VUK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
VUK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Maliyede Yeni Bir Müessese “İzah Değerlendirme Komisyonu”

25 Temmuz 2017 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 482 Nolu VUK Genel Tebliği ile Defterdarlıklar, Gelir İdaresi Başkanlığı  ve Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı bünyesinde 
yeni bir komisyon daha oluştu. İzah Değerlendirme Komisyonu adı altında oluşturulacak bu komisyonlar 01.09.2017 tarihi itibarıyla göreve başlayacaklardır. Bu kurumlar komisyon bakımından oldukça zengin daha önce kurulan Tarhiyat Öncesi Uzlaşma Komisyonları, Tarhiyat Sonrası Uzlaşma komisyonları, Rapor Değerlendirme Komisyonları, İhbar ve İnceleme Talepleri Değerlendirme Komisyonları, Takdir Komisyonları gibi komisyonlar halen mevcudiyetini korumaktadır.

İzah değerlendirme Komisyonları Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde vergi dairesi başkanı veya grup müdürünün başkanlığında, vergi dairesi müdürlerinden oluşmaktadır.

Defterdarlıklarda oluşturulacak komisyon, defterdar veya defterdar yardımcısının başkanlığında, gelir müdürü ile vergi dairesi müdüründen olmak üzere toplam üç kişiden oluşur.
Vergi Denetim Kurulu Başkanlığında ve/veya Grup Başkanlıklarında oluşturulacak İzah Değerlendirme Komisyonu, Başkanlık tarafından biri komisyon başkanı olarak belirlenecek üç vergi müfettişinden oluşmaktadır.

İzaha Davet müessesesinin ana esprisi her ön  tespitin vergi incelemesine dönüşmesini engellemek ve kamunun sınırlı olan denetim gücünün israf edilmesinin önüne geçmektir. Aynı zamanda idare ile mükellefler arasındaki uyuşmazlıkların azaltılması ve vergiye gönüllü uyumun artırılması amaçlanmaktadır. Bu müessesesinin dayandığı yasal dayanak ise Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesidir.
 
Özetle İzaha Davet müessesesi daha önce vergi incelemesine sevki gerektiren bazı ön tespitlerin, vergi incelemesi yerine İzah değerlendirme Komisyonlarına sevk edilecektir. Bu durumda gerekli izahat ve işlemler bu komisyonlar tarafından yerine getirilerek sonuçlandırılacaktır.
 
482 nolu VUK Genel Tebliği, hangi incelemeyi gerektiren  tespitlerin izaha davet kapsamında olacağını ve İzah Değerlendirme komisyonlarına sevk edileceğini ayrıntılı bir şekilde 16 madde halinde saymıştır. Buna göre aşağıda başlıklar halinde yer alan uyumsuzlukların tespiti halinde Komisyonlar tarafından mükellefler izaha davet edilecektir. Bunlar;
 
1. Ba-Bs Bildirim Formlarında Yer Alan Bilgilerin Analizi Sonucunda Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
2. Kredi Kartı Satış Bilgileri ile Katma Değer Vergisi (KDV) Beyannamelerinin Karşılaştırılması Sonucunda Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
3. Yıllık Beyannameler ile Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamelerinin Karşılaştırılması Sonucunda Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
4. Çeşitli Kurum ve Kuruluşlardan Elde Edilen Bilgiler ile Asgari Ücret Tarifelerinin KarşılaştırılmasıSonucunda Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
5. Yıllık Gelir ve Kurumlar Vergisi Beyannameleri Üzerinde Yapılan İndirimleri, Kanuni Oranları Aşan Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
6. Dağıttığı Kâr Üzerinden Tevkifat Yapmadığı Tespit Edilenlerin İzaha Davet Edilmesi
7. Geçmiş Yıl Zararlarının Mahsubu Yönünden Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
8. İştirak Kazançlarını İlgili Hesapta Göstermeyen Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
9. Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-e Maddesindeki İstisna ile İlgili Olarak Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
10. Örtülü Sermaye Yönünden Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
11. Ortaklardan Alacaklar İçin Hesaplanması Gereken Faizler Yönünden Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
12. Ortaklık Hakları veya Hisselerini Elden Çıkardıkları Halde Beyanda Bulunmayan Limited Şirket Ortaklarının İzaha Davet Edilmesi
13. Gayrimenkul Alım/Satım Bedelinin Eksik Beyan Edilmiş Olabileceğine Dair Haklarında Tespit Bulunanların İzaha Davet Edilmesi
14. Gayrimenkullere İlişkin Değer Artışı Kazançları Yönünden Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
15. Gayrimenkul Sermaye İratlarını Beyan Etmeyen veya Eksik/Hatalı Beyan Eden Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi
16. Sahte veya Muhteviyatı İtibarıyla Yanıltıcı Belge Kullanılması Durumunda 

Mükelleflerin İzaha Davet Edilmesi (Bu olumsuz tespit ile ilgili olarak 2 ayrı sınırlama mevcuttur.  Biricisi ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarının; her bir belge itibarıyla 50.000 TL’yi geçmemesi, İkincisi ise mükellefin ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’ini aşmaması bu şartların mevcudiyeti halinde mükellefler izaha davet edilir. Bu tutarları aşan kullanımlar izaha davet hükümlerine tabi değildir. Ayrıca Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde yer alan fiillerle verginin ziyaa uğratılmış olabileceği hallerde izaha davet hükümleri uygulanmayacaktır.)
 
İzaha Davet Yazısı Alan Mükellef  Ne Yapacak?

Kendisine izaha davet yazısı tebliğ edilen mükelleflerin izahat hükümlerinden yararlanmaları için tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde yetkili komisyona izahta bulunmaları gerekmektedir. Bu süre içerisinde ilgili komisyona izahta bulunmayanlar anılan madde hükmünden yararlanamaz. Süresinde yapılan izah, komisyonca en geç 10 gün içinde değerlendirilerek sonuca bağlanır.
Bu Kapsamda mükelleflerin;
a) İzaha davet yazısının tebliği tarihinden itibaren 15 gün içerisinde ön tespitle ilgili olarak gerekli izahın yapılması gerekir.,
b) Mükellefin, yapacağı izahı desteklemek amacıyla başta defter ve belgeler olmak üzere Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesi kapsamında her türlü delili komisyona sunmak üzere hazırlaması gerekir.
 
