23 Aralık 2015 Çarşamba

Fatura Üzerinde Yer Alan İskontoların Muhasebe Kaydı

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Muhasebe usulünü seçmekte serbestlik” başlıklı 175. maddesinde;
Mükellefler bu kısımda yazılı maksat ve esaslara uymak şartiyle, defterlerini ve muhasebelerini işlerinin bünyesine uygun olarak diledikleri usul ve tarzda tanzim etmekte serbesttirler. Ancak, Maliye ve Gümrük Bakanlığı; muhasebe standartları, tek düzen hesap planı ve mali tabloların çıkarılmasına ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bunları mükellef, şirket ve işletme türleri itibariyle uygulatmaya ve buna ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.
Ticaret Kanununun ticari defterler hakkındaki hükümleri mahfuzdur.
Maliye Bakanlığı, muhasebe kayıtlarını bilgisayar programları aracılığıyla izleyen mükellefler ile bu bilgisayar programlarını üreten gerçek ve tüzel kişilerce uyulması gereken kuralları ve bilgisayar programlarının içermesi gereken asgari hususlar ile standartları ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” hükmü yer almaktadır.
Satış Geliri, tahsil edilen veya tahsil edilecek varlıkların gerçeğe uygun değeri ile diğer bir deyişle, karşılıklı pazarlık ortamında bilgili bir alıcı ile bilgili bir satıcı arasında bir varlığın el değiştirmesi veya bir borcun ödenmesi durumunda ortaya çıkması gereken tutar ile ölçülür. Bir işleme ilişkin satış geliri tutarı, işletme ile alıcı arasında yapılan sözleşmeye göre belirlenir. Bu tutardan işletme tarafından yapılan miktar, kasa ve ticari iskontolar indirildikten sonra gerçeğe uygun değer saptanır. Bu değer işletmenin  Net Satışlarını ifade eder ve TDHP’nda 6** Gelir Tablosu Hesap Sınıfının 60* Brüt Satışlar ve 61* Satış İndirmleri Hesap Gruplarında gösterilir.
1 Seri No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğinin “611- SATIŞ İSKONTOLARI” bölümünde;
“Satışla ilgili faturanın düzenlenip satışın gerçekleşmesinden sonra yapılan her türlü kasa ve miktar iskontoları bu hesapta yer alır.
Kasa iskontosu, kredili satışlarda alıcının mal bedelini vadesinden önce ödemesi dolayısıyla, bu peşin ödeme karşılığında alıcıya belirli oranlarda indirim yapılmasıdır.
Miktar iskontosu ise alıcının belli tutarlar üzerinde alışlarda bulunarak satıcının mal sürümüne katkıda bulunmasından dolayı kendisine belli oran ya da tutarlarda yapılan indirimdir.” denilmektedir.
Genel kabul görmüş muhasebe ilkelerinden Tam açıklama kavramı, Mali tablolardan ve bu tablolardan yararlanacak kişi ve kuruluşların doğru karar vermelerine yardımcı olacak ölçüde, yeterli, açık ve anlaşılır olmasını ifade eder. Mali tablolarda finansal bilgilerin tam olarak açıklanması yanında, mali tabloların kalemleri kapsamında yer almayan ancak alınacak kararları etkileyebilecek, gerçekleşmesi muhtemel olaylara da yer verilmesi, bu kavram gereğidir. Bu persfektifte iskonto yapılmış kesilen faturaların muhasebe ye kaydında, iskontodan önceki brüt satışların gösterilmemesi muhasebe ilkelerine aykırılık teşkil edecektir.
Vergi matrahının hesaplanmasında iskontoların ticari teamüllere uygun özellikle ilişkili taraflarla yapılan işlemlerde emsallere uygunluk ilkesine uygun hareket etmek ve transfer fiyatlandırmasında emsale uygun fiyatlandırma yapmak şarttır. Şirketler, ticari ve gündelik yaşamın genel kabul görmüş gerçekleri ve mantığı çerçevesinde, kendilerinden mal veya hizmet alan alıcılarına istedikleri tutarda ciro primi verebilirler. Ancak, ticari teamüller ve rekabet şartları belki de bazen zararına satışı dahi gerektirebilir. Bu durumda, vergisel açıdan yapılacak bir denetimde, zararına satışın ya da elde edilen satış kazancına çok yakın bir tutarda ciro primi verilmesinin (hatta maliyetine satış yapılmasının) gerekçelerinin çok açık bir şekilde ispatlanabilmesi zorunluluktur.
