3 Kasım 2015 Salı

İnternet Üzerinden Verilen Aracılık ve Müzayede Hizmetlerinde KDV Uygulaması

Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 1/1. maddesinde, Türkiye'de ticari, sınaî, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin, 1/3-d maddesinde müzayede mahallerinde yapılan satışların KDV'ye tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

KDV oranları, KDV Kanununun 28’inci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 30.12.2007 tarih ve 26742 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Kararnameye ekli I sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için %1, II sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için %8, bu listelerde yer almayan vergiye tabi işlemler için % 18 olarak tespit edilmiştir.

Müzayede mahallinde yapılan satışların KDV karşısındaki durumuna ilişkin 1, 15 ve 45 Seri No.lu KDV Genel Tebliğlerinde gerekli açıklamalar yapılmıştır.

1 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin I/B-6 bölümünde "Kanuna göre müzayede mahallerinde açık artırma suretiyle yapılan satışlar ile gümrük depolarında tasfiye amacıyla yapılan satışlar da vergiye tabi tutulacaktır. Bu arada müzayede yapılan yerin münhasıran müzayede yapımına tahsis edilmiş olup olmaması durumu değiştirmeyecektir. Bu tür satışlarda vergi kesin satış bedeli üzerinden hesaplanacaktır. Verginin mükellefi bu satışları düzenleyen özel veya resmi kişi ve kuruluşlardır." açıklaması yer almaktadır.

15 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin 1-Müzayede Mahallinde Yapılan Satışlar başlıklı bölümünde ise uygulamanın usul ve esasları aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.

"1. KDV Kanununun 1/3-d maddesine göre, cebri icra, izale-i şüyu (ortaklığın giderilmesi), ipoteğin paraya çevrilmesi, tasfiye gibi nedenlerle müzayede mahallerinde yapılan açık artırma, pazarlık ve diğer şekillerdeki satışlar KDV'ye tabi bulunmaktadır. Ancak sözü edilen Kanunun istisna maddelerine ilişkin hükümlerinin bu satışlar için de geçerli olacağı tabiidir.
2. Bu satışlarda vergiyi doğuran olay, satışın yapılığı tarihte vuku bulmaktadır. Verginin mükellefi satışları düzenleyen özel ve resmi kişi ve kuruluşlar olup, KDV Kanununun 23/d maddesi hükmüne göre satılan malın kesin satış bedeli KDV'nin matrahı olacaktır. Ancak izale-i şüyu çerçevesinde yapılan satışlarda alıcının hissedarlardan biri olması halinde hissesi, bu hisse için mülkiyet devri söz konusu olmadığından matrahtan indirilecektir.
3. Müzayede mahallinde yapılan satışlarda giderler dolayısıyla ödenen vergiler, malın kesin satış bedeli üzerinden hesaplanan vergiden indirilemeyecek, ancak müzayedeyi düzenleyenin komisyonu üzerinden hesaplanan KDV'den indirilebilecektir. Bir komisyon söz konusu değilse, yüklenilen vergiler masraf unsuru olarak dikkate alınacaktır.
...
5. Müzayede mahallinde yapılan satışlarda, satışın herhangi bir sebeple gerçekleşmemesi halinde vergi tahakkuk ettirilmeyecek, tahakkuk ettirilen vergi terkin edilecektir."
Buna göre, Müzayedenin varlığı için fiziki bir mekânın bulunması zorunlu olmadığından, gerekli şartların oluşması halinde sanal ortamdaki açık artırma suretiyle yapılan satışlar da müzayede mahallinde yapılan satışlar kapsamında değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, internet sitesinin münhasıran müzayede yapımına tahsis edilmiş olup olmaması, burada açık artırma suretiyle yapılan satışların ticari nitelik taşıyıp taşımaması, devamlılık arz edip etmemesi vergilendirmeye etki etmemektedir.
Bu açıklamalar çerçevesinde, internet sitesinden yapılan satışlarla ilgili olarak aşağıdaki şekilde hareket edilmesi gerekmektedir.
1. İnternet sitesinde açık artırma fiyatlı satış yöntemi ile yapılan satışlar Kanunun 1/3-d maddesi uyarınca KDV'ye tabi olacaktır. Satışın yapıldığı tarihte vergiyi doğuran olay meydana geleceğinden, bu tarih itibariyle tarafınızca kesin satış bedeli üzerinden eşyanın tabi olduğu oranda KDV hesaplanarak beyan edilecektir.

