10 Aralık 2015 Perşembe

Anonim ve Limited Şirket Hisseleri Satışından Doğan Kazancın Vergilemesi

Bilindiği üzere; gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabidir. Gelir Vergisi Kanunu'nda hangi gelirlerin, hangi koşullarda ve nasıl vergiye tabi olacağı hususları düzenlenmiştir. Halen uygulanmakta olan Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80. maddesi “değer artış kazançları”nın vergilendirilmesine ilişkin hükümleri içermektedir. Anılan maddenin 1.bendine göre, “İvazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar.” değer artış kazancı olarak vergilendirilecektir. 

Söz konusu düzenleme uyarınca, gerçek kişilerin; 

- İvazsız olarak iktisap edilen (miras yoluyla ya da bağış yoluyla edinilmiş olan) anonim şirket hisse senetleri ile

- Tam mükellef (kanuni ve iş merkezleri Türkiye’de bulunan) kurumlara ait olan ve iki yıldan uzun süre elinde tuttukları anonim şirket hisse senetlerinin (hisse senetlerinin basılmış olması ya da yerine geçici ilmühaber çıkarılmaları şartıyla)  elden çıkarılmasından sağladıkları

kazançlar değer artış kazancı olarak sayılmayacak ve vergilendirilmeyecektir. (Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 67. maddesi hükümleri uyarınca ise, tam mükellef kurumlara ait olup, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler gelir vergisine tabi değildir.) 

Dolayısıyla, bir ivaz karşılığında edinilmiş olan ve edinim tarihi ile elden çıkarma tarihi arasında geçen süre iki tam yıldan (730 günden) az olan anonim şirket hisselerinden sağlanan kazançlar gelir vergisine tabi olacaktır.

Yine aynı maddenin 4. bendinde “ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar” değer artış kazancı olarak sayıldığından gerçek kişilere ait limited şirket paylarının (ya da diğer ortaklık hakları veya hisselerinin) elden çıkarılmasından elde edilecek kazançlar ise, elden çıkarma ne zaman yapılırsa yapılsın, gelir vergisine tabi olabilecektir.

Anılan düzenlemede belirtilen “elden çıkarma” tabiri sadece satışı değil, bunun yanı sıra; anılan kıymetlerin bir ivaz karşılığında devir ve temlikini, trampa edilmesini, takasını, kamulaştırılmasını, devletleştirilmesini ve ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını da ifade etmektedir.

Öte yandan, anılan kanunun safi değer artışına ilişkin hükümlerinin yer aldığı mükerrer 81. Maddesine göre; değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunacaktır. 

Aynı madde uyarınca; mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilecektir. Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının %10 veya üzerinde olması şarttır. 

Buna göre safi değer artış kazancı tespit edilirken; alım-satım tarihleri arasında toptan eşya fiyat endeksindeki artışın yüzde 10 ve üzerinde olması şartıyla, maliyet bedeli söz konusu endeksteki artış oranında artırılacak, daha sonra satış nedeniyle oluşan diğer giderler düşülecek ve değer artış kazancının istisna tutarını (2015 yılı için istisna tutarı 10 bin 600 TL’dir) aşan kısmı beyan edilerek üzerinden gelir vergisi hesaplanmak sureti ile kazancın elde edildiği yılı takip eden yılın mart ayı sonuna kadar beyan edilecek ve biri mart ayında diğeri temmuz ayında olmak üzere iki eşit taksitte ödenecektir.

(Yukarıda belirtilen hisse senetleri, ortaklık hakları veya hisseleri ticari işletmeye dahilse, bunların elden çıkarılmasından sağlanan kazançlara yukarıdaki hükümler değil, “ticari kazanç” hakkındaki hükümler uygulanır)

Arif Akarca / Dr. Mehmet Şafak

Kaynak: http://www.dunya.com/anonim-ve-limited-sirket-hisseleri-satisindan-dogan-kazancin-vergilemesi-162391yy.htm