Ticari teamüllere uygun miktardaki iskontonun satış bedeline göre miktarı veya oranı ne olmalıdır sorusunun net bir cevabi ne kanunda ne de idare tarafından yapılan açıklamalarda yer almamaktadır. Esasen bu konuda kesin bir ölçü de bulunmamaktadır. Bu miktar yere, zamana, satılan malın tutarına, duruma ve faaliyet konularına göre farklılıklar gösterebilir. Bu nedenle bir ölçü belirlenmesi de bir hayli zordur.
İskontonun piyasada alışılmış miktarda olması ve emsali müşteriler arasında önemli farklılıklar göstermemesi ve belirli kriterler dahilinde eşit olarak uygulanması gerekmektedir. Yapılacak bir vergi incelemesinde cezai müeyyidelere muhatap olunmaması için iskontolar konusunda çok dikkatli olunması gerekmektedir.
Ticari teamüllere uygun olmayan iskontolar, vergi kaçırma amacına yöneliktir. Bu durumda ortada bir muvazaa (danışıklılık) fiili vardır. Örneğin maliyeti 700 TL, satış bedeli 900 TL olan bir telefona 400 TL iskonto uygulansa, bu iskontonun kabul edilebilir bir yanı bulunmamaktadır.
Bu bağlamda matrahtan yapılan indirim kabul edilemez. Satışa konu mal veya hizmet piyasasında aynı veya benzer mal ve hizmetler için genel kabul gören oranlar çerçevesinde olan ve mal veya hizmetin bedeline göre makul oranlarda olan iskontolar, ticari teamüle uygun iskontolardır.
Bu noktada ilişkili taraflar arasındaki iskonto ve ciro primlerinin emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir.
KVK’nın 13’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasına göre, emsallere uygunluk ilkesi, ilişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanan fiyat veya bedelin, aralarında böyle bir ilişkinin bulunmaması durumunda oluşacak fiyat veya bedele uygun olmasını ifade eder. Emsallere uygun fiyat veya bedele ulaşmak için öncelikle iç emsal kullanılacak, bu şekilde kullanılacak fiyat veya bedelin bulunmaması ya da güvenilir olmaması halinde dış emsal karşılaştırmada esas alınacaktır.
Bu nedenlerle fatura üzerindeki iskontoyu muhasebede kayda almayalım, üstelik fatura üzerindeki iskontodan sonraki kısmı gelirlere yazalım dendiğin de, hem kayıtları ihticaca salih değil hale getirecek, hem genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine ters hem de raporlamalarımızı eksik bırakacaktır.
İSKONTONUN FATURA ÜZERİNDE YAPILMASI
İskonto fatura üzerinde gösterilmişse, iskonto tutarı fatura toplamından düşülür ve kalan meblağ KDV matrahını oluşturur. İskontonun KDV matrahından düşülebilmesi için, yapılan iskontonun ticari teamüller çerçevesinde yapılması, faturada ayrıca gösterilmesi esastır.
İskontolu Mal Satışı;
XYZ İşletmesi 4.000 TL + KDV’li malı %10 iskonto yaparak müşterisine satmıştır.
----------------------------------------/-------------------------------------------------------
611-SATIŞ İSKONTOLARI                             400
120-ALICILAR HS.                                      4.248
                 600-YURTİÇİ SATIŞLAR HESABI      4.000
                  391-HESAPLANAN KDV                        648
---------------------------------------/------------------------------------------------------
Yukarıdaki örneğimizin matematiksel işlemi şu şekildedir:
Satış                : 4.000
İskonto    %10   :    400
Matrah                         : 3.600
KDV       %18              :   648
Toplam Tutar   : 4.248