Diğer taraftan, bu satışlara aracılık ettiği kişilere düzenlediği komisyon faturalarında genel esaslara göre KDV hesaplanıp beyan edilecektir. Genel giderler dolayısıyla ödediği KDV, söz konusu satışa ilişkin KDV'den indirilemeyecek ancak komisyon bedeli üzerinden hesaplanan KDV'den indirebilecektir.
2. Satışa konu ürünlerin KDV mükellefiyeti bulunmayan satıcılar tarafından internet sitesi aracılığı ile sabit fiyat yöntemi kullanılarak arızi şekilde yapılan satışlar ticari bir nitelik taşımayacağından KDV'ye tabi olmayacak, ancak internet sitesi aracılığıyla yapılan bu satışlara ilişkin firmanız tarafından aracılık edilenlere düzenlenen komisyon faturalarında genel oranda (% 18) KDV hesaplanarak beyan edilecektir.

Diğer taraftan, süreklilik arz eden ve satıcılara tacir sıfatını kazandıracak boyuttaki satışların KDV'ye tabi olacağı ve bu satışlara ilişkin KDV'nin satıcılar tarafından genel esaslara göre beyan edileceği tabiidir.

Öte yandan, KDV mükelleflerinin internet sitesi aracılığı ile sabit fiyat yöntemini kullanarak yaptıkları ürün satışları KDV'ye tabi olacak, hesaplanan KDV bu mükellefler tarafından beyan edilecektir.

Yine, internet sitesi aracılığıyla yapılan bu satışlara ilişkin firmanız tarafından aracılık edilenlere düzenlenen komisyon faturalarında genel oranda (% 18) KDV hesaplanarak beyan edileceği tabiidir.
3. Açık artırma fiyatlı satış yöntemiyle satışa sunulan ürünün hemen al seçeneğinin kullanılarak satılması halinde bu işlem sabit fiyatlı bir satışa dönüşeceğinden, söz konusu satış arızi nitelik taşıması kaydıyla KDV'ye tabi tutulmayacak, ticari mahiyetteki satışlar ise genel hükümler çerçevesinde KDV ye tabi olacaktır.

Hemen al seçeneği olan ve açık artırma fiyatlı satış yöntemiyle satışa sunulan bir ürünün hemen al seçeneği kullanılmadan açık artırma sonucu belirlenen fiyattan satılması halinde ise, bu satış işlemi Kanunun 1/3-d maddesi kapsamında değerlendirilecektir.


Serhat Taşpınar

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/serhattaspinar/003/

Devamını Oku…

2 Kasım 2015 Pazartesi

Yurtdışından Alınan Alan Adı (Hosting) Vergilendirmesi

Artık birçok firmamız, internet ağı üzerinden Hindistan, Amerika, Almanya gibi birçok ülkeden alan adlarını (domain) alarak Türkiye’de satmak suretiyle hosting hizmeti yapmaktadır. Bu hizmet nedeniyle internet üzerinden gönderilen fatura bedeli üzerinden hesaplanan katma değer vergisini 2  No.lu KDV Beyannamesi ile yapıp,  gelir vergisi tevkifatını ise muhtasar beyanname ile  beyan etmemektedir. Bu makalemde bu durumun mevzuata uygun olup olmadığı hususunu, mevzuat ve Gelir İdaresinin görüşlerine göre açıklayacağım.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunumuzun 3. maddesinin ikinci fıkrasında, kanunun 1. maddesinde sayılan kurumlardan, kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların, dar mükellefiyet esasında sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirileceği hükmü yer almakta olup, üçüncü fıkrasında ise dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar sayılmıştır.