Devamını Oku…

9 Aralık 2015 Çarşamba

Yıllara Yaygın İnşaatlarda Stopaj Kesintisi Muhasebe Kaydı

Soru: Yıllara yaygın inşaatlarda stopaj kesintisi muhasebe kaydı nasıl yapılır
Cevap: Yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri ile ilgili olarak düzenlenen ve işveren tarafından onaylanan hakediş bedelleri 350-358 no'lu "İnşaat ve Onarım Hakediş Bedelleri " hesaplarına kaydedilir. Yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri dolayısıyla alınan avans ve hakedişlerden GVK’nın 94/3'üncü maddesi uyarınca (kurumlar dahil) (01.01.2007 tarihinden itibaren) %3 oranında yapılan vergi işin bitimine bir yıldan fazla süre varsa 295 no'lu " Peşin öde-nen Vergiler ve Fonlar " hesabına kaydedilir. İşin biteceği yıl sonunda ise, 193 no'lu " Peşin Ödenen Vergiler ve Fonlar " hesabına aktarılması gerekir.
------------------------------------------ / ----------------------------------------------------
193 PEŞİN ÖDENEN VERGİ VE FONLAR          10.000
                                295 PEŞİN ÖDENEN VERGI VE FONLAR               10.000
------------------------------------------ / ----------------------------------------------------
Ayrıca yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri nedeniyle alınan hakediş bedellerinin muhasebe kaydı ise aşağıdaki gibi olmalıdır.
------------------------------------------ / ----------------------------------------------------
120 ALICILAR                             230.000
 295 PEŞİN ÖDENEN VERGİLER       6.000                                                        
            350 YILLARA YAY. İNŞ. ONARIM HAKEDİŞ BEDELLERİ          200.000
            391 HESAPLANAN KDV                                                                 36.000
Alınan hakediş bedellerinin kaydedilmesi
------------------------------------------ / ----------------------------------------------------
Koray Ateş



Devamını Oku…

4 Aralık 2015 Cuma

Ticari Kredi İle Alınan Aracın Kredi Türünün Değişmesi Durumunda Faizlerin Gider Yazılıp Yazılmayacağı

Soru: Ticari kredi ile alınan aracın kredi türünün değişmesi durumunda faizlerin gider yazılıp yazılmayacağı

Cevap: Bazı durumlarda ticari kredi ile alınan bir takım gayrimenkuller daha sonraları daha hesaplı hale gelmesinden ötürü bireysel tüketici kredisi ile kapatılabilmektedir. Bu durumda taşıta ödenen faizler gider yazılabilir mi ?

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 68 inci maddesinin 4'üncü bendinde mesleki faaliyette kullanılan tesisat, demirbaş eşya ve envantere dahil taşıtlar için Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanların (amortismana tabi iktisadi kıymetlerin elden çıkarılması halinde aynı Kanunun 328 inci maddesine göre hesaplanacak zararlar dahil) gider yazılacağı, 5 numaralı bendinde ise kiralanan veya  envantere dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderlerinin serbest meslek kazancının tespitinde indirim konusu yapılacağı belirtilmiştir.
Yine, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin iktisabında kullanılan krediler nedeniyle ödenen faizlerin iktisadi kıymetin maliyet bedeline eklenecek kısmı ile doğrudan gider yazılacak kısmının tespitinde değerleme hükümlerinin uygulanması ile ilgili olarak 163 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'ne göre; yatırımların finansmanında kullanılan kredilerle ilgili faizlerden kuruluş dönemine ait olanların sabit kıymetle birlikte amortisman yoluyla itfa edilmek üzere yatırım maliyetine eklenmesi gerekmekte; işletme dönemine ait olanların ise ilgili bulundukları yıllarda doğrudan gider yazılması ya da maliyete intikal ettirilmek suretiyle amortismana tabi tutulması mümkün bulunmaktadır.
Bu nedenle, envantere dâhil edilen taşıtın satın alınması için bankalardan alınan ticari kredi için ödenen faizlerin, bu iktisadi kıymetin iktisap tarihinden ilgili hesap döneminin sonuna kadar olan kısmının maliyete eklenmesi zorunludur. Bu tarihten sonra tahakkuk eden kredi faizlerinin ise maliyete intikal ettirilmesi suretiyle amortismana tabi tutulması veya doğrudan gider olarak muhasebe kayıtlarına intikal ettirilmesi mümkün bulunmaktadır.
Diğer taraftan, mükelleflerin iktisaptan sonraki yıllarda ortaya çıkan kredi faizlerini, ilgili bulundukları yılda doğrudan gider yazma veya amortisman yoluyla itfa etme şeklindeki tercihlerini başlangıçta yapmaları gerekmektedir. Başlangıçta doğrudan gider yazma yolunun seçilmesi halinde, daha sonraki yıllarda bu tür giderlerin sabit kıymetin maliyetine eklenerek amortisman yoluyla itfa edilmesi veya daha önce amortisman yoluyla itfa edilmekte iken sonradan doğrudan gider yazma yoluna gidilmesine kanunen imkan bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar uyarınca, kredilere ilişkin faiz giderlerinin maliyet bedeline dahil edilmesi veya gider olarak dikkate alınması konusunda 163 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yapılan düzenlemede kredi türüne ilişkin herhangi bir sınırlama mevcut olmayıp, aktife kayıtlı örneğin  binek aracının iktisabı için alınan ticari krediyi ödemek üzere yeniden alınan tüketici kredisinin tamamını, ticari kredi borcunu ödemek için kullanıldığı belgelerle kanıtlanması halinde, söz konusu tüketici kredisinin faizlerinin aracın iktisap tarihinden hesap dönemi sonuna kadar geçen süreye isabet eden kısmı hariç olmak üzere gider yazılabilecektir.
Koray ATEŞ