Yapılan İzahat Yeterli Görülürse Ne Olacak?

Haklarında yapılan ön tespite ilişkin vergi ziyaına neden olunmadığı yönünde mükellefçe izahta bulunulması üzerine, mükellefin izahının komisyonca yeterli bulunması ve beyanname verilmesini veya vergi beyanının tamamlanmasını gerektirir bir durumun olmadığının değerlendirilmesi halinde, mükellef hakkında söz konusu tespitle ilgili olarak vergi incelemesine ve takdir komisyonuna sevk işlemi yapılmaz.
 
Yapılan İzahat Yeterli Görülmez ise Ne Olacak?

Mükellefçe yapılan izahın komisyonca yeterli bulunmaması ve beyanname verilmesini gerektiren bir durumun bulunduğunun değerlendirilmesi halinde bu durum mükellefe bildirilir. Bu bildirim üzerine, izahın yapıldığı tarihten itibaren 15 günlük süre sona ermeden mükellefçe; hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin verilmesi, eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının tamamlanması veya düzeltilmesi, ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranındaki izah zammıyla ödenmesi şartlarıyla vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi üzerinden %20 oranında kesilir.

Yapılan izahın yeterli bulunmaması ve mükellef tarafından Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesinde öngörülen işlemlerin gerçekleştirilmemesi durumunda incelemeye veya takdire sevk işlemleri yapılır.

Yıllarca vergi inceleme elemanlığı yapmış ve gereksiz birçok vergi inceleme talepleriyle boğuşmuş biri olarak yeni getirilen bu müessesenin hem mükellef  açısından, hem de vergi idaresi açısında çok yararlı olacağı kanısındayım. Yeter ki  bu komisyonlar kuruluş amacına uygun olarak etkin bir şekilde kullanılsın.    

Devamını Oku…

14 Aralık 2016 Çarşamba

BA ve BS Bildirimlerinde Önemli Değişiklikler

Gelir idaresi başkanlığının resmi web sitesinde taslak olarak yayınlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile Ba ve Bs bildirimlerinde önemli değişikliklere gidildiği görülmüştür. Bunlar kısaca aşağıdaki gibidir;
HASILAT DEFTERİ TUTAN MÜKELLEFLERDE BA VE BS BİLDİRİM FORMU VERECEKLERDİR
Taslak tebliğ ile Hasılat defteri tutan yabancı nakliyat kurumları veya bunları Türkiye'de temsil eden şube veya acenteleri Form Ba ve Form Bs bildirimi vermekle yükümlüdür.

İŞLETME HESABI ESASINA GÖRE DEFTER TUTAN, SERBEST MESLEK KAZANÇ DEFTERİ TUTAN VE ZİRAİ İŞLETME HESABI ESASINA GÖRE DEFTER TUTAN MÜKELLEFLERDE BA VE BS BİLDİRİM FORMU VERECEKLERDİR
İşletme hesabı esasına göre defter tutan, serbest meslek kazanç defteri tutan ve zirai işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerden 31/12/2015 tarihi veya 31/12/2016 tarihi itibariyle hasılatları 50.000 TL ve üzeri olanlar Form Ba ve Form Bs bildirimi vermekle yükümlüdür. 
İlgili vergilendirme döneminde hasılatları 50.000 TL’ye ulaşan mükellefler ise 50.000 TL hasılata ulaşıldığı tarihin içinde bulunduğu aydan başlamak üzere Form Ba ve Form Bs bildirimi vermekle yükümlüdürler.

SERBEST BÖLGELERDE FAALİYET GÖSTEREN MÜKELLEFLER

Serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükelleflerin de Form Ba ve Form Bs bildirimi verme yükümlülüğü bulunmaktadır. Söz konusu bildirimler, bu mükelleflerin kanuni merkezleri tarafından, merkez ve şube bilgileri birleştirilerek verilecektir. Ancak, kanuni ve iş merkezi yurt dışında olup, münhasıran serbest bölgede şubesi veya temsilciliği bulunan mükellefler, bildirim formlarında merkez bilgilerini dikkate almaksızın yalnızca serbest bölgede faaliyette bulunan şubelerinin mal ve/veya hizmet alış/satışlarını bildireceklerdir.

BİLDİRİM MÜKELLEFİYETİ OLMAYAN MÜKELLEFLER

Taslak tebliğde bildirim mükellefiyeti olmayan mükellefler daraltılmıştır. Buna göre Gelir ve kurumlar vergisinden muaf olan mükellefler, muafiyetten yararlandıkları takvim yılı/hesap döneminden itibaren Form Ba ve Form Bs bildirimi vermeyeceklerdir.
Yine Kazançları basit usulde tespit edilenlerle gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilerin Form Ba ve Form Bs bildirim yükümlülüğü bulunmamaktadır.

BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTAN MÜKELLEFLERDE BİLDİRİM HADLERİNDE 10.000 TL’LİK SINIR UYGULAMASI

Taslak tebliğ bu haliyle yürürlüğe girerse, Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler için 2017 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 10.000 TL ve üzerinde yapılan mal ve/veya hizmet alışları Form Ba’nın Tablo II alanında, bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 10.000 TL ve üzeri yapılan mal ve/veya hizmet satışları ise Form Bs’nin Tablo II alanında belge bazında ayrı satırlara yazılmak suretiyle bildirilecektir.

BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTAN MÜKELLEFLERDE BİLDİRİM HADLERİNDE FATURA DÜZENLEME TUTARI İLE 10.000 TL ARASI SINIR UYGULAMASI

Taslak tebliğ bu haliyle yürürlüğe girerse fatura düzenleme tutarı ile 10.000 TL arası alım ve satımlarda bildirime konu olacaktır. Şöyle ki;
Bir kişi veya kurumdan Katma Değer Vergisi hariç Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinde belirtilen fatura kullanma mecburiyeti olarak belirlenen tutar ile 10.000 TL arası yapılan mal ve/veya hizmet alışları Form Ba’nın Tablo III alanında, bir kişi veya kuruma Katma Değer Vergisi hariç Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinde belirtilen fatura kullanma mecburiyeti olarak belirlenen tutar ile 10.000 TL arası yapılan satışlar ise Form Bs’nin Tablo III alanında her bir kişi veya kurum için ayrı satırda toplam belge adedi ve tutarı ile bildirilecektir.

BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTAN MÜKELLEFLERDE ÇOK DÜŞÜK ALIMLAR VE SATIMLAR BİLE BİLDİRİME KONU OLUYOR

Taslak tebliğ bu haliyle yürürlüğe girdiği takdirde bir kişi veya kurumdan Katma Değer Vergisi hariç Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinde belirtilen fatura kullanma mecburiyeti olarak belirlenen tutarın altında yapılan tüm mal ve/veya hizmet alışları Form Ba’nın Tablo IV alanında, bir kişi veya kuruma Katma Değer Vergisi hariç Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinde belirtilen fatura kullanma mecburiyeti olarak belirlenen tutarın altında yapılan tüm mal ve/veya hizmet satışları ise Form Bs’nin Tablo IV alanında tüm işlemlerin toplam tutar ve toplam belge adedi ile bildirilecektir.

İŞLETME HESABI ESASINA GÖRE DEFTER TUTAN, SERBEST MESLEK KAZANÇ DEFTERİ TUTAN VE ZİRAİ İŞLETME HESABI ESASINA GÖRE DEFTER TUTAN MÜKELLEFLERDE 3.000 TL’NİN ÜZERİNDEKİ ALIM VE SATIMLAR

Bir kişi veya kurumdan Katma Değer Vergisi hariç 3.000 TL ve üzerinde yapılan  tüm mal ve/veya hizmet alışları Form Ba’nın Tablo III alanında; bir kişi veya kuruma Katma Değer Vergisi hariç 3.000 TL ve üzerinde yapılan mal ve/veya hizmet satışları ise Form Bs’nin Tablo III alanında her bir kişi veya kurum için ayrı satırda toplam belge adedi ve tutarı ile bildirilecektir.

İşletme Hesabı Esasına Göre Defter Tutan, Serbest Meslek Kazanç Defteri Tutan Ve Zirai İşletme Hesabı Esasına Göre Defter Tutan Mükelleflerde 3.000 TL’nin altındaki Alım ve Satımlar

Bir kişi veya kurumdan Katma Değer Vergisi hariç 3.000 TL altında yapılan tüm mal ve/veya hizmet alışları Form Ba’nın Tablo IV alanında, bir kişi veya kuruma Katma Değer Vergisi hariç 3.000 TL altında yapılan tüm mal ve/veya hizmet satışları ise Form Bs’nin Tablo IV alanında tüm işlemlerin toplam tutar ve toplam belge adedi ile bildirilecektir.

BİLDİRİME KONU OLAN VE OLMAYAN BELGELER

Taslak tebliğ ile bildirime konu belgelerde de detaya gidilmiştir. Daha önce 396 no'lu VUK Genel Teblğinde olmayan bildirime konu olmayacak belgelere değinilmiştir. Buna göre Kamu kurum ve kuruluşları ile belediyelere ödenen vergi, resim, harç, şerefiye bedeli ve ceza makbuzları bildirim formlarına dahil edilmeyecektir.  Buna ilaveten belgenin türüne bakılmaksızın (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi ve yolcu bileti gibi) Form Ba ve Form Bs bildirimine dâhil edilecektir.

TÜRKİYE İÇİNDE YABANCI MÜŞTERİLERE YAPILAN SATIŞLAR VE ALIŞLAR İLE MUHTELİH MÜŞTERİLERE YAPILAN SATIŞLAR

Taslak tebliğ ile daha önce 396 seri no'lu VUK Genel Tebliğinde yer almayan bir konuya daha değinilmiştir.  Türkiye’de yerleşik olmayan gerçek kişiler ile kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan tüzel kişilere yurt içinde yapılan mal ve/veya hizmet satışları karşılığında düzenlenen belgelerde Yabancı Kimlik No (YKN)/Vergi Kimlik Numarası (VKN) bilgilerinin yer almaması durumunda VKN alanına “9999999999” kodu yazılarak bildirimde bulunulacaktır.
İlgili mevzuatı gereği gün sonunda “Muhtelif Müşteriler” şeklinde düzenlenen faturalar VKN alanına “8888888888” kodu yazılarak bildirilecektir.

AYNI MÜKELLEFİN BİRDEN FAZLA ŞUBESİNDEN ALIŞ VEYA ŞUBESİNE SATIŞ

396 Seri no'lu VUK Genel Tebliğinde belirtilmeyen bir diğer konu bu taslak tebliğde ele alınmıştır. Buna göre; Bir kişi veya kurumun birden fazla şubesinden yapılan mal ve/veya hizmet alışları ile şubesine satışları, muhasebe sistemi gereği ayrı ayrı takip edilse bile, merkezin vergi kimlik numarası ve unvanı dikkate alınarak Form Ba ve Form Bs’de bildirilecektir.

İHRACAT VE İTHALAT İŞLEMLERİNDE ÖNEMLİ AÇIKLAMALARA GİDİLMİŞTİR

Taslak tebliğe göre, İthalat işlemlerinin Form Ba ile bildirilmesinde gümrük giriş beyannamesinin kapanış tarihi, ihracat işlemlerinin Form Bs ile bildirilmesinde ise, fiili ihracatın gerçekleştiği tarih dikkate alınacaktır.
Serbest bölgelerde faaliyette bulunan mükelleflerin yurt içiyle yaptıkları alış-satış işlemlerinin bildirilmesinde; gümrük giriş veya çıkış beyannamesi düzenlenmesi hallerinde bu beyannamelerin kapanma tarihleri ve tutarları, gümrük giriş veya çıkış beyannamesi düzenlenmemesi durumlarında ise serbest bölge işlem formu tarihi ve tutarı dikkate alınacaktır.
İthalat işlemlerinin Form Ba ile bildirilmesinde tutar alanına 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 21 inci maddesi hükmüne göre belirlenen katma değer vergisi matrahı yazılacaktır.