İlgili faturayı alanın muhasebe kaydı;(Alımın ticari mal olduğunu kabul edelim)
--------------------------------------------------/--------------------------------------------------
153-TİCARİ MALLAR HS. 4.000
   02-DÖNEM İÇİ ALIŞLAR HS...
 191-İND.KDVERGİSİ HS….648  
                                                   153.TİCARİ MALLAR HS…400 
                                                      04-ALIŞ İSKONTOSU HS.
                                                    320-SATICILAR HS…… 4.248      
------------------------------------------------/--------------------------------------------------------

Ufuk Özdemir

Devamını Oku…

22 Aralık 2015 Salı

Fazladan veya Yersiz Yere Hesaplanan ve Ödenen KDV İade Edilir Mi

Soru: Fazladan veya yersiz yere hesaplanan ve ödenen KDV iade edilir mi?

Cevap: Fazla veya yersiz ödenen KDV konusu KDV Genel Uygulama Tebliğinde ele alınmıştır. Buna göre; 3065 sayılı Kanunun (8/2)nci maddesine göre, vergiye tabi bir işlem söz konusu olmadığı veya KDV’yi fatura veya benzeri vesikalarda göstermeye hakkı bulunmadığı halde, düzenlediği bu tür vesikalarda KDV gösterenler, bu vergiyi ödemekle mükelleftirler. Bu husus kanuna göre borçlu oldukları vergi tutarından daha yüksek bir meblağı gösteren mükellefler için de geçerlidir. Bu gibi sebeplerle fazla ödenen vergiler, Maliye Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslara göre ilgililere iade edilir.
Örneğin;Gelir Vergisi Kanununa göre vergiden muaf olanlar, mal ve hizmet satışları dolayısıyla KDV hesaplamazlar. Kanun hükmüne rağmen satış bedellerinde vergi gösterip müşteriden vergi tahsil edenler, bu vergiyi vergi dairesine yatırmak zorundadırlar.
Aynı şekilde kanuna göre borçlu oldukları vergi tutarından daha yüksek bir meblağı gösteren mükellefler de fazla tahsil ettikleri vergiyi vergi dairesine ödemek mecburiyetindedirler.
Örnek:100.000TL’lik bir satış için 8.000 TL vergi hesaplaması gerekirken, 18.000TL hesaplayıp müşteriden tahsil edenler, fazla tahsil ettikleri bu vergiyi ilgili vergi dairesine beyan edip ödemek zorundadırlar.

Kural olarak, fazla veya yersiz hesaplanan vergi bulunması durumunda, gerek satıcı gerekse alıcı nezdinde işlemin KDV uygulanmadan önceki hale döndürülmesi esastır.
Fazla veya yersiz olarak hesaplanan vergi, öncelikle satıcı tarafından alıcıya iade edilecektir. Alıcının indirim hakkı bulunan mükellef olmaması durumunda, satıcının söz konusu fazla veya yersiz KDV tutarını alıcıya ödediğini gösterir bir belge ile vergi dairesine başvurması gerekmektedir. Alıcının indirim hakkı bulunan bir mükellef olması durumunda ise, satıcının fazla veya yersiz KDV tutarını alıcıya ödediğini gösterir belgeye ek olarak, alıcının fazla veya yersiz KDV tutarını indirim hesaplarından çıkarmak suretiyle düzeltme yaptığının alıcının vergi dairesinden alınacak bir yazıyla tevsiki de istenecektir.
Satıcının, fazla veya yersiz olarak hesaplanan vergiyi alıcıya ödediğini gösterir belge ve indirim hakkı bulunan alıcıların düzeltmeyi yaptığını gösterir vergi dairesi yazısı ile birlikte, beyanlarını düzeltmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, fazla veya yersiz hesaplanan KDV tutarı, ilgili dönem beyannamesinden tenzil edilir ve sonraki dönemler de buna göre düzeltilir.
Fazla veya yersiz olarak ödendiği iddia edilen KDV’nin, satıcı tarafından iade olarak talep edilebilmesi için, KDV beyannamesinde hesaplanan KDV olarak beyan edilmesi ve beyana konu edildiği dönem ile iade talep edilen dönem arasında asgari söz konusu KDV tutarı kadar ödenecek KDV çıkması gerekmektedir.

