TTK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TTK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2016 Pazartesi

Ticaret Kanununda “Tür Değişikliği” ile İlgili Unutulan Ayrıntı

Ticaret Kanunu hükümlerine göre şirketler birleşip, bölünüp, türlerini değiştirebiliyorlar.

BİRLEŞME   (T.T.K madde 146-158) :   

Birleşme  , iki veya daha fazla ticaret şirketinin birbiriyle Birleşerek yeni bir ticaret şirketi kurmalarını veya bir yahut daha fazla ticaret şirketinin mevcut diğer bir ticaret şirketine iltihak etmesidir.  

BÖLÜNME      (T.T.K  Madde 159 -179):

Bölünme  tam ve kısmi bölünme olmak üzere iki’ye ayırmıştır.
Tam bölünmede, malvarlığının tümü bölünerek, mevcut veya kurulacak olan bir şirkete geçer. Bölünen şirket ortadan kalkar ve şirket ortakları, devralan şirketin ortağı haline gelir. Tam bölünüp devrolunan şirket sona erer ve unvanı ticaret sicilinden silinir.
Kısmi bölünme;  Kısmi bölünme ve yavru şirket kurma olarak ikiye ayrılır.  Kısmi bölünmede, şirket malvarlığının bölümleri, diğer şirketlere devredilir. Bölünen şirket ortakları, devralan şirketin ortağı haline gelir. Kısmi bölünen şirket ortadan kalkmaz. Yavru şirket kurma yoluyla kısmi bölünme ise, bölünen kısım ayni sermaye olarak konulur.

TÜR DEĞİŞİKLİĞİ (T.T.K Madde 181-190):

 Bir sermaye şirketi; Başka türde bir sermaye şirketine;  Bir kooperatife;
 Bir kollektif şirket; Bir sermaye şirketine; Bir kooperatife; Bir komandit şirkete;
 Bir komandit şirket; Bir sermaye şirketine; Bir kooperatife; Bir kollektif şirkete;
 Bir kooperatif bir sermaye şirketine, dönüşebilir.

Uygulamada; Sermaye şirketlerinden “Limited Şirketin” “Anonim Şirkete” dönüşmesini çoğunlukla görmekteyiz.
Tür değişikliğindeki  unutulan ayrıntı kanunun 188.maddesine göre 30 günlük bekleme süresi!. Şirketlerin Birleşme ve bölünmesinde tüm ortakların onaylaması hâlinde, küçük ölçekli  şirketler inceleme hakkının kullanılmasından vazgeçebilirken, tür değişikliğine giden bir şirket, son üç yılın finansal tablolarını, varsa ara bilançoyu, genel kurulda karar alınmasından otuz gün önce merkezinde ve halka açık anonim şirketlerde Sermaye Piyasası Kurulunun istediği yerlerde ortakların incelemesine sunması istemektedir. Kanununda “birleşme”, “bölünme”gibi daha radikal sayabileceğimiz değişikliklerde finansal tabloların ortakların incelemesine sunulup, otuz günlük bekleme süresi olmamasına rağmentür değişikliği gibi daha masum sayılabilecek değişiklikte bekleme süresinin olması yasa koyucunun dikkatinden kaçmış olmalı!..

Şirketlerin tür değişikliğinde, birleşme ve bölünme hükümlerinde olduğu gibi, tüm ortakların onaylaması hâlinde, küçük ölçekli  şirketler  inceleme hakkının kullanılmasından vazgeçilmesi sağlanmalıdır.  Pratikte evvelden beri faaliyetini sürdüren şirketler için çözüm bulunabilirken, yeni kurulan bir şirket otuz günlük süre içinde tür değiştiremiyor. Zaruri beklemek zorunda kalmaktadırlar. 

6102 sayılı Ticaret Kanununda değişiklik yapacak “Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” tasarısı kapsamına alınıp gerekli değişikliğin yapılması durumunda,  bundan sonra yaşanabilecek olası sorunları çözecektir.

Mevlüt Köküş


Devamını Oku…

29 Şubat 2016 Pazartesi

Belgelerde Ticaret Kanununda Yer Alan Bilgilerin Bulunma Zorunluluğu

Soru: Belgelerde Ticartet Kanununda Yer Alan Bilgilerin Bulunma Zorunluluğu Ne Şekildedir?

