleminin esasını oluşturan vergi türünün sonradan verilen düzeltme beyannamesinin içeriğini oluşturan vergi türü ile aynı olması halinde kesilecek vergi zıyaı cezası bir kat; farklı olması halinde ise %50 oranında uygulanacaktır.

Mustafa Alpaslan

Devamını Oku…

16 Haziran 2016 Perşembe

İncelemelerde En Çok Eleştirilen Husus

KASA VE ORTAK CARİ HESABINA ADAT UYGULAMASI
Daha önceleri şirketlerde eleştirilecek çok fazla konu çıkardı. Ancak gerek yeminli mali müşavirlik gerekse mali müşavirlik mesleğinde meslektaşların mesleki bilgilerini sürekli geliştiriyor olması, bu konularda yapılan yayın ve konferansların artması, bilgiye olan ulaşımın kolaylaşması gibi birçok nedenle eleştirilecek bu konular azalmıştır. Eleştiri hususları ya yorum farklılıklarından kaynaklanmakta ya da ülkenin kronik sorunları nedeniyle oluşmaktadır. 
Kasa ve ortak cari hesap şişkinliği bu kronik hastalığın sonucu doğan ve müfettişlerin özellikle son 10 yıldır neredeyse her yüz raporun ellisinde yaptığı eleştiridir. Dediğim gibi esasen eleştirilecek konuların azalmışlığından da artış gösteren bu eleştiri konusu hususun, şirketlerde oluşmasında maalesef bazı katılaşmış ekonomik gerçeklikler yatmaktadır. 
Öncelikle kayıt dışının fazla olduğu bir ekonomi olmamız nedeniyle şirketle ilgili tüm giderler kayıt altına alınamamaktadır. Örneğin bir fabrika binası yapan şirketin çalıştırdığı amele, kalfa vs. işçiler için belge düzeni yeterince sağlanamamaktadır. Buna benzer birçok gider çeşidi için belge alınması kolay olmamaktadır.
Diğer yandan işletmelerin aldığı mal ve hizmetler için faturasız satış teklifleri bazen işletmeler için cazip olabilmektedir. Bu takdirde de belge girişi olmamakta ancak açıktan ödeme yapılmaktadır. 
Bir diğer sorun maalesef özellikle yüksek ücretle çalışanların maaşının biraz düşük gösterilmesi ve bu dönemler için yapılan açıktan maaş ödemelerinin kayıtlarda yer alamamasıdır.
Diğer yandan bir diğer büyük problem şirket sahiplerinin şirketi kendileri ile eş görüp şahsi harcamaları için kayıtlı veya kayıtsız şirketten para çekmeleridir.
Esasen bu konuda yeni Türk Ticaret Kanununda çok geniş ve ağır cezalar içeren düzenlemeler yapılmıştı. Fakat düzenlemelerin şirket kaynaklarını ortaklardan koruma yaparken ortağı tümden gözden çıkardığı için Kanunda değişikliğe gidildi.
Bizce bu konuda yapılması gereken şey; kar dağıtımında stopajı %10 ve nihai vergileme olarak düzenlemek olmalıdır. Zira şirket ortakları çektikleri paralar için %15 stopaj ödeyip gelecek yılda da bunu gelir vergisi beyanı olarak beyan etmek istememektedirler. %10 stopaj ve nihai vergilendirme bu hastalığın çözümünde ciddi çare olacaktır. Firmalar için de kasa ve ortak cari hesaplarının daha gerçeğe yakın olmasını sağlayacaktır. 
Özellikle uluslararası kredi kuruluşlarından kredi talep ederken veya ulusal bankalardan, yüksek oranlı şişmiş kasa ve ortak cari hesapları her zaman sorun yaratmaktadır. Çünkü nakit yönünden varlıklı görünen bir firmanın kredi talebinde bulunması gibi garip bir durumla karşılaşılmaktadır. Halbuki esasen böyle bir para yoktur.
İşte bu ve buna benzer durumların sonrasında muhasebe bölümünün karnını ağrıtan kasa veya ortak cari hesaplarında şişkinlik oluşmaktadır.  
Denetim elemanları da incelemelerini yaparken ortağın üzerinde bulunan paraya ve işletmenin kasasının günlük ihtiyacının dışında var olan tutarlara bankacılık sektörünün hesaplama tarzı ile adat hesaplamaktadır. Hesaplanan bu aidatlara yine ilgili dönemler için belirlenen faiz oranı uygulanarak bir faiz hesabı yapılmaktadır. Ayrıca hesaplanan bu faiz tutarı üzerinden bir KDV raporu düzenlenmektedir. Bununla da yetinilmeyip hesaplanan faiz işletmeye ödenmediği için işletmeden çekilmiştir diye kar dağıtımı stopajı raporu düzenlenmektedir. Esasen fiilen şirkette olmayan paralar için faiz, KDV ve  stopaj raporları ile karşı karşıya kalınacaktır. İşin tatsız tarafı bu tutarlarda raporlar düzenlendikten sonra problem ortadan kalkmamakta ve aynı hastalıklar devam ettiği için kar dağıtımı veya başka bir çözüm bulunmadığı sürece sonsuz sürede bu raporun yeni yıllar için de düzenlenmesine devam edilebilecektir.
Eğer işletme bu kronik sorunlarını çözemiyorsa ve de denetimlerde vergi, ceza ve faizle karşılaşmak istemiyorsa dönem sonlarında kasa ve ortak cari hesaplarına adat uygulaması gereklidir.
Bir önceki vergi affı kapsamında kasa ve ortak cari hesaplarında biriken bu paralar için af gelmişti. %3 bir vergi ödeyerek bu hesapları sıfırlama şansı tanınmıştı. Ancak mükelleflerin önemli kısmı bu maddenin kıymetini bilemediler. Aslında madde bir nevi geçmiş yıl karlarının fiilen dağıtımını sağlıyordu. Dediğim gibi bu tür yapısal hastalıkları çözen bir madde olmasına rağmen kıymeti anlaşılamadı. Aslında 2-3 ay sonra çıkacağı söylenen yeni pakete eklemekte fayda vardır.
Hayrullah Doğan