Devamını Oku…

İşçi Ölürse Ailesinin Hakları Neler?

İşçinin ölümü halinde geride kalan eş, çocuk ve ana-babanın aylıktan tazminata kadar bilmesi gereken bazı hakları var.

Gerek sosyal güvenlik mevzuatında gerekse de iş mevzuatında işçinin ölümü halinde hak sahiplerine bazı haklar tanınmış. Burada hak sahibi derken kastettiğimiz ölen işçinin eşi, çocukları ve anne-babası.
Peki, bu durumda hak sahiplerinin elde edebilecekleri haklar neler? Bunlardan bazılarını şöyle sayabiliriz:

  • Ölüm aylığı
  • Ölüm toptan ödemesi
  • Ölüm geliri
  • Cenaze Ödeneği
  • Kıdem tazminatı
Ölüm aylığı için 900 Gün prim gerekli
Hiç kuşkusuz işçinin ölümü halinde geride kalanlar için en önemli hak ölüm aylığı bağlanması. Şayet ölen işçi en az 5 yıldan beri sigortalı ve toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmişse ölüm aylığına hak kazanılıyor.
Peki, ölüm aylığı kimlere bağlanıyor:
Ölüm tarihinde sigortalı ile yasal evlilik bağlantısı bulunan eşe,
Çalışmayan ve kendi çalışması nedeniyle SGK’dan gelir/aylık almayan 18 yaşından küçük erkek çocuklara (eğer üniversite okuyorsa yaş sınırı 25’e çıkıyor)
Çalışmayan, kendi çalışması nedeniyle SGK’dan gelir/aylık almayan ve evli olmayan kız çocuklarına (evlenme halinde aylık kesilir)
Şayet artan hisse olursa anne ve babaya bağlanır.

Aylık yoksa toptan ödeme var
Eğer 5 yıllık sigortalılık süresi ve 900 gün prim yatırma şartları sağlanmadığı için hak sahipleri ölüm aylığı alamazsa başka bir hakları var. Bu durumda işçinin kendi adına bildirilen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri güncellenerek hak sahiplerine toplu olarak ödeniyor. İşte yapılan bu ödemeye ölüm toptan ödemesi deniyor.

Bir gün çalışmayla gelir alınabilir
İşçinin başına gelen bir iş kazası nedeniyle ölmesi durumunda hak sahiplerine ölüm geliri bağlanıyor. Ölüm gelirinin en önemli özelliği herhangi bir prim ödeme veya sigorta süresi şartının olmaması. Yani işçi için bir gün dahi prim ödenmişse hak sahipleri ölüm gelirine hak kazanıyor.
Ölüm gelirinin bağlanacağı hak sahipleri ölüm aylığının bağlanacağı kişiler ile aynı.
Ayrıca ölüm aylığı şartlarını taşıyan bir işçi iş kazası sonucu ölmüşse hak sahiplerine hem ölüm aylığı hem ölüm geliri bağlanabiliyor. Bu durumda iki ödeme kıyaslanıyor ve yüksek olanın tamamı düşük olanın ise yarısı bağlanıyor.