Cevap: Bilindiği üzere; Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında 3100 sayılı Kanunla, perakende ticaretle uğraşan ve hizmet ifa eden birinci ve ikinci sınıf tüccarlara Vergi Usul Kanununa göre fatura verme mecburiyeti olmayan satışların belgelendirilmesi için ödeme kaydedici cihaz kullanma mecburiyeti getirilmiştir.
            Anılan Kanunla ilgili olarak yayımlanan 36 Seri No.lu Genel Tebliğin 2/a bölümünde; 01/01/1992 tarihinden itibaren yeni işe başlayan (ödeme kaydedici cihaz kullanmayı gerektiren bir işle uğraşan veya hizmet ifasında bulunan) mükelleflerde, işe başlama tarihinden itibaren, 30 gün içerisinde ödeme kaydedici cihaz kullanma mecburiyetinin başlayacağı açıklanmıştır.
            Öte yandan, 3100 sayılı Kanunun "Satış fişleri" başlıklı 3'üncü maddesinde; "Ödeme kaydedici cihazlar kullanılmak suretiyle verilen satış fişlerinde; satış fişini veren kişi veya kuruluşun adı ve soyadı veya ünvanının, adresinin, bağlı bulunduğu vergi dairesi ve hesap numarasının, satılan malların cinsi ve bedellerinin, vergili olup olmadıklarının ve bunlara ait toplamların, müteselsil fiş numarasının, işlem tarihinin, cihazın onaylandığını gösterir sembolün ve cihaz sicil numarasının gösterilmesi gerekir." hükmü yer almaktadır.
            Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun "Faturanın Şekli" başlıklı 230'uncu maddesinde ise; "Faturada  en az aşağıdaki bilgiler bulunur:
            1. Faturanın düzenleme tarihi, seri ve sıra numarası;
            2. Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret ünvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası;
            3. Müşterinin adı, ticaret ünvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası;
            4. Malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı;
            5. Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası, ..." hükmü bulunmaktadır.
            Aynı Kanunun,  Mükerrer 257'nci maddesine istinaden çıkarılan Vergi Usul Kanunu Uyarınca Vergi Mükellefleri Tarafından Kullanılan Belgelerin Basım ve Dağıtımı Hakkında Yönetmeliğin "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1'inci maddesinde; Yönetmeliğin, fatura, müstahsil makbuzu, serbest meslek makbuzu, gider pusulası, perakende satış vesikaları, sevk irsaliyesi, taşıma irsaliyesi, yolcu listesi, günlük müşteri listesi ve Bakanlıkça kullanılması zorunlu hale getirilen belgelerin üçüncü şahıslara basım ve dağıtım işlemlerine ilişkin şekil, şart, usul ve esaslar ile bunlara uyulmaması halinde uygulanacak cezai şartları belirlemek amacıyla düzenlendiği ifade edilmektedir.
            Mezkur Yönetmeliğin 7'nci maddesinde ise matbaa işletmecilerin basım ve dağıtımını yapacakları belgeler ve bu belgelerde bulunması zorunlu olan bilgiler ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Koray ATEŞ

Devamını Oku…

20 Ocak 2016 Çarşamba

Ticari Belgelerin Saklanması

Ticari defter ve belgelerin saklanması, Vergi Usul Kanunu’nda, Türk Ticaret Kanunu’nda ve Sosyal Güvenlik Kanunu’nda ayrı ayrı hüküm altına alınmıştır.

Bugün Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde belgelerin saklanmasını ele alacağız:

1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Ticaret Kanunu’nda; belgelerin saklanması ve saklama süresi 82’nci maddesinde;

“(1) Her tacir;

a) Ticari defterlerini, envanterleri, açılış bilançolarını, ara bilançolarını, finansal tablolarını, yıllık faaliyet raporlarını, topluluk finansal tablolarını ve yıllık faaliyet raporlarını ve bu belgelerin anlaşılabilirliğini kolaylaştıracak çalışma talimatları ile diğer organizasyon belgelerini,

b) Alınan ticari mektupları,

c) Gönderilen ticari mektupların suretlerini,

d) 64’üncü maddenin birinci fıkrasına göre yapılan kayıtların dayandığı belgeleri,

sınıflandırılmış bir şekilde saklamakla yükümlüdür.