Aynı maddenin dördüncü fıkrasında da bu maddede belirtilen kazanç veya iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye’de elde edilmesi ve Türkiye’de daimi temsilci bulundurulması konularında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanacağı hükmüne yer verilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun 30. maddesinin birinci fıkrasında, dar mükellefiyete tabi kurumların maddede sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrasında ise, ticari veya zirai kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın, telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayri maddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılması öngörülmüş olup, 12.01.2009 tarih ve 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kesinti oranı % 20 olarak belirlenmiştir.
Bu çerçevede, yurt dışından satın alınan (domain) alan adı, karşılığı yapılan ödemeler gayri maddi hak ödemesi niteliğinde olup, yapılan bu ödemeler üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Diğer taraftan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;
– 1/2 ‘nci maddesinde, her türlü mal ve hizmet ithalatının KDV’ye tabi olduğu,
– 8/1-b maddesinde, ithalatta mal ve hizmet ithal edenlerin verginin mükellefi olduğu,
– 9/1’inci maddesinde, mükellefin Türkiye içinde ikametgahının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı’nın vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabileceği, hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, 15 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin “Yurt Dışından Sağlanan Hizmetler” başlıklı (C) bölümünde;
KDV Kanununun 1 inci maddesine göre, işlemler Türkiye’de yapıldıkları takdirde vergiye tabi tutulabilecektir.”
Aynı Kanunun 6/b maddesine göre;
“Türkiye’de yapılan veya faydalanılan hizmetler Türkiye’de ifa edilmiş sayılacaktır. Yurt dışındaki firmalara yaptırılan hizmetlerden bu kapsama girenlerin vergiye tabi olacağı açıktır. Bu gibi hizmet ifalarında mükellef esas olarak yurt dışındaki firma olmakla birlikte, firmanın Türkiye’de ikametgahı, işyeri, kanuni merkez ve iş merkezi bulunmaması halinde vergi, sözü edilen Kanunun 9. maddesi gereğince hizmetten faydalanan yurt içindeki muhatap tarafından bağlı bulunulan vergi dairesine sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenecektir” açıklamasına yer verilmiştir.

Bu itibarla, yurtdışında mukim firmalardan alınan (domain) alan adlarına ilişkin bedeller üzerinden hesaplanan katma değer vergisinin 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edilerek ödenmesi, domain bedelleri için stopaj tahakkuku yapılarak, muhtasar beyanname ile beyan edilip, ödenmesi gerekmektedir.

Nevzat Erdağ



Devamını Oku…

Kurumlar Vergisi Beyannamelerine İlişkin Değerlendirmeler

Ülkemizde kayıtlı bulunan 647 bin 186 (*) kurumun kazancının vergilendirmesinde beyan usulü kullanılmaktadır. Bu çerçevede yıllık kurumlar vergisi beyannameleri, 1950’lerden beri nisan ayı (**) içerisinde Gelir İdaresi’ne verilmektedir. Diğer taraftan beyannameler yaklaşık 10 yıldır, e-beyanname programı kullanılarak internet ortamında verilmektedir. Aradan 10 yıl süre geçmesine rağmen, hâlâ e-beyanname programının kullanılmasında ve kurumlar vergisi beyannamenin hazırlanmasına ciddi aksaklıklar bulunmaktadır. Kurumlar Vergisi beyannamesi özelinde gözlemlediğimiz aksaklıklar ile sistemi iyileştirebilecek önerilerimiz aşağıda açıklanmıştır.

Sistemdeki aksaklıklar ve öneriler:

• Bilanço, gelir tablosunun şekli gözden geçirilmelidir. Toplamlar ve detaylar cetvel kullanılmadan sağlıklı bir şekilde okunamamaktadır. Mevcut görünümü düzeltmek için toplamların koyu ve / veya büyük harflerle yazılması veya tablolara çizgiler vb. eklenmesi uygun olacaktır.

• Bilanço ve gelir tablosundaki dipnotların giriş yöntemi değiştirilmelidir. Metin olarak girilen bu alan son derece karışık bir görüntü arz etmektedir. Üstelik dipnotların böylesine karışık bir şekilde girilmesi, girilen bilgilerin idare tarafından etkin bir şekilde kullanılmasına da engel olmaktadır. Bu nedenle metin girişi yerine dipnotlar “boşluk doldurma” veya seçmeli şekilde girilmelidir.

• Bazı bilgiler hem dipnotlarda, hem de eklerde mükerrer olarak girilmektedir. Örneğin yabancı para pozisyon bilgisi hem dipnotlarda hem de ek formda mevcuttur. Bunun gibi olan mükerrer olarak girilen bilgiler elimine edilmeli, bilgi girişi tek bir aşamada yapılmalıdır.