Cenaze Ödeneğinde 360 Gün Prim Olmalı
Ölüm halinde hak sahiplerinin alabileceği bir başka ödeme de cenaze ödeneği. 2015 yılı için ödenen cenaze ödeneği tutarı 449 TL.
Cenaze ödeneği;
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu,
Sürekli iş göremezlik geliri, malullük veya yaşlılık aylığı almakta iken,
Kendisi için en az 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi bildirilmiş iken, ölen sigortalının ailesine veriliyor.

İşverenden kıdem tazminatı da alınır
Ölen işçinin hak sahiplerinin almaları mümkün olan ancak çoğu zaman ihmal edilen bir ödeme de kıdem tazminatı. Eğer ölen işçinin işyerinde bir yıldan fazla çalışması varsa hak sahipleri işverenden kıdem tazminatı alabilir.
Kıdem tazminatının hesaplanması, işçiye ödenmiş olan son ücret üzerinden yapılır. Buna göre, işçinin kıdeminin her yılı için, son aldığı brüt 30 günlük ücret kıdem tazminatı olarak ödeniyor.


Mehmet Bulut

Kaynak: http://www.meydangazetesi.com.tr/isci-olurse-ailesinin-haklari-neler-makale,2029.html

Devamını Oku…

2 Aralık 2015 Çarşamba

Limited Şirketin Organları ve Görevleri

Limited şirketler en fazla 50 ortak ve sermayesi en az 10 bin Türk lirası olarak kurulan ticaret şirketleridir. Limited şirketlerle ilgili 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 573 ila 644. maddelerinde düzenlemeler yapılmış olup şirketlerin genel kurulu, müdürleri ve denetimine ilişkin yetki ve görevleri aşağıda açıklanmıştır.

GENEL KURUL VE YETKİLERİ

Genel Kurulun yetki ve sorumlulukları TTK.’nun 616 ila 622. maddelerinde düzenlenmiştir. Burada yapılan düzenlemede genel kurulun yetki alanı üç farklı şekilde belirlenmiştir. 
Genel kurulun devredilemez yetkileri; şirket sözleşmesinin değiştirilmesi, müdürlerin atanması ve görevden alınması, topluluk ve denetçilerin atanmaları ve görevden alınmaları, finansal tabloların ve faaliyet raporunun onaylanması ve kar payı ile kazanç paylarının belirlenmesi, müdür ücretlerinin belirlenmesi ve ibrası, esas sermaye pay devirlerinin onayı, bir ortağın şirketten çıkarılması konusunda mahkemeden istemde bulunulması, müdüre şirketin kendi paylarının alması konusunda yerilmesi ve bu iktisabın onaylanması, şirketin feshi.
Şirket sözleşmesinde öngörüldükleri takdirde genel kurulun devredilemez yetkileri; genel kurul onayı gereken konular ve müdür faaliyetlerinin onayı, önerilmeye muhatap olma geri alım ve alım haklarının kullanılması hakkında karar verilmesi, esas sermaye üzerinden rehin hakkı kurulması konusunda onay verilmesi, yan edim yükümlülükleri konusunda iç yönerge hazırlanması, rekabet yasağı konusunda ortaklarının onayının yeterli görülmemesi durumunda gereken iznin verilmesi, bir ortağın şirket sözleşmesindeki sebeplerle şirketten çıkarılması.
Tek ortaklı limited şirketlerde, bu ortak genel kurulun bütün yetkilerine sahip olup genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerli olması için yazılı olmaları gerekmektedir.  
TTK.’da yapılan bu düzenlemelerde devredilemeyen yetkiler organsal yapıya ve ortak haklarına ait olup organlar arası işlevler ayrımı bağlamında kanuni düzen niteliğini kazandırmaktadır.