Devamını Oku…

14 Haziran 2016 Salı

İşyeri Az Tehlikeli Sınıfta Yer Alan İşverenlerin İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri Hekimi Görevlendirme Mecburiyeti 1 Temmuz 2016’da Başlıyor



6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (İSG) 30/06/2012 tarihinde 28339 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01/01/2013 tarihinde yürürlüğe girmiş ve işverenlere önemli sorumluluklar yüklemiştir. Kanunun amacı; işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlayarak, mevcut sağlık ve güvenlik şartlarını iyileştirmek suretiyle işyerlerinde meydana gelebilecek iş kazası ve meslek hastalıklarını önlemektir. Kanun iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personeli[1] (Hemşire, sağlık memuru, acil tıp teknisyeni ve çevre sağlığı teknisyeni diplomasına sahip olan kişiler ile Bakanlıkça verilen işyeri hemşireliği belgesine sahip kişileri ifade eder.) görevlendirilmesi yükümlülüğü için geçiş süreci öngörmüştür. Şöyle ki;

50’den fazla çalışanı bulunan tüm işyerlerinde 01/01/2013 tarihinde,

50’den az çalışanı bulunan tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerinde 01/01/2014 tarihinde,  başlamıştır.

50’den az çalışanı bulunan az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde ise bu yükümlülük 01/07/2016 tarihinde başlayacak olup; işverenlerin en geç bu tarih itibariyle işyeri-işyerleri için İSG-KATİP[2] uygulaması üzerinden iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirmesi yapmaları gerekmektedir.

I. İŞVERENLERİN YERİNE GETİRMESİ GEREKEN YÜKÜMLÜLÜKLER
İşverenlerin İSG Kanunu ile diğer ilgili mevzuat çerçevesinde; risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmak[3], acil durum planı yapmak, çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği eğitimi vermek, tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çalışanlara mesleki eğitim vermek, ilk yardım ve yangın eğitimleri verdirerek sertifikalandırmak, 50 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği kurulu oluşturmak, çalışan temsilcisi[4] atanması/seçilmesi, iş güvenliği malzemelerinin temini ve kullandırılması, onaylı defter tutmak[5], kazan, basınçlı kaplar, elektrikli aletler, jeneratör kontrol ve belgelendirilmelerini yapmak, ortam ölçümlerini yaptırmak (işyerinde bulunan fiziksel, kimyasal, biyolojik, psikososyal, ergonomik ve benzeri tehlike kaynaklarının neden olduğu tehlikeler ile ilgili kontrol, ölçüm, muayene, inceleme ve araştırma çalışması yapmak), iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırılması veya ortak sağlık güvenlik birimlerinden hizmet alınması, gibi yükümlülükleri bulunmaktadır.

II. İŞVERENLERİN YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRME KRİTERLERİ

1)
 İşverenin, iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi sertifikası varsa; SGK’nın, İSG-KATİP sistemi üzerinden kendisini ataması mümkündür. (Görevlendirme yapılacak işyerinin “e-Bildirge Yöneticisi”nin SGK kayıtlarında tanımlanmış olması ve bu kişilerin e-devlet şifreleri aracılığıyla http://isgkatip.csgb.gov.tr adresinden İSG-KATİP sistemine giriş yaparak, görevlendirilecek iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimini T.C. Kimlik numaraları vasıtasıyla sistem havuzundan seçmeleri gerekmektedir.) 2) İşyerinde çalışanlar arasında iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi sertifikası bulunanların İSG-KATİP üzerinden görevlendirilmesi mümkündür. Bu durumda işveren ile çalışan arasında bu görevi de kapsayan yeni bir iş sözleşmesi imzalanması gerekmektedir. 3) İşveren iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) tarafından yetkilendirilmiş ortak sağlık güvenlik birimlerinden (OSGB)[6] sözleşme yapmak suretiyle satın alabilirler.  

A) İşyerinde İş Güvenliği Uzmanı Görevlendirme Yükümlülüğü

a)
 İşveren, işyerinde iş güvenliği belgesine sahip bir uzman görevlendirmek zorundadır.
b) İş güvenliği uzmanlarından; (C) sınıfı belgeye sahip olanlar az tehlikeli sınıfta, (B) sınıfı belgeye sahip olanlar az tehlikeli ve tehlikeli sınıflarda, (A) sınıfı belgeye sahip olanlar ise bütün tehlike sınıflarında yer alan işyerlerinde çalışabilirler[7].
c) Birden fazla iş güvenliği uzmanı görevlendirilmesi gereken işyerlerinde, sadece tam süreli olarak görevlendirilen iş güvenliği uzmanının, işyerinin tehlike sınıfına uygun belgeye sahip olması yeterlidir.