• Beyanname ve eklerinin çıktıları kağıt israfını artıcı niteliktedir. Beyannameden çıktı alınmak istendiğinde, beyanname hacmi 10-20 sayfa arasında olmaktadır. Kâğıt israfını azaltmak amacıyla, beyannamenin kısaltılmasına ilişkin çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca dileyen kişilerin beyannamenin ana kısmı ile bilanço, gelir tablosu, transfer fiyatlandırması gibi ekleri ayrıca döktürebilmesi de sağlanmalıdır.

• Beyannamelerin çıktılarının görünümü iyi değildir. Beyanname çıktısında bir dağınıklık dikkat çekmektedir. Beyanname çıktısının iyileştirmesine dönük olarak uzman grafikerlere çalışma yaptırılabilir.

• Beyannamelerde manuel girişlerin azaltılması gerekir. Beyannamelerde, önceki yıl verileri de dahil olmak üzere, bütün veriler manuel olarak girilmektedir. Önceki yıl bilanço ve gelir tablosu verileri, esasen Gelir İdaresi sisteminde mevcuttur. Bu nedenle beyanname girilirken sistemde mevcut bilgilerin otomatik olarak cari beyannameye taşınması sağlanmalı, ancak bu bilgilerde bir değişikli bulunması halinde, buna ilişkin değişiklikler girilebilmelidir.

• Nisan başında versiyon güncellemesi uygulaması son bulmalıdır. Her yıl nisan ayı başında, 1 Nisan sürprizi yapılarak kurumlar vergisi e-beyanname versiyonu güncellenmektedir. Versiyon güncellendiği zaman, önceden girilmiş fakat İnternet vergi dairesine gönderilmemiş beyannamelerin gelir idaresine gönderilmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle “Nisan başında kurumlar vergisi beyannamesinin güncellenmesi” uygulamasının daha erken dönemlerde yapılması uygun olacaktır.

• Beyannamenin giriş süresi kısaltılmalıdır. Beyannamenin girilmesi ortalama bir mükellefte asgari 3- 4 saat arasında bir zaman almaktadır. Üstelik bu süreye bilgilerin temin edilmesine dönük ön hazırlık çalışmaları da dahil değildir. Beyanname hazırlanma süresinin azaltılması gerekir.

• Kullanıcıların girişte ara vermesine imkân sağlanmalıdır. Kurumlar vergisi beyannamesinin girilmesine başlandığında, asgari bazı bilgileri girmeden sistem kayıt yapmaya ve çıkmaya izin vermemektedir. Bu uygulamanın gözden geçirilmesinde yarar bulunmaktadır.

• Anlamsız detaylar kaldırılmalıdır. Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler (KKEG), kâr dağıtım tablosu, döviz pozisyonu bilgisi gibi bilgilerin girişinde, TL’den sonra 4 hane yazılmaktadır. Başka bir ifade ile Türk Lirasında en küçük birim kuruş olmasına rağmen, buradaki bilgi girişinde kuruşun yüzde 1’ini içerir detay bilgi istenmektedir. Anlamsız olan bu gösterim görüntü kirliliği yaratmaktadır.

• Değişiklikler önceden bildirilmelidir. Beyannamelerde yapılacak değişikliklerin önceden kamuoyunun bilgisine sunulması uygun olacaktır. Böylece, meslek mensupları ve bilgisayar yazılımcıları muhasebe sisteminin uyumlaştırmasına dönük çalışmaları yapılabilecektir.

• Dövizli bilanço ve gelir tablosu verileri de beyannameye girilebilmelidir. Mevzuatla bazı mükellefl erin dövizli defter tutması mümkündür. Mevcut uygulamada dövizli defter tutanlar bilanço eklerini Türk para birimine göre hazırlamaktadırlar. Bu durumda, İdareye sunulan rakamlarla, resmi defterlerde yazan rakamlar birbirinden farklı olmaktadır. Bu nedenle dövizli defter tutanların, bilanço ve gelir tablolarının orijinal para birimi ile gösterilmesine de imkan verilmelidir.

Sonuç:

Kurumlar vergisi beyannamesinin içeriği Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından belirlenmektedir. Yapılan değişikliklerle, Maliye Bakanlığı daha fazla bilgiyi kurumlar vergisi beyannamesi yoluyla almaktadır. Öte yandan bu beyannamelerin hazırlanması da ciddi emek harcanmasına ve strese yol açmaktadır.

Yazımızda belirtilen iyileştirmelerin yapılması, e-beyanname programının kullanılmasının etkinliğini artıracak, kullanıcılar daha az zaman harcayarak beyannameleri daha sağlıklı bir şekilde hazırlayabilecek, datalar daha etkin kullanabilecektir.