BEDELSİZ FATURA, DEPOZİTO VE BAĞIŞLARDA BİLDİRİME KONU

Taslak tebliğe göre, Vergi Usul Kanununa göre düzenlenen ve üzerinde “Bedelsizdir” ibaresi bulunan faturalar (001) kodu seçilerek bildirilecektir.
Depozito olarak ödenen ve/veya alınan bedeller (002) kodu seçilerek bildirilecektir.
Bir kişi veya kuruma yapılan bağışlar ayni bağış niteliğinde ise düzenlenen belgeler (003) kodu seçilerek bildirilecektir. 

İADELERLE İLGİLİ ÖZEL DÜZENLEME

Taslak tebliğe göre, Bir kişi veya kurumdan yapılan alışların kısmen veya tamamen iade edilmesi durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kuruma yapılan satış olarak, bir kişi veya kuruma yapılan satışlardan bir kısmının veya tamamının iade alınması durumunda ise bu iadeler söz konusu kişi ve kurumdan yapılan alış olarak, Tebliğ’de belirtilen ilgili hadlere göre bildirime konu olacaktır. 
İade işlemleri (004) kodu seçilerek bildirilecektir.

ÖZEL MATRAHA TABİ FATURALAR

Taslak tebliğe göre, Özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarına ilişkin yapılacak bildirimlere konu tutarın belirlenmesinde, hesaplamaya esas alınan vergiler dahil tutarlar dikkate alınacaktır.
Belgelerde gelir vergisi tevkifatına da yer verilen hallerde tevkifattan önceki brüt tutarlar dikkate alınacaktır.

VADE VEYA KUR FARKI GELİR/GİDERLERİ

Taslak tebliğe göre, Herhangi bir mal ve hizmet alış veya satışına bağlı olarak, ödemenin gecikmesi ve döviz kurlarının değişmesi suretiyle ortaya çıkan ve belge düzenlenmek suretiyle alıcıya/satıcıya yansıtılan vade veya kur farkı gelirleri/giderleri Tebliğ’de belirtilen ilgili hadlere göre bildirimlere dâhil edilecektir.

SİGORTA ŞİRKETLERİ TARAFINDAN YAPILAN TAZMİNAT ÖDEMELERİ

Taslak tebliğe göre, Sigorta şirketleri tarafından yapılan tazminat ödemeleri fatura, vb. tevsik edici belgeler ile belgelendirilen bir mal veya hizmet alımına dayanıyor ise, bu alımların genel esaslar çerçevesinde katma değer vergisi hariç tutarlarıyla Form Ba bildirimine dahil edilmesi gerekmektedir. 

ELEKTRİK, DOĞALGAZ VE SU HİZMETLERİ

Elektrik, doğalgaz ve su teslimleri gibi hizmetlerin bildirim uygulaması bakımından diğer mal ve hizmet teslimlerinden farkı bulunmamaktadır. Söz konusu hizmetler Form Ba veya Form Bs ile bildirilecektir.

BİLDİRİLECEK ALIŞ/SATIŞ OLMAMASI

Taslak tebliğe göre, Bildirim verme yükümlülüğü bulunan tüm mükellefler bildirilecek alış/satışları bulunmasa dahi, bu durumun bildirilmesi amacıyla, Form Ba ve Form Bs’yi Tablo II, Tablo III ve Tablo IV dışındaki tüm bilgileri doldurmak suretiyle vermek zorundadırlar.

TASFİYE SÜRECİNDE BİLDİRİMLERİN VERİLME SÜRESİ

Tasfiyesi devam eden mükellefler bildirim formlarını, tasfiye süresince aylık dönemler halinde vereceklerdir. Tasfiyenin başladığı aya ait bildirim formları ise tasfiye öncesi ve sonrası ayrımı yapılmaksızın düzenlenecektir.

BİLDİRİMLERİN DÜZELTİLMESİ

Form Ba ve Form Bs bildirimlerinde herhangi birinde hata yapıldığının belirlenmesi halinde, sadece hata yapılan bildirim formunun düzeltilerek gönderilmesi gerekmektedir.
Düzeltme işlemlerinde, hatalı veya eksik olarak düzenlenmiş bulunan bildirim formları tamamen iptal edilmekte ve düzeltmeleri içerecek şekilde düzenlenerek verilen bildirim formu geçerli kabul edilmektedir. Dolayısıyla, düzeltme amacıyla düzenlenen bildirim formlarının, daha önce bildirimde bulunulmamış gibi tüm alış-satış bilgilerini içerecek şekilde doldurulması gerekmektedir.

Devamını Oku…

17 Mart 2016 Perşembe

Naylon Fatura Nedir? Nasıl Anlaşılır?

Naylon Fatura (SMİYB) Nedir?

Halk arasında naylon fatura olarak da bilinen Sahte Belge ve Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge (SMİYB) 213 sayılı Vergi Usul Kanununda açıklanmıştır.

Sahte belge, VUK 359. Maddede “Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir.” şeklinde tanımlanmaktadır.
Muhteviyatı (içeriği) İtibariyle Yanıltıcı Belge ise aynı maddede “Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.” şeklinde yer almaktadır.
Örnek:  (C), malı (A)’dan almış, fakat bu mal için fatura alamayıp, fatura eksiğini (B)'den temin ettiği fatura ile gidermeye çalışmıştır.
VUK'nun 359’uncu maddesine ve KDV Genel Tebliği’ne göre, bir belgede yazılı işlem başka biri ile yapılmış da olsa, belgeyi düzenleyen veya kullanan açısından gerçeklik payı varsa, o fatura sahte sayılamaz. Böyle bir belge (C) açısından muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.  Uygulamada en sık rastlanılan olay türü, örnekte de görüldüğü üzere, piyasadan faturasız mal alınması ve bu malın başka birisinden temin edilen fatura ile belgeli hale getirilmesidir.