GENEL KURULUN TOPLANTIYA ÇAĞRILMASI VE OY HAKKININ HESAPLANMASI

Her yıl hesap dönemini takip eden 3 ay içinde yapılması gereken Olağan Genel Kurul müdürler tarafından toplantıya çağrılırlar. Şirket sözleşmesiyle ve gerektikçe toplantı yapılabilir. Çağrılma toplantı gününden en az 15 gün önce yapılmalıdır. Şirket sözleşmesi ile bu süre uzatılabilir yada 10 güne kadar kısaltılabilir. Her ortak toplantıda dilediği kişiyi temsilci olarak belirleyebilir. Toplantıya ilişkin çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem, öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, tutanak, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ilişkin hükümler kıyasen uygulanır. Ortaklar sözlü görüşme talep etmediği müddetçe her ortağın önerisinin tüm ortakların yazılı onayına sunulması gereklidir. Yazılı bir öneriye yazılı olarak katılmak sirküler karar olup limited şirket genel kurul kararlarının alınmasına cevap verecek niteliktedirler. Ortakların oyları esas sermaye paylarının itibari değerleri üzerinden hesaplanır ve sözleşmede daha yüksek bir tutar belirlenmemiş ise her 25 TL. bir oy hakkı olarak değerlendirilir.  Yine sözleşme ile birden fazla paya sahip ortakların oy hakkı sınırlandırılabilir. Ortak en az bir oy hakkını taşımalı ve sözleşmede açıkça düzenlenmişse yazılı olarak oy kullanabilmelidir. Şirket sözleşmesi ile oy hakkı her esas sermaye payına bir oy olarak belirlenebilir. Bu belirleme de en küçük esas sermaye payının itibari değeri, diğer esas sermaye paylarının itibari değerleri toplamının onda birinden az olamayacaktır. Bu hüküm, payların itibari değerleri farklılaştırılarak imtiyaz tanınması varsayımını düzenlemektedir.
Oy hakkının yukarıdaki esaslara göre belirlenmesine ilişkin şirket sözleşme hükümleri denetçi seçimi, şirket yönetimi ya da onun bazı bölümlerinin denetimi için özel denetçi seçimi, sorumluluk davası açılması hakkında karar verilmesi durumlarında uygulanamayacaktır. Burada amaçlanan şirketin yönetiminde hakimiyet kurulmasını engellemektir.
TTK.’nun 619. maddesinde oy hakkından yoksunluk konusu da düzenlenmiştir. Buna göre Herhangi bir şekilde şirket yönetimine katılmış bulunanlar, müdürlerin ibralarına ilişkin kararlarda, şirketin kendi esas sermaye payını iktisabına ilişkin kararlarda, esas sermaye payını devreden ortak, ortağın bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı faaliyetlerde bulunmasını onaylayan kararlarda ilgili ortak oy kullanamaz.
Kanun veya şirket sözleşmesinde aksi belirlenmedikçe seçimler dahil bütün genel kurul kararları toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınır. Ancak şirket hakkında önemli sayılacak işletme konusunun değiştirilmesi, oyda imtiyazlı pay öngörülmesi, esas sermaye payının devrinin sınırlandırılması yasaklanması yada kolaylaştırılması, esas sermayenin artırılması, rüçhan hakkının sınırlandırılması ya da kaldırılması, şirket merkezinin değiştirilmesi, müdürlerin ve ortakların, bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunmalarına genel kurul tarafından onay verilmesi, bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması, şirketin feshi konularındaki genel kurul kararları temsil edilen oyların en az 2/3 ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması halinde alınabilir.
Kanunda belirlenen ağırlaştırılmış nisapları daha da ağırlaştıracak şirket sözleşme hükümleri, ancak şirket sözleşmesinde öngörülecek çoğunlukla kabul edilebilir. Ayrıca TTK.’nun 447. maddesinde anonim şirket genel kurul kararlarının butlanı ile ilgili düzenleme kıyasen limited şirketler içinde uygulanmalıdır.