B) İş Güvenliği Uzmanı Çalıştırma Süreleri
İş güvenliği uzmanları: a) Az tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde, çalışan başına ayda en az 10 dakika, (Örneğin bir işyerinin 10 çalışanı varsa, iş güvenliği uzmanı ayda en az 10x10=100 dakika hizmet vermek zorundadır.) b) Tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde, çalışan başına ayda en az 20 dakika, c) Çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde, çalışan başına ayda en az 40 dakika süre ile görev yaparlar. (30/04/2015 tarih ve 29342 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)

C) İşyeri Hekimi Çalıştırma Süreleri
İşyeri hekimleri: a) Az tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde, çalışan başına ayda en az 5 dakika, (Örneğin bir işyerinin 10 çalışanı varsa, işyeri hekimi ayda en az 10x5=50 dakika hizmet vermek zorundadır.) b) Tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde, çalışan başına ayda en az 10 dakika, c)Çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde, çalışan başına ayda en az 15 dakika süre ile görev yaparlar. (18/12/2014 tarih ve 29209 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)

III.  İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU UYGULAMALARINDA ÖZELLİK ARZ EDEN HALLER
1) İşverenin, işyerinde/işyerlerinde iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi görevlendirmesi, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.
2) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili tedbirlerin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.
3) Çalışanlar, işveren tarafından verilen talimatlara uymak, makine ve teçhizatı doğru şekilde kullanmak zorundadır.
4) Türkiye genelinde 10’dan az çalışanı bulunan, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan özel sektör işyerlerinin iş sağlığı ve güvenliği hizmet bedellerinin bir kısmı ÇSGB tarafından sağlanır.
5) İşveren çalışanların kişisel sağlık dosyalarını işten ayrılma tarihinden itibaren en az 15 yıl süreyle saklamak zorundadır.
6) ÇSGB’nin Anadolu Üniversitesi ile imzaladığı protokol uyarınca 10’dan az çalışanı bulunan az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde işveren veya işveren vekilleri on-line eğitim programına katılarak sınav sonunda başarılı olmaları halinde işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini kendileri de yürütebilirler.
7) İşyeri tehlike sınıfının tespitinde, o işyerinde yapılan asıl iş dikkate alınır. Bir işyerinde birden fazla asıl iş tanımına uyan faaliyetin bulunması halinde, bu işlerden tehlike sınıfı yüksek olan iş, asıl iş olarak belirlenir. Tehlike sınıfının tespitinde ÇSGB ve ilgili merkezleri yetkilidir.
8) Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışacaklar, yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu olmadan işe başlatılamaz.
9) Bu kanun kapsamında sağlık raporu işyeri hekiminden alınır. 10’dan az çalışanı olan az tehlikeli işyerlerinde ise aile hekiminden de alınabilir.
10) İşyerinde yetkili sendika bulunması halinde, işyeri sendika temsilcileri çalışan temsilcisi olarak da görev yaparlar.

SONUÇ

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda 6331 sayılı İSG Kanunu hükümlerinin uygulanması bakımından az tehlikeli sınıfta yer alan işverenlerin;

1) Kendilerine ait iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi sertifikaları varsa,
2) İşyerinde çalışanları arasında iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi sertifikası olan çalışanı varsa, (Bu durumda işveren ile çalışan arasında bu görevi de kapsayan yeni bir iş sözleşmesi imzalanması gerekmektedir.) 01 Temmuz 2016 tarihine kadar İSG-KATİP sistemi üzerinden işyeri bazında atama yapmaları gerekmektedir.
3) Şayet, işverenlerin durumu yukarıda yazılı şartları taşımıyorsa; o zaman Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş bir OSGB ile en geç 01 Temmuz 2016 tarihi itibariyle sözleşme yaparak iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirmeleri ve İSG-KATİP sistemi üzerinden yine işyeri bazında atama yapmaları şarttır.  

Az tehlikeli sınıfta yer alan ve 01 Temmuz 2016 tarihi itibariyle iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirme yükümlülüklerini yerine getirmeyen işverenler, her işyeri için 10 (Hariç) çalışanı bulunması halinde aykırılığın devam ettiği her ay için 6.511.TL., 10-49 arası çalışan için  6.511.TL., 50 ve üzeri çalışan için ise 9.766.TL. idari para cezası ödemek mecburiyetindedirler. (6331 sayılı Kanun 6/1-a ve 26/1-b maddeleri uyarınca)
Ayrıca ÇSGB İş Teftiş Kurulu Başkanlığına bağlı denetim birimleri tarafından yapılacak teftişlerde işverenlerden aşağıdaki belgeleri talep ederler:  Çalışanların işe giriş ve aralıklı sağlık muayene raporları, çalışanların iş sağlığı güvenliği eğitim belgeleri, risk değerlendirme raporu, acil durum planı, tahliye planı, sağlık güvenlik planı, iş sağlığı ve güvenliği talimatları, çalışanların diplomaları, ehliyetleri, sertifikaları, ustalık belgeleri, personel özlük dosyaları, makinaların, tesisatın muayeneleri ve sicil kartları, kimyasal maddelerin malzeme güvenlik bilgi formları, sağlık güvenlik uyarı işaretleri, onaylı defter, iş sağlığı güvenliği kurulu toplantı defteri, iş sağlığı ve güvenliği kurulu üyelerinin iş sağlığı ve güvenliği konularında aldıkları eğitimler ve sertifikalar, işyeri sicil gazetesi, işyerinde çalışanların SGK hizmet listeleri, iş kazası sayısı, meslek hastalığı bilgisi ve varsa alt işveren sözleşmeleridir.