Sayıları yüzbinlerle ifade edilen meslek mensubu ve diğer kişiler tarafından kullanılan bu yazılımda ortaya çıkan aksaklıklar hiç şüphesiz bu yazıda belirtilenlerle sınırlı değildir. İdarenin ve programcıların, kullanıcıların görüşlerini dikkate alarak yazılımı güncellemesi, hataları, problemleri ve gereksiz emek israfını asgariye indirecektir. Böylece beyannamelerin hazırlanmasında ve vergilerin toplanmasında gereksiz emek kullanımının önüne geçilecek ve “vergilendirmede basitlik” ilkesine uygun bir şekilde hareket edilmiş olacaktır.

(*) Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 26/06/2015 tarihli basın açıklaması.
(**) Özel hesap dönemini kullananlar, hesap döneminin kapandığı ayı takip eden dördüncü ayın 25’ine kadar verirler.

Dr. Celal Çelik

Kaynak: http://www.dunya.com/yorum-inceleme/kurumlar-vergisi-beyannamesine-iliskin-degerlendirmeler-279438h.htm

Devamını Oku…

İkinci İşte Çalışmak İçin İşverenin İzni Gerekir

Özel bir firmada işçi olarak çalışıyorum. Burada adıma tam sigorta yatıyor. Bu işime paralel olarak başka bir firmada çalışıyor görünmemde ve adıma prim yatmasında bir sakınca olur mu? İşçinin aynı anda ikinci bir işte çalışması, işveren tarafından haklı bir fesih sebebi doğurur mu? İşverenim benim aynı anda başka bir işyerinde çalıştığımı ispat edebilir mi? Kemal R./İstanbul 

Kemal Bey, işe girerken imzalamış olduğunuz iş sözleşmesinde başka bir işte çalışma yasağı yoksa veya işveren sizin başka bir işte çalışmanıza izin vermiş ise başka bir işte de çalışabilirsiniz. Yani başka işte çalışmanız tamamen işvereninizin iznine bağlı. İşverenin böyle bir izni yoksa, işvereniniz bunu öğrendikten itibaren 6 iş günü içerisinde iş sözleşmenizi sona erdirebilir ve tazminat da ödemez. Bu durumda siz mağdur olabilirsiniz. Sizin başka işte çalıştığınız Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarından ispatlanabilir. Bu nedenle işvereninizden izin almadan başka işyeri ile anlaşmanızı tavsiye etmiyorum. 

Ben özel bir firmada çalıştım. Maaşımın yüksek olmasına rağmen sigortam asgari ücretten ödendi. Ben bu işyerinden ayrıldım, bir miktar alacağım kaldı. İşyeri yetkilileri alacağımı ödemek istemiyor. Bu konuda acaba ben ne yapabilirim? 


Eğer ücretinizin yüksek olduğuna ilişkin elinizde belgeler var ise, bunu ispatlayabiliyorsanız, kalan alacağınızı yasal yollardan dava açarak işverenden talep edebilirsiniz. Ancak ücret bordrolarını vs. belgeleri asgari ücret üzerinden imzalamış iseniz ve bunlarda itirazi bir kayıt koymamışsanız, herhangi bir alacak talebinde bulunamazsınız.

NE ZAMAN EMEKLİ OLURUM?


01.01.1968 doğumluyum. 03.07.1993 tarihi sigorta girişim. Sigorta başlangıcından önce 15 ay, 10 gün askerlik yaptım. İşe girdikten sonra askerlik borçlanmamı ödedim. Yaklaşık 8000 gün primim bulunuyor. Acaba ben zaman emekli olabilirim? 


İşe girişinize göre 25 yıl, 54 yaş ve 5675 prim gün şartlarına tabisiniz. Askerliği ödediğinizden dolayı 25 yıl, 53 yaş ve 5600 prim gün şartlarından emekli olabilirsiniz. Prim gün sayınız tamamlanmış ancak 53 yaşınız 2021 yılında dolacak. Bu durumda emekli olacağınız tarih 01.01.2021 olacaktır.