Koray ATEŞ

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/sorucevap/haber_oku.php?haber_id=1847

Devamını Oku…

Gelir İdaresi Başkanlığının E-Defter ve E-Fatura Hakkında Duyurusu

Daha önce 421 sayılı VUK genel tebliği ile Elektronik Defter ve Elektronik Fatura zorunluluğu ve kimlerin bu kapsama girdiği, kriterlerin neler olduğu açıklanmıştı. Bu defa yayımlanan 454 Sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile 01.01.2016 dan geçerli olmak üzere e-Defter ve e-Fatura uygulaması kapmasına girecek mükellefler yeniden belirlenmiştir. Tebliğde belirlenen şartı, 2014 hesap döneminde sağlayan mükellefler 1.1.2016 tarihinden itibaren, 2015 veya müteakip hesap dönemlerinde sağlayan mükellefler ise ilgili hesap dönemine ilişkin gelir/kurumlar vergisi beyannamesinin verileceği tarihi takip eden hesap döneminin başından itibaren, (b) ve (c) bentlerinde sayılanlardan bu Tebliğin yayım tarihinden önce lisans alan veya mükellefiyet tesis ettirenler 1.1.2016 tarihinden itibaren, bu Tebliğin yayım tarihinden sonra lisans alan veya mükellefiyet tesis ettirenler ise, lisans aldıkları ya da mükellefiyet tesis ettirdikleri tarihi izleyen hesap döneminin başından itibaren elektronik fatura ve elektronik defter uygulamasına geçmek zorundadır. Bununla birlikte, lisans ya da mükellefiyet tesis tarihi ile izleyen hesap dönemi arasındaki sürenin üç aydan kısa olması halinde isteyen mükellefler bir sonraki hesap döneminin başından itibaren elektronik defter tutabilecekler ve e-Fatura uygulamasına geçebileceklerdir. Kapsama giren mükelleflerin son başvuru tarihi 31.12.2015’dir.

Konu hakkında Gelir İdaresi Başkanlığının yapmış olduğu Duyuru Aşağıdaki gibidir:

“E-FATURA VE E-DEFTER BAŞVURULARI HAKKINDA DUYURU :

Bilindiği üzere; 20/6/2015 tarih ve 29392 sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren 454 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında;

a) 2014 hesap dönemi brüt satış hasılatı 10 Milyon TL ve üzeri olan mükelleflere,

b) Söz konusu Tebliğin yayım tarihinden önce;

- 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (I) sayılı listedeki malların imali, ithali, teslimi vb. faaliyetleri nedeniyle Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)’ndan lisans alan mükelleflere (Bayilik lisansı olanlar, münhasıran bu lisansa sahip olmaları nedeniyle bu bent kapsamında değerlendirilmeyecektir.)
- 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa ve ithal eden mükelleflere,

1/1/2016 tarihinden itibaren e-Fatura ve e-Defter uygulamalarına geçme zorunluluğu getirilmiştir. Bu kapsamda söz konusu mükelleflerin vergisel uygulamalar bakımından hukuki bir sorun yaşamaması adına 31/12/2015 tarihine kadar gerekli başvurularını ve hazırlıklarını tamamlamaları gerekmektedir. e-Fatura ve e-Defter uygulamalarına başvurular Başkanlığımızın; www.efatura.gov.tr, www.edefter.gov.tr internet adreslerinden elektronik imza araçları (tüzel kişiler için MALİ MÜHÜR, gerçek kişiler için NİTELİKLİ ELEKTRONİK SERTİFİKA) ile, elektronik ortamda yapılmakta olup bu nedenle, söz konusu uygulamalara başvuru işlemleri öncesinde mükelleflerimizin elektronik imza araçlarını temin etmiş olmaları gerekmektedir.

Mali Mühür Başvurusu İçin : https://mportal.kamusm.gov.tr/bp/edf.go

E-Fatura Başvurusu İçin : https://portal.efatura.gov.tr/efaturabasvuru/

E-Defter Başvurusu İçin : https://uyg.edefter.gov.tr/edefterbasvuru/

Temin işlemlerinin alabileceği süreler de göz önünde bulundurularak elektronik imza araçlarının, e-Fatura ve e-Defter uygulamalarına son başvuru tarihi olan 31/12/2015 tarihinden önce temin edilmesi, söz konusu uygulamalara mükelleflerimizin süresinde başvuru yapılması bakımından önem arz etmektedir.