İşverenlerin idari para cezaları ile muhatap olmamaları için 01 Temmuz 2016 tarihine kadar iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirmesi ile ilgili müeyyideleri zamanında ve usulüne uygun olarak yerine getirmeleri menfaatleri icabıdır.

Yararlanılan Kaynaklar
Resmi Gazete.
Dr. Resul Kurt, Herkes için İş Sağlığı ve Güvenliği Rehberi, İstanbul 2015.
Lütfi İnciroğlu, Sorulu- Cevaplı Yeni İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı Uygulaması, İstanbul 2014.

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/yukselaltun/002/
 

[1] Sadece, 10 ve üzeri çalışanı olan ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde diğer sağlık personeli görevlendirilir. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/16.md./6331 Sayılı Kanun Madde-6)
[2] İSG-KATİP: İş Sağlığı ve güvenliği hizmetleri ile ilgili iş ve işlemlerin İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından kayıt, takip ve izlenmesi amacıyla kullanılan iş sağlığı ve güvenliği kayıt, takip ve izleme programını ifade eder. (20/07/2013 tarih ve 28713 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.) 
[3] İşyerindeki elektrik panoları, ısıtma sistemleri, kaygan zeminler, yanıcı maddeler gibi tüm tehlike kaynakları tespit edilmelidir. Örneğin, elektrik panosundan kaynaklanan yangın riski analiz edilerek yangın çıkmaması için hangi tedbirlerin alınması gerektiği araştırılmalıdır. Yangın tüplerinin ilgili yerlere konulması, çalışanlara yangın eğitiminin verilmesi gibi çeşitli önlemler alınmalıdır.
[4] İşveren; işyerinin değişik bölümlerindeki riskler ve çalışan sayılarını göz önünde bulundurarak dengeli dağılıma özen göstermek kaydıyla, çalışanlar arasında yapılacak seçim veya seçimle belirlenemediği durumda atama yoluyla, a) 2 ile 50 arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 1, b) 51 ile 100 arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 2 çalışan temsilcisi görevlendirir. (6331 sayılı Kanun Madde: 20)
[5] Onaylı Defter Nedir? İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı tarafından yapılan tespit ve tavsiyeler ile gerekli görülen diğer hususların yazıldığı, seri numaralı ve sayfaları bir asıl iki kopya şeklinde düzenlenmiş her işyeri için tek/ayrı olan defterdir. Onaylı defteri kim onaylar?Onaylı defter işyerinin bağlı bulunduğu Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlükleri, Genel Müdürlük veya Noterce her sayfası mühürlenmek suretiyle onaylanır. Onaylı defter kimleri ilgilendirmektedir? 6331 sayılı İSG Kanunu kapsamında yer alan işyerlerini,  bu kanun hükmündeki tüm “İşyeri hekimlerini”, “İş güvenliği uzmanlarını” ve “İşverenleri” ilgilendirmektedir. Onaylı defter ne işe yarar kimler tarafından imzalanır? Onaylı defter yapılan tespitlere göre iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ile işveren tarafından birlikte veya ayrı ayrı imzalanır. Onaylı deftere yazılan tespit ve öneriler işverene tebliğ edilmiş sayılır. Onaylı defterin yükümlülüğü nedir? Onaylı defterin asıl sureti işveren, diğer suretleri ise iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi tarafından saklanır. Defterin imzalanması ve düzenli tutulmasından işveren sorumludur. Teftişe yetkili iş müfettişleri her istediğinde işveren onaylı defteri göstermek zorundadır. Ya da İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunmak üzere OSGB’lerce (Ortak Sağlık Güvenlik Birimi) görevlendirilen işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı tarafından saklanması gereken onaylı defter suretleri, OSGB arşivinde tutulur ve istenmesi halinde denetime yetkili memurlara gösterilir. Kendilerinden talep edilmese dahi, sözleşme süresi sonunda bütün kayıt ve dosyalar OSGB’lerce işverene teslim edilir. Onaylı defter nasıl doldurulur?İşverene bağlı iş yerinde ve eklentilerinde yapılan risk analizleri, ortam ölçümleri, gözetimler, denetlemeler, sağlık problemleri, yapılan faaliyetlere göre ölçümler vb. tespit ve öneriler doğrultusunda işverenin imzasına sunulduğuna dair resmi bir evrak olarak doldurulur. Onaylı defter, işyeri tehlike sınıfına ve çalışan sayısına bakılmaksızın tüm işyerleri için şarttır. (27/11/2010 tarih ve 27768 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
[6] Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi: Kamu kurum ve kuruluşları, organize sanayi bölgeleri ile Türk Ticaret Kanununa göre faaliyet gösteren şirketler tarafından, işyerlerine iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini sunmak üzere kurulan gerekli donanım ve personele sahip olan ve Bakanlıkça yetkilendirilen birimi ifade eder. (30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
[7] (4/4/2015-6645/6 md.) Çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde (A) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzman görevlendirme yükümlülüğü,1/1/2018 tarihine kadar (B) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirilmesi; tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde ise (B) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirme yükümlülüğü, 1/1/2017 tarihine kadar (C) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirilmesi kaydıyla yerine getirilmiş sayılır. (6331 Sayılı Kanun Geçici md.4)