Ali Şerbetçi

Kaynak: http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/aliserbetci/2015/11/02/ikinci-iste-calismak-icin-isverenin-izni-gerekir

Devamını Oku…

Borçluya Son Fırsat

Genel Sağlık Sigortası prim borcunu yapılandırmak isteyenler dikkat! Başvuru için bugün son gün. SGK'ya giderek veya posta yoluyla başvuru yapabilirsiniz...

TORBA yasa ile Genel Sağlık Sigortası (GSS) borcu olanlara getirilen önemli imkandan yararlanmak için tanınan sürede sona gelindi. GSS prim borcunu yapılandırmak isteyenlerin, bugün mesai saati bitimine kadar Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) başvurusunu yapması gerekiyor. 

NASIL YOLLANDIĞI ÖNEMLİ 


Yeniden yapılandırma için başvurular, form doldurulmak suretiyle elden veya posta yoluyla ikametgahın bağlı bulunduğu sosyal güvenlik il müdürlüğüne/sosyal güvenlik merkezine yapılacak. Başvuruların posta yolu ile yapılması durumunda; taahhütlü, iadeli taahhütlü, PTT Kargo (kapıdan kapıya teslim) ya da APS yolunun tercih edilmesi halinde, başvuru formunun postaya verildiği tarih kuruma verildiği tarih olarak kabul edilecek. Adi posta yolunun tercih edilmiş olması halinde, başvuru formunun kurum evrak kayıtlarına giriş tarihi kuruma verildiği tarih olarak kabul edilecek. Bu yüzden bugün postayla başvuru yapacakların gönderme şekline dikkat etmesi gerekiyor. 

PEŞİNDE FAİZ ALINMIYOR 


Alacak aslının tamamının 30 Kasım'a kadar ödenmesi halinde bu alacaklar için herhangi bir faiz alınmayacak. Taksitler halinde ödenecek olan tutarın tespiti sırasında, öncelikle kapsama giren alacaklara ilişkin ana para ile gecikme zammı, gecikme cezası yerine dikkate alınacak TEFE/ÜFE/ Yİ-ÜFE tutarı belirlenecek. Ana para ile hesaplanan TEFE/ÜFE/Yİ-ÜFE tutarı toplanacak. Bulunan tutar; 6 taksit için 1.05, 9 taksit için 1.07, 12 taksit için 1.10, 18 taksit için 1.15 katsayısı ile çarpılacak. Hesaplanan rakam, talep edilen taksit sayısına bölünecek ve 2'şer aylık dönemlerde ödenecek taksit tutarı belirlenecek. 18 ay taksiti tercih eden, 36 ayda ödemesini yapacak.

KUYRUK OLUŞABİLİR


Hiç gelir testi yaptırmayanlara, gelir testine başvuru için 30 Eylül'e kadar süre verilmişti. Son gün sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında uzun kuyruklar oluşmuştu. Bugün de SGK'ya yapılandırma başvuruları için son gün. Yine kuyruk olabilir. Posta yolunu tercih edeceklerin, gönderme şekline dikkat etmesi gerekiyor.

30 KASIM'I ATLAMAYIN


Yapılandırılan borçlarda peşin ödeme ve ilk taksit için son tarih 30 Kasım. Peşin ödemeyi seçenler, yapılandırılmış borçların tamamını en geç 30 Kasım'a kadar ödememeleri ve bir takvim yılında 2 taksit ihlali oluşmadan peşin ödeme taleplerini taksitle ödeme talebine de dönüştürmemeleri halinde kapsama giren borçlarını yeniden yapılandırma kapsamında ödeme hakkını kaybedecek. Taksitli ödeme seçilmiş olmasına rağmen, bir takvim yılı içinde yasal süresi içinde ödenmemiş veya eksik ödenmiş 2'den fazla taksitin bulunması ya da bir takvim yılında 2'den fazla olmamakla birlikte ödenmemiş veya eksik ödenmiş taksitlerin en geç son taksiti izleyen ayın sonuna kadar ödenmemesi halinde, ödenmeyen taksitler yönünden yapılandırmadan yararlanma hakkı kaybedilmiş olacak.


Kaynak: http://www.takvim.com.tr/ekonomi/2015/11/02/borcluya-son-firsat

Devamını Oku…

İşten Çıkarken İmzaladığınız Belgeye Dikkat Edin

İşten ayrılırken imzaladığınız ‘hiçbir alacağım yoktur’ yazısı bazı durumlarda geçersiz olabilir. İbranamede hangi kalemlerde alacağınızın olmadığı yazması gerekiyor.