Mükelleflerimizin elektronik imza araçlarının başvurusu sırasında, mükellefiyetlerine ilişkin vermiş oldukları ve ilgili sertifika makamları tarafından da MERSİS ve MERNİS kayıtları çerçevesinde kontrol edilip kendilerine ilgili başvuru uyarı ekranlarında gösterilen bilgilerini; mali mühür veya nitelikli elektronik sertifikaların hatasız, doğru şekilde üretimi ve zaman kaybına yol açmaması bakımından dikkatle kontrol etmeleri gerekmektedir.

Kamuoyuna önemle duyurulur.”

Vedat Nair

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/vedatnair/045/

Devamını Oku…

21 Aralık 2015 Pazartesi

Veraset Yoluyla İntikal Eden Araçlarda ÖTV İstisnası Var Mıdır ?

Soru: Veraset yoluyla intikal eden araçlarda ÖTV istisnası uygulaması var mıdır?

Cevap:  4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun (15/2-a) maddesinde, (II) sayılı listedeki kayıt ve tescile tabi mallardan, veraset yoluyla intikaller hariç ilk iktisabında istisna uygulananların istisnadan yararlananlar dışındakilerce iktisabında, ilk iktisabındaki matrah esas alınarak adına kayıt ve tescil işlemi yapılandan, kayıt ve tescili tarihinde geçerli olan oran üzerinden, bu tarihte ÖTV alınacağı, ancak Kanunun (7/2) maddesi çerçevesinde istisnadan yararlananların bu istisnadan yararlanarak iktisap ettikleri kayıt ve tescile tabi malları 5 yıldan fazla kullanarak elden çıkarmaları durumunda bu hükmün uygulanmayacağı hüküm altına alınmış olup, söz konusu düzenlemenin uygulama usul ve esasları 18/4/2015 tarihli ve 29330 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve 1/5/2015 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliğinin (IV/G) bölümünde belirlenmiştir.

Mezkur Genel Tebliğin (IV/G/2) bölümüne göre, ilk iktisabında istisna uygulanan kayıt ve tescile tabi bir taşıtın veraset yoluyla intikale bağlı olarak müştereken bütün mirasçılar adına kayıt ve tescil edilmesi halinde, mezkûr Kanunun (15/2-a) maddesi hükmü gereğince bu intikal işlemi nedeniyle ÖTV aranmamaktadır.

Ayrıca, muristen mirasçılara intikal etmiş olan terekede söz konusu taşıtın yanı sıra başkaca mal ve/veya hakkın bulunması halinde diğer mirasçıların lehine taşıt üzerindeki mülkiyet hakkından ivazsız olarak feragatini gösteren belgenin ibrazı şartıyla istisnadan yararlanılmış olan taşıtın lehine feragat edilen mirasçıya intikali de esas itibarıyla "veraset yoluyla intikal" olarak değerlendirilmekle birlikte, Kanunun (15/2-a) maddesi kapsamında ÖTV aranmaması için terekede yer alan diğer mal ve/veya hakların değerinin taşıtın değeri ile mütenasip olması gerekmektedir.

Bunun yanı sıra, söz konusu uygulamada, ÖTV'den müstesna olarak ilk iktisabı yapılan taşıt dışında herhangi bir mal ve/veya hakkın "birden fazla mal ve hak" kapsamında değerlendirilebilmesi için söz konusu mal ve/veya hakkın Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesine dahil edilmiş olması gerekmekte olup, mezkûr beyannameye dahil edilmeyenler "birden fazla mal ve/veya hak" kapsamında değerlendirilmemektedir. Öte yandan, Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesiyle beyan edilen tapu veya tapular ile banka veya bankalardaki paralar, hisse senedi, tahvil, telefon, araba gibi menkul malların değerinin belgelerle tevsik edilmesinin gerektiği tabiidir.

Bu çerçevede, muristen mirasçılara intikal etmiş olan terekede söz konusu taşıtın yanı sıra başkaca mal ve/veya hakkın bulunması ve mirasçıların taşıt üzerindeki mülkiyet haklarından (miras paylarından) ivazsız olarak tek bir mirasçı lehine feragat etmeleri halinde, lehine feragat edilen mirasçının aracı kendi adına tescil işleminde ÖTV aranmaması için, taşıt dışında mirasçılara intikal eden mal ve/veya hakkın Veraset ve İntikal Beyannamesine dâhil edilmiş olması ve bunların söz konusu beyannamede beyan edilen değerinin taşıtın değeri ile mütenasip olması şartlarının birlikte sağlanması gerekmektedir. Aksi takdirde, diğer mirasçıların vereceği feragatnameye istinaden taşıtı devralan mirasçı tarafından, taşıt üzerindeki kendi mülkiyet hakkına (miras payına) karşılık gelen kısım hariç olmak üzere, Kanunun (15/2-a) maddesi çerçevesinde hesaplanan ÖTV'nin beyan edilip ödenmesi aranmaktadır.