Sahte Fatura Nasıl Anlaşılır?

·
 İnternet aracılığıyla faturadaki firmanın gerçekte var olup olmadığı veya böyle bir faaliyetinin olup olmadığı kontrol edilmelidir.

·
 Size verilen faturada mal/hizmet teslim eden firmadan ayrı başka bir firmanın adının yazılı olmadığından emin olunmalıdır.
·
 Telefon ve adres bilgilerinin doğruluğu kontrol edilmelidir.
·
 Aylık olarak yapılan Ba-Bs karşılaştırmalarında karşı firmanın mükellefiyeti kontrol edilmelidir.
·
 Faturadaki matbaa basım tarihinin,  düzenlenme tarihinden sonra olmadığına dikkat edilmelidir.
Sahte faturadan korunmak için;

·
 Ödemelerinizi banka veya çek yoluyla satıcının hesabına yapın.
·
 Malın nakliyesini, sevk irsaliyesi veya taşıma irsaliyesi ile tevsik edin.
·
 Güvendiğiniz ve tanıdığınız firmalarla alışveriş yapmaya özen gösterin.
·
 Piyasada emsallerine nazaran uygun fiyatlı mal/hizmet alımlarında seçici olun.
·
  Muhasebe departmanında çalışan personelinizi iyi seçin. Güvendiğiniz kişiyi yönetici olarak atayın.

Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge şüphesi uyandıran faturaların tespiti halinde bu faturalar kayıtlardan çıkarılmalı ve VUK 371’inci madde uyarınca pişmanlık talepli yeni bir beyanname verilmelidir. Bu takdirde sadece ödenmeyen vergi talep edilmekte, yargılanmaktan ve ceza ödemekten kurtulabilirsiniz.


Sahte Fatura Kullanmanın Cezası Nedir?

Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme veya kullanmanın varlığı halinde VUK 359’uncu maddede “on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur.” denilmektedir. Buradaki hapis cezasının para cezasına çevrilmesi mümkündür.

Ancak, VUK 359/b uyarınca, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar,üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görüldüğü üzere sahte belgeye, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeye nazaran daha ağır bir ceza öngörülmüştür.

Ayrıca VUK 359/c uyarınca da “Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, Bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basanlar veya bilerek kullananlar iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

306 Sıra No’lu VUK Genel Tebliğine göre, kaçakçılık suçunun oluşması sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin bilerek kullanılıp kullanılmadığının; diğer bir anlatımla, bu kullanımda kastın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine ve belirlenmesine bağlı bulunmaktadır. Yapılan incelemelerde sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin bilerek, isteyerek kullanılıp kullanılmadığının vergi incelemesine yetkili olanlarca değerlendirilmesi ve bu belgeleri bilerek kullandığı sonucuna varılan mükellefler için vergi suçu raporları düzenlenmesi, haklarında cumhuriyet savcılıklarına suç duyurularında bulunulması ile bu belgelerin kullanılması sonucu vergi ziyaına da sebebiyet verilmiş olması halinde, ziyaa uğratılan verginin üç katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmektedir.

Ancak, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin bilerek kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasında bu belgeleri bilmeden kullandığı sonucuna varılan mükellefler adına vergi suçu raporları düzenlenmemesi ve haklarında cumhuriyet savcılıklarına suç duyurularında bulunulmaması icap etmektedir. Ayrıca, bu belgeleri kullanmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmiş olması halinde bu mükellefler adına üç kat değil, bir kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmektedir.
                        
Tarhiyat Öncesi Uzlaşma Yönetmeliği incelendiğinde, tarhiyat öncesi uzlaşmanın kapsamına her türlü vergi ve cezanın girdiği; ancak (bilerek) sahte fatura kullanıcıları veya düzenleyicileri için kesilen vergi ziyaı cezalarının kapsam dışında olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, mükellefin sahte belgeleri bilmeyerek kullandığına kanaat getirilmesi halinde ise uzlaşma kapsamına girdiği anlaşılmaktadır.

Kaynaklar:

213 Sayılı Vergi Usul Kanunu
306 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği
Mehmet MAÇ, Yanıltıcı Belgeler ve Sahte Belgeler ile İlgili Hapis ve Ağır Hapis Cezalarında Hatalı Anlayış ve Uygulamalar, Yaklaşım, Sayı: 110, 111-121, (2002).

Burak Sağlanmak
       






               

Devamını Oku…

20 Ocak 2016 Çarşamba

Ticari Belgelerin Saklanması

Ticari defter ve belgelerin saklanması, Vergi Usul Kanunu’nda, Türk Ticaret Kanunu’nda ve Sosyal Güvenlik Kanunu’nda ayrı ayrı hüküm altına alınmıştır.

Bugün Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde belgelerin saklanmasını ele alacağız:

1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Ticaret Kanunu’nda; belgelerin saklanması ve saklama süresi 82’nci maddesinde;

“(1) Her tacir;

a) Ticari defterlerini, envanterleri, açılış bilançolarını, ara bilançolarını, finansal tablolarını, yıllık faaliyet raporlarını, topluluk finansal tablolarını ve yıllık faaliyet raporlarını ve bu belgelerin anlaşılabilirliğini kolaylaştıracak çalışma talimatları ile diğer organizasyon belgelerini,

b) Alınan ticari mektupları,

c) Gönderilen ticari mektupların suretlerini,

d) 64’üncü maddenin birinci fıkrasına göre yapılan kayıtların dayandığı belgeleri,

sınıflandırılmış bir şekilde saklamakla yükümlüdür.

(2) Ticari mektuplar, bir ticari işe ilişkin tüm yazışmalardır.