Devamını Oku…

24 Mayıs 2016 Salı

Bina ve Apartmanların Duvarlarına Verilen Reklamlarda KDV İle İlgili Yapılan Yanlış Yorumlar

Son zamanlarda bazı basılı ve yazılı kaynaklar ile konuyla ilgili yazılan çeşitli yazılarda bina ve apartmanların duvarlarının reklam amaçlı kiraya verilmesi işleminin söz konusu bina ve apartmanların iktisadi işletmeye dahil olmaması durumunda katma değer vergisinden istisna olduğu belirtilmektedir. Günümüzde yaygın olarak tercih edilen uygulamalardan biri olan bina ve apartman duvarlarının reklam amaçlı kiraya verilmesi işleminde vergi kaybının oluşmaması için vergi mevzuatımızın özellikle katma değer vergisi açısından doğru yorumlanması gerekir. 

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinde, KDV’nin konusuna giren işler açıklanmış olup, aynı maddenin 3’üncü bendinin f alt bendinde ise, Gelir Vergisi Kanunu’nun 70’inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemlerinin KDV'ye tabi olduğu hüküm altına alınmıştır. Ayrıca söz konusu kiralama işleminin ticari, sınai, zirai veya mesleki faaliyet çerçevesinde yapılıp yapılmadığı vergilendirmeyi etkilemeyecektir.

GVK’nın 70’inci maddesinde ise 8 bent halinde sayılan mal ve hakların; sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu hüküm altına alınmıştır.

GVK’nın 70’inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiraya verilmesi işlemi, KDV Kanunu’nun 1/3-f maddesine göre KDV’nin konusuna girmekle birlikte, iktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemleri 17/4-d maddesi ile KDV'den istisna edilmiş olup, konuyla ilgili detaylı açıklamalar Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği’nde yapılmıştır. Bahsi geçen Tebliğe göre, bu istisna uygulamasının kapsamına yalnızca taşınmazlar girmekte olup, GVK’nın 70’inci maddesinde sayılan diğer mal ve hakların kiralanması işlemleri genel hükümler çerçevesinde KDV’ye tabidir. Tebliğin devamında istisna kapsamında değerlendirilecek taşınmazların neler olduğu belirtilmiş olup, bunlar; 

GVK-70/1 bendindeki Arazi, bina ve bunlarla birlikte kiralanan mütemmim cüzü ve teferruatı,
GVK-70/2 bendindeki Voli mahalleri ve dalyanlar,
GVK-70/4 bendindeki Gayrimenkul olarak tescil edilen haklardır.

Bu bağlamda iktisadi işletmelere dâhil olmayan yukarıda belirtilen gayrimenkullerin kiralanması işlemleri KDV’den istisna olacak; sadece iktisadi işletmeye dâhil söz konusu gayrimenkullerin kiralanması işlemi KDV’ye tabi tutulacaktır. Bu gayrimenkuller dışında kalan ve GVK’nın 70’inci maddesinde belirtilen diğer mal ve hakların kiralanması işlemleri ise iktisadi işletmeye dâhil olup olmadıklarına bakılmaksızın KDV’ye tabi tutulacaklardır.

Dolayısıyla KDV Uygulama Genel Tebliği’nin yukarıda açıklanan ilgili bölümünden anlaşılacağı üzere, GVK’nın 70/3’üncü bendinde belirtilen gayrimenkullerin, ayrı olarak kiraya verilen mütemmim cüzileri ve teferruatının kiraya verilmesinde KDV açısından ilgili gayrimenkullerin iktisadi işletmeye dahil olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Diğer bir anlatımla bina ve apartmanların mütemmim cüzü olan dış cephelerinin reklam amaçlı kiraya verilmesi işlemi 17/4-d maddesi kapsamında KDV’den istisna değildir.

Bir diğer konu, bina ve apartmanların dış cephelerinin reklam amaçlı kiraya verilmesi işleminde hesaplanan KDV’nin kim tarafından beyan edileceğidir. Binaların dış cepheleri apartman yöneticiliğine ait olmayıp kat maliklerine aittir. Dolayısıyla, apartmanın dış cephelerinin reklam amaçlı kiraya verilmesi karşılığı alınan bedel apartman yöneticiliğine değil kat maliklerine ait olacaktır. 

Bu durumda taşınmazı kiraya verenlerin (kat malikleri) gerçek usulde KDV mükellefiyetlerinin bulunmaması halinde kiralama işlemine ait KDV, sorumlu sıfatıyla reklam hizmeti alanlar yani kiracılar tarafından beyan edilecektir.

Nitekim KDV Uygulama Genel Tebliği’nin “Tam Tevkifat Uygulaması” başlıklı bölümünde, KDV mükellefi olan gerçek veya tüzel kişiler tarafından KDV mükellefiyeti olmayan kişilerden GVK’nın 70’inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması halinde söz konusu işleme ait KDV’nin, kiracılar tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilmesi gerektiği belirtilmiştir. 