Buna göre, örneğin bir kişinin  vefatı nedeniyle söz konusu taşıt ile birlikte mirasçılarına intikal eden ve Veraset ve İntikal Beyannamesine dahil edilmiş olan gayrimenkullerin değerinin taşıtın değeri ile mütenasip olması halinde, bunların varlığına ilişkin belgelerin ibrazına bağlı olarak, diğer mirasçıların taşıt üzerindeki mülkiyet haklarından (miras paylarından) feragat etmeleri üzerine taşıtın ilgili kişi adına tescil edilmesi aşamasında, Kanunun (15/2-a) maddesi kapsamında ÖTV yükümlülüğü olmayacaktır.

Son olarak, söz konusu aracı, vefat eden kişinin istisnadan yararlandığı tarihten itibaren 5 yıllık sürenin bitiminden önce, istisnadan yararlanamayan bir kişi veya kuruma devredilmesi halinde, Kanunun (15/2-a) maddesi gereğince, bu devir dolayısıyla adına kayıt ve tescil işlemi yapılandan (istisnadan yararlanamayan kişi veya kurumdan), vefat edenin ilk iktisabındaki matrah üzerinden, alıcı adına kayıt ve tescil tarihindeki orana göre hesaplanacak ÖTV tahsil edilecektir.

Koray ATEŞ

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/sorucevap/haber_oku.php?haber_id=1845

Devamını Oku…

Limited Şirket Ortaklarının Amme Borçlarında Sorumluluğu

Soru: Limited şirket ortakları kamu borçlarından nasıl sorumludurlar?

Cevap: Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve 6183 sayılı Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.

Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.

Koray ATEŞ

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/sorucevap/haber_oku.php?haber_id=1846

Devamını Oku…

17 Aralık 2015 Perşembe

Asgari Ücretle Birlikte AGİ de Artacak

Çalışanların gözü kulağı asgari ücrette kilitlendi. Asgari ücretin yılbaşından itibaren 1300 lira olması planlanıyor. 2016 yılı itibariyle 1300 lira olmasına kesin gözüyle bakılan asgari ücrette işverene maliyetin azaltılması için de çalışmalar yapılıyor.

Asgari Geçim İndiriminde de (AGİ) 33 liralık bir artış söz konusu olacak. Mevcut asgari ücrete göre bekar çalışanlara 90.11 lira AGİ ödenirken, 2016 ocak ayı itibariyle bekar çalışanın AGİ ücreti 123.44 lira olarak maaşlara yansıyacak. Ancak AGİ ücretinin 1300 liralık asgari ücretin içinde olması bekleniyor.

ÇALIŞAN MUTLU, İŞVEREN DÜŞÜNCELİ

Çalışanı mutlu edecek ancak işvereni maliyet artışı nedeniyle üzecek olan yeni asgari ücret için farklı çalışmalar yapılıyor. İşveren, asgari ücret artışından kaynaklanacak olan yükün tamamının ya da bir kısmının devlet tarafından karşılanmasını talep ediyor.

Sözcü Gazetesi Yazarı, İş Hukuku Uzmanı Sezgin Özcan‘ın verdiği bilgiye göre ocak ayında asgari ücrete yapılan zam, asgari geçim indiriminde de önceki yıllara göre daha fazla bir artış getirecek. 2015 yılında bekar çalışanlara 90 lira olarak ödenen AGİ, 2016 yılı ocak ayı ile 123 liraya ulaşacak.

AGİ’nin işverene yük getirmemesi için çalışma yapılırken, AGİ oranlarının artırılması, böylece işverenin yükünün azaltılması gibi planlar da gündeme geldi. Bir diğer formül ise asgari ücrete 200 liralık bir aile yardımı ödenmesi. Böylece asgari ücretli çalışanın işverene maliyeti de sınırlandırılmış olacak. Asgari ücrette prim indirimi yapılması da tartışılan bir yöntem olurken, hükümetin buna sıcak bakmadığı da belirtiliyor.