Okurlarımızdan Zuhal Hanım gönderdiği e-postasında 5 yıldır çalıştığı işyerinden evleneceği ve başka bir şehre yerleşeceği için kendi isteğiyle ayrıldığını, işyerinden son aya ait ücret ve fazla mesai parasını henüz almadığını, buna karşın ayrılırken patronunun kendisine “hiçbir alacağım yoktur” şeklinde bir belgeye imza attırdığını belirtiyor ve patronu ücreti ile fazla mesai parasını ödemezse ne yapacağını ve kıdem tazminatı alıp alamayacağını soruyor.

İbraname ne anlama geliyor?

Ülkemizde işverenlerin işten ayrılan işçilerine “alacağım yoktur” şeklinde belge imzalatmaları sıkça karşılaşılan bir durum. Böylece işverenler geçmişe dönük borçlardan kurtulmak veya bir uyuşmazlık halinde ellerinde bir belge bulundurmak istiyorlar. Sorunuzda olduğu gibi bazen işçilerin geçmişe dönük alacakları olmasına karşın bu tür belgeleri imzaladıklarına ve daha sonra bunları alamayıp pişman olduklarına da sıkça rastlıyoruz.

İşverenler tarafından işçilere bu şekilde imzalatılan belgeye “ibraname” deniyor ve “alacağım yoktur” anlamına geliyor. Ancak burada hem işçinin hem de işverenin bilmesi gereken bazı ince hususlar var.

Kıdem tazminatı alabilirsiniz

Zuhal Hanım ayrıca evlendiği için işten ayrıldığında kıdem tazminatı alıp alamayacağını da soruyor. Burada dikkat etmeniz gereken bazı ince noktalar var.

Öncelikle eğer evlenmeden yani resmi nikah tarihinden önce işten ayrılmışsanız evlilik nedeniyle işten ayrılmış sayılmıyorsunuz. Bu durumda işten istifa etmiş oluyorsunuz ve kıdem tazminatı da alamıyorsunuz.

Evlilik nedeniyle işten ayrılmış sayılmak ve kıdem tazminatı alabilmek için evlendiğiniz tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzunuzla iş sözleşmesini sona erdirmeniz gerekli. Yani resmi nikah tarihinden itibaren bir yıl içinde işten ayrılırsanız kıdem tazminatına hak kazanırsınız.

Bu durumda beş yıllık bir çalışmanız olduğuna göre beş aylık brüt ücretiniz tutarında kıdem tazminatı almanız mümkün.

Sadece imza atmak yeterli değil

Bir ibranamenin sadece imzalanması geçerli olduğunu göstermez. Geçerli sayılması için bazı şartlar var. Öncelikle işçinin alacağının olmadığını belirttiği kalemlerin ayrı ayrı ibranamede belirtilmesi gerekli. Yani ücret, tazminat, prim, fazla mesai gibi ayrı ayrı kalemlerin yazılı olması gerekiyor.

Ayrıca ibranamede yer verilen alacaklar mutlaka banka aracılığıyla ödenmiş olmalı.
Dolayısıyla okurumuzun belirttiği gibi sadece “hiçbir alacağım yoktur” şeklindeki bir ifadeyi içeren ibranameler hükümsüz oluyor. Bu sebeple böyle bir belge imzalamış olsanız dahi bahsedilen bir aylık ücreti ve fazla mesai parasını işvereninizden istemeniz mümkün.

Hakkınız ödenmezse dava açın

Patronunuzdan talep etmenize karşın geçmişe dönük ücretinizi ve diğer haklarınızı ödememesi halinde dava açarak hakkınızı isteyebilirsiniz.

Hemen belirtelim ki ücret alacaklarında zamanaşımı süresi 5 yıl. Dolayısıyla ücretin ödenmesi gereken günden itibaren 5 yıl içinde dava açmazsanız dava hakkınız da ortadan kalkıyor.

İhbar süresine dikkat

Evlilik nedeniyle işten ayrılırken dikkat edilmesi gereken bir başka husus daha var. Burada mutlaka ihbar sürelerine uyulmalı. Yani işten ayrılacağınızı belli süre öncesinden işverene bildirmeniz gerekli.