Buna göre, bina ve apartmanların dış cephelerinin reklam ve tanıtım amaçlı haftalık, on günlük veya aylık olarak kiraya verilmesi işlemi genel oranda (%18) KDV’ye tabi olup, taşınmazı kiraya verenlerin (kat malikleri) gerçek usulde KDV mükellefiyetlerinin bulunmaması halinde kiralama işlemine ait KDV, sorumlu sıfatıyla reklam hizmeti alanlar yani kiracılar tarafından beyan edilecektir. Kat maliklerinin gerçek usulde KDV mükellefi olmaları halinde ise sorumluluk uygulanmayacak olup, elde edilen kira bedeline ait KDV, kat maliklerinin kendileri tarafından beyan edilecektir. Ayrıca bu gibi durumlarda, KDV’nin gelir vergisi tevkifatı dahil kira bedeli üzerinden hesaplanması gerektiği de unutulmamalıdır.

Son olarak bu açıklamalarımızı destekleyen İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 04/07/2013 tarih ve 39044742-KDV.9-985 sayılı özelgesi aşağıdaki gibidir:

“117 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin “Reklam Verme İşlemleri” başlıklı (2.4) bölümünde;…….

Buna göre, apartman dış cephesinin reklam ve tanıtım amaçlı kiraya verilmesi işlemi KDV Kanunu’nun (1/3-f) maddesi gereğince genel oranda (%18) KDV’ye tabi olacaktır. Ayrıca, apartman dış cephesini reklam nedeniyle kiraya verenlerin KDV mükellefiyetinin bulunmaması ve reklam hizmetini alan gerçek veya tüzel kişilerin KDV mükellefi olması durumunda söz konusu işleme ait KDV’nin reklam hizmeti alanlar (reklam veren) tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilmesi gerekmektedir.”

Mehmet Diri

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/mehmetdiri/006/

Devamını Oku…

Sosyal Medya Fenomenlerine Vergi

Geçen haftanın basında yer alan en önemli! konularından biri idi sosyal medya hesaplarında reklam yapanların vergilendirilmesi. Bu açıklamayı maliye bakanı yapıyor. Hatta ve hatta 2013 yılı arşivlerine bakarsanız neredeyse kelimesi kelimesine aynı şeyleri o dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de söylemişti. Demek ki 3 yılda bir olduğuna göre 2019'daki Maliye Bakanı da aynı şeyi söyleyecek öngörüsü, kuşkusuz hiç de kaçınılmaz değil.

Bir anlamda iyi sonuçta herkesin bir şeyin farkına varması sağlanıyor. O da; Türkiye'de, her şeyde olduğu gibi sosyal medya gelirlerinde de, kayıt dışılık had safhada. Ama olayı bilenler açısından olay biraz daha karışık görünüyor.

Sanki; Türkiye'de bırakın bu tür reklam gelirlerini E-Ticaret konusunda ciddi bir çalışma yapılmış, yapılan araştırmalar değerlendirilmiş, bürokratlar bu konuda yıllardır OECD ile yapılan çalışmaların veya tavsiye kararlarının üzerinden sular seller gibi çalışmış, hadi onu bir kenara bırakalım dünya elektronik ticaret konusunda bir uzlaşmaya varmış da bizim haberimiz yok!
Sadece işyeri tanımını değiştirerek vergilendirme yapabileceğini sananlar var. E o zaman demezler mi adama bu kadar kolaydı da ne diye yıllar boyu bu internet üzerinden, hatta televizyonlarda yayınlanan reklamlardan elde edilen gelirler vergilendirilemedi?

Sorun öyle sadece işyeri sorunu değil. Elbette işyeri elektronik ticaretin vergilendirilmesi sorunun en büyük kaynağı. Daha doğrusu işyeri tarifi. Hoş bizim Vergi Usul Kanunumuz işyeri tanımını neredeyse sınırsız tarif etmiş. Buna rağmen işyeri hala sorun diyorsak demek ki bizim vergi kanunlarına göre değil uluslararası mecrada çözülmesi gereken veya üzerinde anlaşmaya varılması gereken şeyler var.

Uluslararası vergilendirme prosedüründe sadece sizin iç kaynaklı hukuk yeterli değil. Özellikle bu gibi durumlarda yani iki farklı devletin vatandaşı veya şirketi vergisel anlamda birbirleri ile karşı karşıya geliyorsa, devletlerin birbirleri ile yaptıkları anlaşmalar ile (Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları) çözüm yolları aranmaktadır.

Genellikle birbirine çok yakın olan bu anlaşmalarda da elektronik ticareti vergilendirmeye yönelik çok açık hükümler bulunmuyor maalesef. Hatta bu anlaşmalarda mukimlik ve işyeri tanımları işi iyice çıkmaza sokuyor.

E-Ticaretin günümüz bilişim teknolojilerinin sunduğu imkânlarla geldiği nokta doğal olarak bu platformlarda işlem yapanlarının kimler olduğu, hangi ülke veya bölgede yerleşik oldukları, hizmeti nerede sundukları, bilgi güvenliğinin ne derece karşılandığı, elektronik fon transferlerinde veya sanal kredi mekanizmalarına yaptıkları katkı/olumsuzluklar anlamında da birtakım soruları gündeme taşımaktadır.
OECD nin elektronik ticaretin vergilendirilmesine model anlaşma metinleri mevcut. 