(3) Açılış ve ara bilançoları, finansal tablolar ve topluluk finansal tabloları hariç olmak üzere, birinci fıkrada sayılan belgeler, Türkiye Muhasebe Standartlarına da uygun olmak kaydıyla, görüntü veya veri taşıyıcılarda saklanabilirler; şu şartla ki;

a) Okunur hâle getirildiklerinde, alınmış bulunan ticari mektuplar ve defter dayanaklarıyla görsel ve diğer belgelerle içerik olarak örtüşsünler;

b) Saklama süresi boyunca kayıtlara her an ulaşılabilsin ve uygun bir süre içinde kayıtlar okunabilir hâle getirilebiliyor olsun.

(4) Kayıtlar 65’inci maddenin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca elektronik ortama alınıyor ise, bilgiler; bilgisayar yerine basılı olarak da saklanabilir. Bu tür yazdırılmış bilgiler birinci cümleye göre de saklanabilir.

(5) Birinci fıkranın (a) ilâ (d) bentlerinde öngörülen belgeler on yıl saklanır.

(6) Saklama süresi, ticari defterlere son kaydın yapıldığı, envanterin çıkarıldığı, ara bilançonun düzenlendiği, yılsonu finansal tablolarının hazırlandığı ve konsolide finansal tabloların hazırlandığı, ticari yazışmaların yapıldığı veya muhasebe belgelerinin oluştuğu takvim yılının bitişiyle başlar.

(7) Bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğrarsa tacir zıyaı öğrendiği tarihten itibaren onbeş gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine bir belge verilmesini isteyebilir. Bu dava hasımsız açılır. Mahkeme gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir.

(8) Gerçek kişi olan tacirin ölümü hâlinde mirasçıları ve ticareti terk etmesi hâlinde kendisi defter ve kâğıtları birinci fıkra gereğince saklamakla yükümlüdür. Mirasın resmî tasfiyesi hâlinde veya tüzel kişi sona ermişse defter ve kâğıtlar birinci fıkra gereğince on yıl süreyle sulh mahkemesi tarafından saklanır. “ denmektedir.

Yukarıda da görüldüğü üzere yeni Türk Ticaret Kanunu, belgelerin saklama süresini 82’nci maddenin 5’inci ve 8’inci fıkralarında 10 (on) yıl olarak belirlemiştir.

Engin Malay




Devamını Oku…

19 Ocak 2016 Salı

VUK Tasarısı İle Vergi Planlaması Suç Haline Mi Geliyor?

Değerli okurlarımız Vergi Usul Kanunu Tasarısının hapis cezasına ilişkin olarak getirdiği yeni bir hapis cezasını geçen yazımda ele almış ve tasarının bu haliyle yasalaşması halinde neredeyse herkesin hapis cezası tehlikesi ile karşılaşabileceğini yazmıştım.

Kanaatimce tasarının ikinci en önemli düzenlemesi “Yorum ve ispat” başlığını taşıyan 5’inci maddesine eklenen düzenlemedir. Basında 5’inci madde düzenlemesi ispat külfetinin mükellefe yükleneceği boyutuyla tartışıldı ancak asıl tartışılması gereken 5’inci maddenin 3’üncü fıkrasındaki düzenlemedir.

VUK Tasarısının 5/3 düzenlemesi aşağıdaki gibidir.

“Yorum ve ispat
MADDE 5-
…
(3) Vergi kanunları hükümlerinin dolanılması, olması gereken vergi yükümlülüğünün dışında kalınması veya vergi yükümlülüğünün lehe etki doğuracak şekilde planlanması gibi yöntemlerle vergiyi doğuran olay veya bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin gizlenmesi veya değiştirilmesine yönelik muamelenin vergi yükümlülüğüne yönelik etkisi dikkate alınmaz. Bu muamelenin hukuken geçerli olması, bir sicile tescil edilmesi ya da resmî şekle tabi olması bu sonucu değiştirmez.
…”

Tasarının bu düzenlemesinin yasalaşması halinde vergi kanunlarındaki birçok istisna geçersiz sayılabilecektir. Yani vergi kanunları ile istisna olan işlemler bu düzenleme ile ortadan kaldırılabilecektir. Nasıl olacağını örnekler yardımıyla açıklayalım.

Örneğin, anonim şirketlerin ilmühaber ya da hisse senedi bastırılmış olması şartı ile hisse satışları hisselerin 2 yıldan fazla elde tutulmuş olması koşulu ile Gelir Vergisinden ve KDV’den istisna edilmiştir. Limited şirket hisseleri ise ne zaman satılır ise satılsın vergiye tabidir. Ancak, bir limited şirket hissesi iki yıldan fazla elde tutulmuş ve anonim şirkete çevrilerek hisse senedi bastırılarak ya da ilmühaber çıkartılarak satış yapılmış ise hisse devri Gelir Vergisinden ve KDV’den istisna olacaktır. Nitekim, mevcut vergi düzenlemeleri buna cevaz vermektedir. VUK Tasarısındaki 5/3 düzenlemesi ile bu istisna geçersiz hale gelebilecektir. Yani mevcut yasaların istisna olarak kabul ettiği bir işlem yukarıdaki düzenleme ile geçersiz hale gelecektir. Eğer ki, kanun koyucu bir istisnayı kaldırmak istiyor ise o istisnalara ilişkin düzenlemeyi yasayla kaldırabilir ki, bu kanun koyucunun takdiridir. Lakin, bir tarafta yasayla istisna tanıyıp diğer taraftan bu istisnaya ilişkin düzenleme devam ederken başka bir yasayla istisnayı tanımamak vergilerin yasallığı ilkesi ile de bağdaşmamaktadır.