Kaynak: http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/asgari-ucretle-birlikte-agi-de-artacak-1009993/

Devamını Oku…

1300 TL’de İşvereni Rahatlatan Formül

Asgari ücretin 1300 TL’ye yükseltilmesine karşı çıkan işvereni rahatlatacak formül bulundu. İşçiye verilecek artı 300 TL'nin 200 TL’si asgari geçim indiriminden gelecek.

Hükümet, asgari ücretin 1300 liraya çıkarılması kararının ardından, iş dünyasını rahatlatmak için formüller üzerinde çalışıyor. Özel sektörün, “Yükümüz alınmazsa işten çıkarmalar artar” uyarılarının ardından masaya yatırılan alternatifler arasında öne çıkanı, asgari geçim indiriminde artış. Böylece işverenler önemli bir vergi yükünden kurtulacak.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu, asgari ücretin 1300 liraya yükselmesiyle işverenin artacak maliyetinin nasıl karşılanacağı konusunda çeşitli alternatifler üzerinde durmaya başladı. İşverenin, asgari ücrette artan maliyetin bir kısmının devlete yüklenmesi talebi üzerine SGK işveren payı, işsizlik fonu payı ve asgari geçim indirimi formülleri gündeme geldi. Kalkınma Bakanlığı, TÜİK ve Hazine Müsteşarlığı, yarınki toplantıya bu olasılıklar üzerinden hazırlanıyor.

Vergi avantajı...
Edinilen bilgiye göre, asgari geçim indiriminde (AGİ) yapılacak bir ayarlama ile işverenin rahatlatılması öne çıkan seçenek. Buna göre Bakanlar Kurulu kararıyla AGİ yükseltilebilecek, asgari ücretlilere 200 lira AGİ verilebilecek. Bunun işveren açısından en önemli artısı, vergi yükünün mümkün olduğunca sabit tutulması olacak. İşveren, 1300 liraya çıkacak asgari ücretin 200 lirasının AGİ ile doldurulmasıyla bu bölümün vergi yükünden kurtulmuş olacak. Bu şekilde, 1300 liralık net asgari ücretin işverene maliyetinin 1800 lira yerine 1600 liraya çekilmesi planlanıyor.
İşsizlik Fonu payı üzerinden ise işverenlerin talebini karşılayacak bir fon yaratılamayacağı belirtiliyor. Yüzde 2 düzeyindeki İşveren İşsizlik sigorta Fonu ödemesinin devlet tarafından yüklenmesinin, net ücretteki 300 liralık artışı telafi etmeyeceği belirtiliyor. 
 
SGK payında indirime direnç 
Asgari ücret artışının şirket kârlarını düşürmemesi için işveren örgütlerinin asıl isteği SGK işveren payının düşürülmesi yönünde. Türk-İş’in de sıcak baktığı bu formüle hükümet olumlu yaklaşmıyor. Yüzde 15.5’lik SGK işveren payının 1 puan düşürülmesi 1 milyar lira demek. Hükümet ayrıca sosyal sigorta sistemindeki açığın bu indirimle daha da büyüyeceği endişesi taşıyor. Bu üç formül de kamu ekonomisi üzerinde yük oluşturacak. 
 
Özel sektör ile kamu dengesi
Asgari ücret, halen bekar bir işçi için brüt 1273 lira 50 kuruş, vergiler ve kesintiler düştüğünde net 1000 lira 54 kuruş olarak uygulanıyor. Asgari ücretin işverene toplam maliyeti ise bir işçi için bin 496 lira 36 kuruş düzeyinde. Bunun 1273 lira 50 kuruşunu brüt asgari ücret, 197 lira 39 kuruşunu sosyal güvenlik primi, 25 lira 47 kuruşu işveren işsizlik sigorta fonu oluşturuyor. 
Asgari ücretin 1300 liraya çıkması ile enflasyonun 1.5 puan artacağı dile getiriliyor. İşverenler, zam yükü devlet tarafından üstlenilmezse toplu işten çıkarma olabileceğini söylüyor. Özel sektörün rekabet gücünü korunurken kamu maliyesinde de açık vermemek isteniyor. 

Devamını Oku…