Konu burada anlatılması sayfalar sürecek kadar zor bir konu. Ancak çok değerli insanlar bu konuda araştırma yapmış, tezler hazırlamış ve kitaplar yazmıştır. Hala da tartışılmakta olan ve zaman ve teknolojinin hızla değişiyor olması sebebiyle günden güne boyut değiştiren elektronik ticaretin vergilendirilmesi sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın ortak bir sorunudur.

Ayrıca E-Ticaretin getirdiği vergisel sorunlar oldukça ağır ekonomik sonuçlar doğurabilmektedir. Örneğin çeşitli ülkelerdeki vergi oranları ile vergi matrahlarındaki farklılıkların üretim ya da ticaret kalıplarında sapmalara neden olmasıdır. Diğer taraftan, uluslararası hukuk açısından belirli somut bir olayda vergilendirme yetkisinin hangi ülke tarafından kullanılacağını belirlemenin giderek güçleşmesidir. 
İdari uygulamalara ilişkin sorunların gün geçtikçe ağırlaşmakta ve bu alanda yasal düzenlemelerin yetersiz kalmaktadır. Yine E ticaret ile birlikte sanal şirketlerin ortaya çıkması, şirket ve müşterilerin farklı ülkelerde olması ve farklı vergi düzenlemelerine tabi kılınması da ayrı birer sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yani konu uluslararası düzeyde tartışılan ve çözüm yolları için görüşmeler yapılan bir konudur. Sadece sosyal medya reklamlarından ibaret olmadığı gibi sadece bir kanunda yer alan (ki bize göre zaten kanun sınırsız yetki vermiş olduğu halde) madde değişikliği ile çözümlenecek bir konu değildir.


Ali Rıza Akbulut

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/alirizaakbulut/0110/

Devamını Oku…

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Sosyal Medya Reklamlarına Vergi Geliyor (Mu?)

Maliye Bakanı Naci AĞBAL’ın sosyal medya araçları üzerinden tanıtım ve ürün reklamı yapan kişilerin vergi mükellefi olacağı açıklamaları ile birlikte sosyal medya paylaşımcılarını telaş sardı. Ünlü isimler başta olmak üzere, sosyal medya fenomenleri yaptıkları paylaşımlar ile binlerce lira kazanabiliyor. Twitter, Instagram ve Snapchat uygulamaları ile yapılan ürün tanıtımları, saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor, en fazla ücreti de en fazla görüntülenme sayısına ulaşan paylaşımcılar kazanıyor.  Öncelikle konunun vergilendirilmesini mevcut vergisel uygulamalar açısından özetle açıklamaya çalışalım.

Vergi kanunlarımıza göre ticari faaliyet bir tür emek-sermaye organizasyonuna dayanmakta olup bir gerçek kişinin ticari kazanç açısından gelir vergisi mükellefi olması için faaliyetin ticari bir organizasyona bağlı olarak yürütülmesi ve devamlılık arz etmesi gerekmektedir.
Sahip oldukları sosyal medya hesaplarına ait sayfalarda ticari bir organizasyon içerisinde, devamlı olarak reklam hizmeti veren gerçek kişilerin ticari kazanç açısından gelir vergisi mükellefi olmaları gerekmektedir. Gelir Vergisi mükellefi olan paylaşımcıların fatura düzenlemeleri gerekmektedir.

Şayet sosyal paylaşımcıları gelir vergisi mükellefi değil ise; reklam veren kurumlarca gider pusulası düzenlenmesi gerekiyor. Yapılan reklam ödemeleri ise şirketler için gider niteliğindedir.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. Maddesi’ne göre sosyal medya reklamları için yapılan ödemeler üzerinden herhangi bir vergi kesintisi yapılması söz konusu değildir.[1]
KDV açısından konuya baktığımızda ise; KDV Genel Uygulama Tebliği’nin I-C/2.1.2.4. bölümünde konuya net bir şekilde açıklık getirilmiştir. Buna göre; internet üzerinden yapılan sözleşme kapsamında sosyal ağlar üzerinden reklam hizmetleri yapanların bu faaliyetlerinin, Gelir Vergisi Kanunu yönünden ticari faaliyet kapsamında değerlendirilmesi ve mükellefiyet tesis ettirilmesi halinde KDV’ye tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir. Mükellefiyet tesis ettirilmemesi durumunda ise reklam veren kurumlarca  KDV hesaplanıp sorumlu sıfatı ile beyan edilmesi gerekmektedir.

Peki Maliye Bakanlığı nasıl bir düzenleme yapacak? Yeni Vergi Usul Kanunu taslağının 130. Maddesinde Elektronik Ortamda İşyeri tanımı yapılmıştır. İlgili maddede ”İnternet, ekstranet, intranet ya da benzeri bir telekomünikasyon ortam veya aracının ticari, sınai veya mesleki faaliyete tahsis edilmesi veya bu faaliyetlerde kullanılması durumunda elektronik ortamda iş yeri oluşur.” ifadeleri yer almaktadır.