Daha da vahim bir örnek verecek olur isek, gayrimenkullerin 2 yıl elde tutulduktan sonra elden çıkarılmasında KDV bulunmamaktadır. Mükellefler de, iki yıl sonra gayrimenkulünü satıyor ise taslaktaki düzenlemeye göre neden iki yıl tuttuktan sonra sattın, bu bir vergi planlamasıdır dahi denilebilir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür ve bütün mükellefler de yasaların kendilerine tanıdığı haklar doğrultusunda vergi planlaması yapmaktadır. Hemen vurgulayalım ki, vergi planlaması suç değildir. Yasanın tanıdığı indirim, istisna ve muafiyetler var ise mükellefler bunlardan doğal olarak yararlanabilir. Mükelleflerin indirim, istisna ve muafiyetlerden yararlanılması istenilmiyor ise ilgili kanundaki düzenlemeleri yasa koyucu kaldırabilir.

VUK Tasarısının 5/3 düzenlemesi yasa tekniği bakımından da sorunludur. Yasada bir suç tanımlanacak ise bu açık bir şekilde kanunda yer almalı ve cezası da kanunla düzenlenmelidir. Yasalarda bir suçun suç olduğuna dair bir düzenleme bulunmuyor ise yasaya VUK Taslağında olduğu şekilde bir cümle ekleyerek bu kanunda tanımlanmamış ancak unutulmuş olan her şey de suçtur gibi bir yasa tekniği olamaz. Taslaktaki düzenleme bu haliyle yasalaşacak olur ise, vergi yasalarında yer alan bütün indirim, istisna ve muafiyetler tehlikeye girebilir. Tekrardan vurgulamak isterim ki, vergi planlaması ya da yasalardaki boşluklardan yararlanılması suç değildir. Yasada boşluk var ise bu da yasal düzenlemede açıkça suç tanımlanarak doldurulmalıdır.

İSPAT KÜLFETİ

213 sayılı VUK’un 3’üncü maddesine göre,

“…İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.”

Bu düzenleme taslağa göre aşağıdaki şekilde değişmektedir.

“…(5) Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti ile bu maddedeki diğer hükümlere uygun olarak yapılan bir tespit veya tarhiyatın iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymadığının veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmadığının mükellef tarafından iddia olunması hâlinde ispat külfeti kendisine aittir…”

Mevcut 213 sayılı VUK düzenlemesine göre ispat külfeti iddia edene aitken, tasarı ile mükellefe yüklenilmektedir.

Bu düzenleme ile idarenin dile getirdiği iddiaların da mükellef tarafından ispatı istenilmektedir ki, kanaatimce bu düzenleme de yasa tekniği bakımından oldukça sorunludur. Hukuk nezdinde bir tarafın idare olması o tarafı güçlü kılmamalıdır. Nitekim, yargı aşamasında her iki taraf da eşit konumdadır ve taraflar iddialarını dile getirir ve Hakimler deliller doğrultusunda kanaatine göre karar verir. Tasarı düzenlemesi ispat külfetini mükellefe yüklemektedir ki, bu da uygulamada tartışmalı konularda zaten belli ölçüde mevcut olan cezayı keselim yargıda çözün anlayışını yasalaştırmak anlamına gelmektedir.

Daha önce “Adam öldürmenin cezası mı, sahte fatura cezası mı daha ağırdır?” başlıklı bir yazı kaleme almıştım ve bu yazıda bir mükellefin 75 yılla yargılanabileceğini örneklerle ortaya koymuştum. Maliye Bakanlığı bir okul gibidir ve inceleme elemanları oldukça donanımlıdır ancak yanlış uygulama yapan inceleme elemanları da olabilmektedir. Nitekim, 75 yılla yargılanan bir mükellef yargıda ne hapis cezası ne de vergi ya da ver ziyaı cezasına çarptırılmıyor ise idarenin de ispat külfetinin olması zorunludur. 75 yılla yargılanan bir mükellefin iş yapması, işlerini büyütmesi, istihdam ve katma değer yaratması da beklenmemelidir. Böyle bir durumda öncelikle zarar gören ekonomi olmaktadır.

Tartışılması gereken hukuk devletinin nasıl daha etkin kılınacağı meselesi olmalıdır. Mükellefleri vergiden kaçınmakla, vergi planlaması yapmakla suçlamak ya da ispat külfetini mükellefe yıkmak değildir. Bundan tüm ekonomi ve ülke zarar görür ve iş yapılamayan yerde ne katma değer yaratılır ne de istihdam söz konusu olur.

Ekrem Öncü

Devamını Oku…

13 Ocak 2016 Çarşamba

Yeni VUK Tasarısında Herkese Hapis Cezası Tehlikesi!

Değerli okurlarımız bilindiği gibi Vergi Usul Kanunu (VUK) Tasarısı yayımlandı ve tasarıda ağırlıklı olarak ispat külfeti konuşulmaya başlandı. Hatta Maliye Bakanımız da konuyla ilgili olarak açıklama yaptı ve tasarının taslak dahi olmadığını ve konuyla ilgileneceği yönünde bir açıklama yaptı. İspat külfeti meselesi ve önemli olan değişiklikler daha sonra ele alınacaktır ama ondan çok daha önemlisi tasarının cezalar bölümündeki düzenleme. Tasarı bu haliyle yasalaşacak olur ise Türkiye’de yaşayan herkes hapis cezası tehdidi altında olacaktır. Belki bu başlık bu kadar da olmaz diye algılanabilecektir ama yazı okunduğunda ne demek istediğimiz çok daha net olarak ortaya konulacaktır.

Tasarının 282’nci maddesi “Kaçakçılık suçu” fiillerini düzenlemektedir. Buradaki fiiller mevcut VUK’taki 359’uncu maddeye paralel düzenlenmiştir. Defter ve kayıtlarda muhasebe hilesi yapılması, defter ve belgelerin gizlenmesi, belgelerin muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge ya da sahte olarak düzenlenmesi gibi durumlar kaçakçılık suçunu oluşturmaktadır.

Tasarının 275’inci maddesine göre mevcut vergi ziyaı cezasına eklemeler yapılmaktadır. Tasarıda 275’inci madde aşağıdaki şekildedir.

“Vergi ziyaı cezası
MADDE 275-(1) İkmalen veya idarece vergi tarhını gerektiren fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde, mükellef veya sorumlu hakkında ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilir.