MÜDÜRLER VE YETKİLERİ

TTK.’nun gerekçesinde belirtildiği üzere eski kanunda aynen korunan özden organ ilkesi profesyonel yönetim anlayışı ile terk edilmiştir. Burada "özden" sözcüğü şirketin özünü oluşturan ortakları, yani bünyeyi ifade eder. Bu durum özden/bünyeden yönetim ilkesini yani şirketi "şahıs şirketi" sınıfına sokabileceğinden, limited şirketi kollektif şirkete çok yaklaştırarak "şirketleşme" politikasına uymayacaktır. Yine gerekçede müdürün veya müdürler kurulunun yani bir anlamda yürütmenin, devredilemez görev ve yetkilerini sınırlı sayı olarak (numerus clausus) saymaktadır.
Bu anlayışla müdürlerin yetki ve sorumlulukları TTK.’nun 623 ila 630. maddelerinde düzenlenmiştir. Limited şirketlerin yönetimi ve temsili sözleşmeyle düzenlenerek müdür sıfatını taşıyan bir yada birden çok ortağa, tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. Fakat en az bir ortağın yönetim ve temsil yetkisi olmalıdır. Şayet şirket müdürleri içerisinde tüzel kişi varsa bunun görevini, belirleyeceği gerçek kişi yerine getirmelidir. Müdürler, genel kurula bırakılmayan bütün konularda karar almaya ve bu kararları uygulama yetkisine sahiptirler. Birden fazla müdür olması durumunda biri ortak olup olmamasına bakılmadan müdürler kurulu başkanı olur. Başkan olan müdür yada tek müdür olması halinde bu kişi genel kurul toplantı çalışmalarını yürütür ve ilan eder. Müdürler kurulunda çoğunluğun oyu ile karar alınırken eşitlik durumunda başkanın oyu üstün kabul edilir. Şirket sözleşmesi ile karar alma konularında değişik düzenlemeler yapılabilir. Genel kurulun görev ve yetki almadığı bütün konularda müdürler yetkilidir. Müdürler TTK.’nun 625. maddesinde sayılan görev ve yetkilerini devredemeyeceği gibi vazgeçemezler. Ayrıca şirket sözleşmesinde belirli kararları ve münferit sorunları genel kurul onayına sunma şartı öngörülebilir. Bu durum T. Borçlar Kanununun 51. ve 52. maddeleri saklı kalmak üzere müdürlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz, sınırlandırmaz.
Müdürler ve yöneticiler gereken özeni göstererek şirkete bağlılık ve dürüstlük çerçevesinde  görevlerini yerine getirmelidirler. Sözleşmede aksi hüküm yoksa ve diğer ortaklar yazılı izin vermediği durumda müdürler şirketle rekabet oluşturacak faaliyetlerde bulunamadığı gibi ortaklar için kabul edilen bağlılık borcuna da tabidir. Ayrıca şirket sözleşmesi ortakların onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararlarını öngörebilir. Müdürler şirket ortaklarına eşit davranmakla da mükelleftir.
Müdürlerin yetkili olarak belirlenmesine tescil ve ilanı konularında TTK.’nun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır. Tek ortaklı limited şirketlerde dahi yazılı bir sözleşme ile yetkilendirme yapılmalı ancak sıradan işlemlerde bu zorunluluk aranmamalıdır.
Genel kurul müdür veya müdürlerin görevden alınması ve yönetim hakkı konusunda tasarruf hakkına sahiptir. Her ortak, yöneticilerin özen ve bağlılık yükümü ile şirket sözleşmesinden doğan görevlerini ihlal etmesi durumunda yetkilerin kaldırılması ya da sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. Görevden alınma durumunda yöneticilerin tazminat hakları saklıdır.
Şirket, yönetimi temsil eden kişinin şirkete ilişkin olarak yapacağı haksız fiilden sorumludur.
Ek ödeme yükümlülükleri saklı kalmak üzere sermayenin kaybı ve borca batık olma hallerinde, iflasın bildirilmesinde anonim şirketlere ilişkin hükümler kıyasen uygulanır. Kanun gerekçesinde ek ödeme yükümlülüğü, şirket sözleşmesinde öngörülmesi ve kanunda yer alan şartların gerçekleşmesi halinde, ortaklara, sadece şirkete nakdi ödemelerde bulunmaları borcunu yükler. Amaç finansal yönden kötü duruma düşen, bilanço ağı bulunan şirkete ortakların yapacakları ek ödemelerle yardımcı olmalarıdır.

TİCARİ MÜMESSİLLER VE TİCARİ VEKİLLER

TTK.’nun 631. maddesine göre limited şirket sözleşmesinde başka şekilde düzenleme olmadığı takdirde, ticari mümessiller ve ticari vekiller ancak genel kurul kararı ile atanabilirler ve yetkileri genel kurul tarafından sınırlandırılabilir. Müdür veya müdürlerin çoğunluğu, şirket sözleşmesi kapsamına girmeyen ticari mümessili veya ticari vekili her zaman görevden uzaklaştırabilir. Bu kişi genel kurul kararı ile atanmışsa, görevden alma ve yetkilerini sınırlandırmak için genel kurul gecikmeksizin toplantıya çağrılmalıdır.