Maddenin devamında ise; elektronik ortamda oluşan iş yerlerinin kapsamını ve mükellefiyetle ilgili ödevlerin yerine getirilmesine ilişkin hususları belirlemeye, bu alanda vergisel düzenlemeler yapmaya, uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı’nın yetkili olduğunu belirtilerek bu konuda sazın Maliye Bakanlığı’nın elinde olduğunu belirtmiştir.

Taslak halinde olan Vergi Usul Kanunu’nun henüz yayınlanmadığını belirtmekte fayda var. Maliye Bakanlığı’nın eline aldığı sazla nasıl bir türkü yazacağını da hep beraber bekleyip, göreceğiz. Mevcut uygulamada çok fazla değişiklikliğe gidilmemesi beklenmektedir.

Mustafa Çanakçıoğlu



[1] 16.03.2016 tarih ve 11395140-105[229-2012/VUK-1- . . .]-23474 GİB Özelgesi

Devamını Oku…

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Reklam Panolarında Amortisman Uygulaması

213 sayılı Vergi Usul Kanununun[1] (VUK) 313’üncü maddesinde; “İşletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269'uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesi amortisman mevzuunu teşkil eder.” hükmüne yer verilmiştir.

İlgili maddenin 3’üncü fıkrasında da; “Değeri 50.000.000.- lirayı(*)(460 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği[2] ile 1.1.2016'den itibaren 900-TL)aşmayan peştemallıklar ile işletmede kullanılan ve değeri 50.000.000.- lirayı (460 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği ile 1.1.2016'den itibaren 900-TL) aşmayan alet, edevat, mefruşat ve demirbaşlar amortismana tabi tutulmayarak doğrudan doğruya gider yazılabilir. İktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz edenlerde bu had topluca dikkate alınır.” hükmüne yer verilmiştir.

Bir iktisadi kıymet için amortisman ayrılabilmesinin şartları şunlardır:
1-İktisap edilen kıymetin yıpranmaya, aşınmaya veya değerden düşmeye tabi olması
2-iktisap edilen kıymetin işletmede bir yıldan fazla kullanılabilecek nitelikte olması       gerekir.
3-İktisap edilen kıymetin işletmenin envanterine dahil olması gerekir.
4- İktisadi kıymetin değerinin belli bir tutarı aşması gerekir. (2016 yılı için 900 TL)

VUK’un 269’uncu maddesinde ‘‘İktisadi işletmelere dahil bilumum gayrimenkuller maliyet bedelleri ile değerlenir.

Bu kanuna göre, aşağıdaki yazılı kıymetler gayrimenkuller gibi değerlenir:
1. Gayrimenkullerin mütemmim cüzüleri ve teferruatı;
2. Tesisat ve makinalar;
3. Gemiler ve diğer taşıtlar;
4. Gayri maddi haklar.’’

Reklam panoları bir gayrimenkulün teferruatı niteliğindedir. Teferruat; Türk Medeni Kanununun[3] 686’ıncı maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre; teferruat (eklenti) ‘‘asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel âdetlere göre, işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır maldır. Eklenti, asıl şeyden geçici olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez.’’

333 Seri No’lu VUK Genel Tebliği[4]’ne göre ışıklı reklam tabelalarının faydalı ömrü 5 yıl, ışıksız reklam panolarının ise 10 yıl olarak tespit edilmiştir.

Diğer taraftan reklam panosu asılan işyerinin kiralık ya da mükellefin kendisine ait olmasının gider yazma ve amortisman ayırma açısından bir önemi bulunmamaktadır. Çünkü işyeri kiralanmış olması durumunda söz konusu reklam tabelaların ‘Özel Maliyetler’ kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Çünkü kiralanan bir işyeri için yapılan harcamanın ‘Özel Maliyetler’ kapsamında değerlendirilmesi için, işyerine eklenen kıymetin kira süresi sonunda sökülüp ayrılmasının ya da başka bir yerde kullanılmasının mümkün olmaması gerekmektedir. Reklam panosu için böyle bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla kiralanan işyerinde kullanılan reklam panoları için amortisman uygulaması reklam panolarının faydalı ömürleri dikkate alınarak yapılacaktır. (Işıklı reklam tabelaları için 5 yıl, ışıksız reklam panolarının ise 10 yıl olarak dikkate alınacaktır.)
Son olarak belediyeye söz konusu reklam panolarının asılmasından dolayı ödenmesi gereken ilan ve reklam vergi tutarı söz konusu amortisman uygulamasında dikkate alınmadan doğrudan gider olarak dikkate alınabilecektir.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun[5] 40/6’ncı maddesinde; ‘‘işletme ile ilgili olmak şartıyla; bina, arazi, gider, istihlak, damga, belediye vergileri, harçlar ve kaydiyeler gibi ayni vergi, resim ve harçlar’’hükmü yer almaktadır. Sonuç olarak ödenen reklam panosu ile ilgili olan ilan ve reklam vergi tutarları belediye vergileri niteliğinde olduğundan kazancın tespitinde doğrudan gider olarak dikkate alınabilecektir.

[1] 10/01/1961 tarih ve 10703 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
[2] 25/12/2015 tarih ve 29573 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
[3] 08/12/2001 tarih ve 24607 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
[4] 28/04/2004 tarih ve 25446 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
[5] 06.01.1961 tarih ve 10700 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Selçuk Turgay Azak

Devamını Oku…