(2) Bu Kanunun 282 nci maddesinde yazılı fiiller hariç olmak üzere, re’sen vergi tarhını gerektiren fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde ziyaa uğratılan verginin iki katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilir.

(3) Bu Kanunun 282 nci maddesinde yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde ziyaa uğratılan verginin üç katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilir…

 (5) Vergi kanunlarına göre mükellefiyet tesis ettirmesi gerektiği halde bu zorunluluğa uyulmaksızın vergi idaresinin ıttılaı dışında kayıt dışı ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi durumunda, birinci, ikinci ve üçüncü fıkralara göre kesilecek vergi ziyaı cezası %50 artırılarak uygulanır…”

Tasarıda kaçakçılık suçunda ceza ise 283’üncü maddede düzenlenmiştir. Buna göre;

“Kaçakçılık suçunda ceza
MADDE 283-(1) Bu Kanunun 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar, (b) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında üç yıldan beş yıla kadar, (c) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Bu Kanunun 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yazılı fiilleri, vergi kanunlarına göre mükellefiyet tesis ettirmesi gerektiği halde bu zorunluluğa uyulmaksızın vergi idaresinin ıttılaı dışında kayıt dışı ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunmak suretiyle işleyenler hakkında birinci fıkraya göre hükmolunacak ceza %50 artırılarak uygulanır…

 (5) 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin cezanın ertelenmesine ilişkin hükümleri, bu maddeye göre hükmolunacak cezalar hakkında uygulanmaz. Bu maddeye göre verilen hapis cezaları seçenek yaptırımlara çevrilemez.”

TASARIDAKİ DÜZENLEMELERDEKİ HAPİS TEHLİKESİ NEDİR?

Tasarının 275’inci maddesinde yer alan, “(5) Vergi kanunlarına göre mükellefiyet tesis ettirmesi gerektiği halde bu zorunluluğa uyulmaksızın vergi idaresinin ıttılaı dışında kayıt dışı ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi durumunda, birinci, ikinci ve üçüncü fıkralara göre kesilecek vergi ziyaı cezası %50 artırılarak uygulanır…” düzenlemesi yoruma çok açık bir düzenlemedir.

Örneğin, İstanbul’da yaşayan Ayşe Teyze 2015 yılı Ocak ayında bir adet ev aldı ve taşındı. 3 ay oturduktan sonra bu evden memnun kalmadı ve evde oturmak istemediğinden evi satmaya karar verdi ve Nisan ayında sattı.  Arkasından Mayıs ayında bir ev daha aldı ve yeni evine taşındı. Sonrasında Ayşe Teyzenin Öğretmen olan kızının ataması Gaziantep İline yapıldı ve Ayşe Teyze yeni aldığı evi de satarak 2015 yılının Kasım ayında Gaziantep İlinden ev aldı ve yerleşti. Ayşe Teyze İstanbul’dan aldığı ve sattığı evlerden cüzi miktarda kar ettiğini düşünerek maliyeye bildirimde bulunmadı.

İşte bu durumda yukarıdaki düzenlemeye göre Maliye Ayşe Teyzeye diyecektir ki, Ayşe Hanım 2015 yılında birden fazla ev aldın ve sattın, bu işten de şu kadar kar ettin, bu bir ticari kazançtır neden mükellefiyet tesis ettirmedin ve vergi ödemedin? İşte bu durumda kesilecek vergi ziyaı cezası %50 artırılarak uygulanacaktır. Ayşe Teyze de cezam neyse kesin ödeyeyim diyecektir ve Maliye para cezası kesecek ve Ayşe Teyze de ödeyecektir. Ama maalesef Ayşe Teyze’yi bekleyen asıl tehlike hapis cezasıdır!  

Tasarının 283’üncü maddesine göre,” (1) Bu Kanunun 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar, (b) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında üç yıldan beş yıla kadar, (c) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Bu Kanunun 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yazılı fiilleri, vergi kanunlarına göre mükellefiyet tesis ettirmesi gerektiği halde bu zorunluluğa uyulmaksızın vergi idaresinin ıttılaı dışında kayıt dışı ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunmak suretiyle işleyenler hakkında birinci fıkraya göre hükmolunacak ceza %50 artırılarak uygulanır…

 (5) 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin cezanın ertelenmesine ilişkin hükümleri, bu maddeye göre hükmolunacak cezalar hakkında uygulanmaz. Bu maddeye göre verilen hapis cezaları seçenek yaptırımlara çevrilemez.”

Ayşe Teyze bu düzenlemeye göre para cezası ödeyerek yakasını kurtaramayacaktır. Hapis cezasıyla da karşılaşacaktır ve bu hapis cezası paraya çevrilemeyecektir. Yine, örneğin akşamları stand açarak kitap, kıyafet vb satanlar da birden fazla kez tespit edilecek olurlar ise ticari kazanç elde ettiği ileri sürülerek hapis cezası ile karşılaşabileceklerdir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür ve herkesin başına gelebilecek bir olay mutlaka olacaktır.

Tasarıdaki düzenlemeden de görüleceği üzere, uygulamada olan mevcut VUK’a göre alınan hapis cezaları 2 yılın altında ise para cezasına dönüştürülebiliniyor iken tasarıya göre dönüştürülemeyecektir.

Tasarının bu düzenlemeleri çok ağır sonuçlar doğurabilecektir. Nitekim birçok yargı kararlarında bile bazı faaliyetlerin ticari kazanç olup olmadığı yönünde farklı kararlar çıkabilmektedir. Kanaatime göre, bu düzenlemelerde suç ile ceza arasında ciddi orantısızlık bulunmaktadır. Maliye kayıt dışı kalandan mutlaka vergisini almalı ama hapis cezası çok ağır bir ceza olarak öngörülmüştür ve yoruma açık bir konuda hapis cezası öngörmek uygulamada ciddi sıkıntılar doğurabilecektir.

Ekrem Öncü

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/ekremoncu/0290/

Devamını Oku…