Sizin işyerinde beş yıllık kıdeminiz olduğuna göre işten ayrılmadan 8 hafta önce işverene işi bırakacağınızı ve sebebini bildirmeniz gerekiyor. Aksi halde işvereninize ihbar tazminatı ödemek zorunda kalırsınız. Bu durumda ise elinize kıdem tazminatı olarak fazla bir para geçmez. 

Mehmet Bulut

Kaynak: http://www.meydangazetesi.com.tr/isten-cikarken-imzaladiginiz-belgeye-dikkat-edin-makale,1769.html

Devamını Oku…

Yetim Aylığı Muvazaalı Boşanma İddiasıyla Kesilen Kadınlara Anayasa Mahkemesinden Kötü Haber

Ülkemizde sosyal sistemindeki dengesizlik ve emeklilik sistemindeki boşluklar nedeniyle yetim aylığı almak amacıyla boşanma yaygın bir vakıa halinde bulunuyor.

Yasa Koyucu da zecri tedbir almayı tercih ederek bu konunu önünü kapatmak amacıyla 5510 sayılı Kanunun 56 ncı maddesiyle 2008 yılından itibaren "Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır" hükmü getirmişti. Bu hüküm gereği bağlanan yetim aylıklarından bir kısmı muvazaa gerekçesiyle kesilmeye başlanmıştı.

Yasal dayanakları farklı da olsa SSK veya Bağ-Kur kapsamında olarak 5510 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi kapsamında olsun veya Emekli Sandığı kapsamında olsun eski eşlerin birlikte yaşamasına delil olarak ele alınan unsurlar aynı biçimde değerlendiriliyor.

Örneğin ilgili muhtarlıktan ikametgâh senetleri, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleriyle yerleşim yeri ve diğer adres belgeleri, adres değişiklik ve nakillerine dair bilgiler, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğünden tarihleriyle birlikte adres hareketleri, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği hususu, seçmen bilgi kayıtları varsa çalışmaları sebebiyle resmi/özel kurum ve kuruşlara verilen belgelerde yer alan adresler, boşanan eşler 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge/bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü / Jandarma Komutanlığı araştırması, anılan mahalle/köy muhtar ve azaların tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine dayalı tanıklıkları gibi hususlar değerlendirilerek "boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama" olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılıyor.

Bu tür vakaların en önemli başlangıç noktasını da yakın akrabalar tarafından yapılan ihbarlar teşkil ediyor.
Tabii bu konuda kurunun yanında yaş da yanabiliyor. İlerleyen yaşlarında çocuklarına muhtaç hale gelen boşanmış anne-babalar fiili bir karı koca ilişkisi içinde olmasalar bile aynı ev veya binada barınmış olabiliyor. Bu durumda bu tür eski karı-kocaların da yaşlılıkları veya düşkünlükleri göz önüne alınmaksızın muvazaalı boşanma iddiası ile birlikte kadın eş anne-babasından aylık alıyorsa yüklü tutarda borç ile karşı karşıya kalabiliyor.

İşte muvazaalı boşanma iddiası ile çıkartılan borca karşı dava yoluna giden ve bu itirazı yargı kararıyla reddedilip kesinleşen bir kadın vatandaşımız Anayasa Mahkemesine,
"Eski eşi yurtdışında ikamet ediyor olmasına rağmen müşterek çocuklarıyla oturdukları dairenin su ve elektriğinin eşi tarafından karşılanıyor olmasının ve müşterek çocuklarıyla görüşme günü dışında da eski eşiyle görüştüğünün saptanmasının özel hayatın ihlali olduğunu" iddia ederek müracaat ediyor.

Yüksek Mahkeme ise 22.10.2015 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2013/8032 Esas numaralı kararında eski eşinin Mernis kayıtlarına, tebligat ve ikamet adresi kayıtlarının kendi ikamet adresi olduğunun saptanmış olmasına vurgu yaparak başvurucunun özel hayatının, sosyal güvenlik ve mülkiyet hakkının, adil yargılanma hakkının ihlâl edilmiş olduğuna ilişkin iptal taleplerini reddetmiş bulunuyor.

Yani boşanan kadınlar eğer anne babalarından yetim aylığı alıyor ve eski eşleriyle bir karı-koca hayatı içinde bulunmuyorlarsa eski eşleriyle abonelik veya tapu ilgisi olan bir evde oturmamaya, aynı ikametgâhta bulunmamaya dikkat etmeliler.   

Şevket Tezel

Devamını Oku…