DENETİM

TTK.’nun 635. maddesinde yer alan “397.  maddenin 5. ve 6.  fıkraları dışında kalan, anonim şirketin denetçiye, denetime ve özel denetime ilişkin hükümleri limited şirkete de uygulanır” hükmüne göre; 397. maddenin 4. fıkrasına göre Bakanlar Kurulunca belirlenen denetim kriterlerinden en az ikisini iki yıl peş peşe sağlayan limited şirketler bu kapsamda bağımsız denetime tabi olmaktadır.

Kaynak:

-Türk Ticaret Kanunu
-Türk Ticaret Kanunu Gerekçesi
- 2012/4213 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı

Vedat Nair

Devamını Oku…

Borçlanma Yapacaklar Acele Etsin

016 Ocak ayından itibaren şayet bir sürpriz olmazsa net asgari ücret 1300 TL olacak. Bu durum, brüt asgari ücretin ise yaklaşık 1818 TL olması anlamına geliyor.
Brüt asgari ücret sosyal güvenlik uygulamalarında önemli bir yere sahip. Çünkü sosyal güvenlikteki birçok tutar brüt asgari ücrete endeksli. Örneğin bir sigortalı için bildirilecek prime esas kazanç brüt asgari ücretten düşük olamıyor. Bunun dışında sosyal güvenlikte uygulanan idari para cezaları da brüt asgari ücrete göre belirleniyor. Dolayısıyla 2016 Ocak ayından itibaren hem prime esas kazanç alt sınırı hem de idari para cezaları artacak.

Bu sefer artış fazla olacak


Geçtiğimiz yıllarda asgari ücretteki artış çok fazla olmuyordu. Bu sebeple de vatandaşlar hizmet borçlanması planlarını erteleyebiliyorlardı. Ancak bu sefer asgari ücretteki artış yüzde 40 civarında olacak. Dolayısıyla artıştan etkilenmemek için hizmet borçlanmasının aralık ayı bitmeden yapılmasında fayda var.
Hizmet borçlanması türlerinden en fazla başvuruda bulunulanlar doğum borçlanması, askerlik borçlanması ve yurtdışı hizmet borçlanması. Asgari ücret artışıyla birlikte bu borçlanmaların tutarı da artacak.
Örneğin askerlik borçlanmasını şimdi değil de 2016 yılında yapacaklar, 15 aylık borçlanma  için 6111 TL yerine 8725 TL, 18 aylık borçlanma için 7333 TL yerine 10 bin 470 TL ödeyecekler.
Benzer durum doğum borçlanması için de geçerli. Eğer bir kadın sigortalı şimdi değil de 2016'da doğum borçlanması yaparsa bir çocuk için 9777 TL yerine 13 bin 960 TL ödemesi gerekecek.
Yurtdışı hizmet borçlanması yapacak kişilerin de aynı şekilde acele etmelerinde fayda var. Gurbetçiler şayet şimdi borçlanmazlar da 2016'da borçlanma yaparlarsa, 3600 gün için 48 bin 888 TL yerine 69 bin 804 TL ödemeleri gerekecek.

Hizmet borçlanması olanlar fazla ödeyecek


Prime esas kazançta veya idari para cezalarındaki artışa vatandaşların yapabileceği bir şey yok. Zamanı gelince faydasına veya maliyetine katlanılacak. Ama bu artıştan etkilenmemek adına acele edilmesi gereken durumlar da var. Hizmet borçlanması bunlardan birisi. Çünkü hizmet borçlanması tutarları için ödenmesi gereken asgari tutar da brüt asgari ücrete endeksli.

Başka hangi durumlarda borçlanma var?


Doğum, askerlik ve yurtdışı hizmet borçlanmaları dışında vatandaşlarımızın fazla bilmediği başka hizmet borçlanması türleri de var. Bunlarda da 2016 yılından itibaren borçlanma tutarları artacak. Buna göre borçlanılabilecek diğer süreler şöyle;
1) Memurların aylıksız izin
 süreleri
2) Sigortalı olmaksızın doktora öğrenimi veya tıpta uzmanlık için geçirilen süreler
3) Avukatlık stajında ve hekimlerin fahrî asistanlıkta geçen süreleri
4) Sigortalı iken herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınanlardan bu suçtan dolayı beraat edenlerin tutuklulukta veya gözaltında geçen süreleri
5) Seçim kanunları gereğince görevlerinden istifa edenlerin, istifa ettikleri tarih ile seçimin yapıldığı tarihi takip eden aybaşına kadar açıkta geçirdikleri süreleri
6) Kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan sigortalıların, kısmi süreli çalıştıkları aylara ait eksik süreleri


Mehmet Bulut

Kaynak: http://www.meydangazetesi.com.tr/borclanma-yapacaklar-acele-etsin-makale,2010.html

Devamını Oku…

Vergi İncelemesinde Defter ve Belge Teslim Tutanağı

Bilindiği gibi, Vergi Denetim Kurulunun faaliyete geçmesiyle beraber, Vergi inceleme işlemlerinde bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerin sonucunda, vergi incelemelerinin olması gereken ideal şekle gelmesi amaçlanmaktadır. Bunun sonucunda,  31.10.2011 tarihinde Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul ve Esaslarla İlgili Yönetmelik, Vergi Denetim Kurulu Yönetmeliği, Rapor Değ. Kom. Ol. İle Çalışma Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, VDK Performans Değ. Sis. Yönetmeliği, Görev Yerleri İtibariyle Vergi Müfettişleri Yer Değiştirme Yönetmeliği, Tarhiyat Öncesi Uzlaşma Yönetmeliği, Mükelleflerin İzahat Taleplerinin Cevaplandırılması Hakkında Yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.(1)[1]

Bu çalışmamızda yeni yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmiş olan "defter ve belge teslim tutanağı" hakkında açıklamalara yer verilecektir. Buna göre;

1-    Defter ve belge teslim tutanağı bir sayfadan ibaret olup, ön sayfa da mükellef ile ilgili, unvan, adres, vergi no, vergi dairesi, faaliyet konusu, telefon ve diğer iletişim araçları bilgileri bulunmaktadır.
2-    Teslim edilen yasal defterler hakkında bilgiler.
3-    Teslime edilen yevmiye, kebir, envanter defterlerinin yıllar itibari ile tasdik makamı ve tasdik tarihi ve nosu bilgilerine yer verilmiştir.
4-    Teslim edilen belgelerin türleri, başlangıç ve bitiş seri noları ve adetleri,
5-    Teslim edilen alış-satış belgelerinin yıllar itibari ile detaylı dökümleri.
6-    Son olarak, belgeleri ilgili müfettişe teslim eden kişinin imzası ve bu belgeleri kabul eden vergi müfettişine ait tesellüm bilgileri.

Vergi incelemelerin de uyulacak usul ve esaslar hakkında yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenen 2 nüsha tutanak karşılıklı imzalanıp, mühürlenerek tarihlendirilmektedir. Defter ve belge teslim tutanağı esasen 213 sayılı VUK kanununa göre önemli bir belge olup, bu tutanağın ekinde ayrıca yine 4 nüsha “ İncelemeye Başlama Tutanağı “ düzenlenmektedir. Bu tutanakta özetle mükellefe ait yukarıda yer verilen bilgiler, incelemenin konusu, gerekçeleri, dönemi, incelemeye başlama tarihi, incelenen vergilendirme dönemi,  tarafların karşılıklı imzaları. 

Vergi incelemesi bilindiği gibi 213 sayılı VUK 134,135 maddelerinde yer verilen madde hükümlerine göre yürütülmektedir. Aynı yasanın 140. Maddesinde inceleme sırasında uyulacak esas ve usuller belirlenmiştir. Bu açıdan incelemeye başlama tutanağı önemli bir belge olarak karşımıza çıkmaktadır.(2)[2] Eski uygulamalarda incelmeye başlama tarihi konusunda eski yönetmelikte çeşitli belirsizlikler bulunmasına karşın yeni yönetmelikler bu belirsizlikler tamamı ile ortadan kaldırılmıştır.


[1] 30.12.2011 gün ve 28158 sayılı 1,2,3 Resmi Gazete, ve ayrıca Bkz: Rega

[2] Soydan Başar, Türk Vergi Hukukunda Vergi İncelemesi, 12 Levha Yayını, 1. Baskı Eylül 2015, İstanbul, s:401,407

Mustafa Alpaslan

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/mustafaalpaslan/0242/

Devamını Oku…