(2) Ticari mektuplar, bir ticari işe ilişkin tüm yazışmalardır.

(3) Açılış ve ara bilançoları, finansal tablolar ve topluluk finansal tabloları hariç olmak üzere, birinci fıkrada sayılan belgeler, Türkiye Muhasebe Standartlarına da uygun olmak kaydıyla, görüntü veya veri taşıyıcılarda saklanabilirler; şu şartla ki;

a) Okunur hâle getirildiklerinde, alınmış bulunan ticari mektuplar ve defter dayanaklarıyla görsel ve diğer belgelerle içerik olarak örtüşsünler;

b) Saklama süresi boyunca kayıtlara her an ulaşılabilsin ve uygun bir süre içinde kayıtlar okunabilir hâle getirilebiliyor olsun.

(4) Kayıtlar 65’inci maddenin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca elektronik ortama alınıyor ise, bilgiler; bilgisayar yerine basılı olarak da saklanabilir. Bu tür yazdırılmış bilgiler birinci cümleye göre de saklanabilir.

(5) Birinci fıkranın (a) ilâ (d) bentlerinde öngörülen belgeler on yıl saklanır.

(6) Saklama süresi, ticari defterlere son kaydın yapıldığı, envanterin çıkarıldığı, ara bilançonun düzenlendiği, yılsonu finansal tablolarının hazırlandığı ve konsolide finansal tabloların hazırlandığı, ticari yazışmaların yapıldığı veya muhasebe belgelerinin oluştuğu takvim yılının bitişiyle başlar.

(7) Bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğrarsa tacir zıyaı öğrendiği tarihten itibaren onbeş gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine bir belge verilmesini isteyebilir. Bu dava hasımsız açılır. Mahkeme gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir.

(8) Gerçek kişi olan tacirin ölümü hâlinde mirasçıları ve ticareti terk etmesi hâlinde kendisi defter ve kâğıtları birinci fıkra gereğince saklamakla yükümlüdür. Mirasın resmî tasfiyesi hâlinde veya tüzel kişi sona ermişse defter ve kâğıtlar birinci fıkra gereğince on yıl süreyle sulh mahkemesi tarafından saklanır. “ denmektedir.

Yukarıda da görüldüğü üzere yeni Türk Ticaret Kanunu, belgelerin saklama süresini 82’nci maddenin 5’inci ve 8’inci fıkralarında 10 (on) yıl olarak belirlemiştir.

Engin Malay




Devamını Oku…

23 Aralık 2015 Çarşamba

6102 sayılı TTK ‘da Sermaye Taahhüdünün Yerine Getirilmemesinin Sonuçları

Kurum ortakları, gerek esas sözleşmede taahhüt etmiş oldukları sermaye tutarı, gerekse TTK 456. Mad. kapsamında sermaye artırımı, (sermaye taahhüdü yoluyla artırım ve iç kaynaklardan sermaye artırımı olmak üzere iki gruba ayrılabilir.) nedeniyle işletmeye borçlanmaktadır.   

Taahhüt edilen bu sermaye tutarlarının ödenmemesi durumunda yapılacak işlemler ise TTK 480 ila 483. maddelerinde belirtilmiştir.

Sermaye taahhüdünün yerine getiril­memesi durumunda şirketin başvu­rabileceği ilk yol temerrüt faizinin talebidir. Türk Ticaret Kanunu'nun 482. mad­desine göre, belirtilen tarihte sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşer ve temer­rüt faizi ödemek zorunda kalır.

Ortağın sermaye koyma borcunu yeri­ne getirmemesi halinde, şirket mütemerrit ortağa karşı icra takibinde bulu­nabilir ve sermaye borcu ile birlikte temerrüt faizinin de tahsili yoluna gi­debilir. Ayrıca ödenen temerrüt faizinin şirketin za­rarını karşılamaması durumunda, ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, bu zararı da ödemekle yükümlüdür.

Sermaye taahhüdünün yerine getiril­memesi durumunda şirketin başvu­rabileceği ikinci yol, "ıskat" işlemi­ne başvurmaktır.

Türk Ticaret Kanunu'nun 481. maddesi gereğince ortakların sermaye borcunun kalan kısmını yerine getirmeleri için ilan yoluyla yapılan çağrıya uygulamada "apel" denilmektedir. Şirket ana sözleşmesinde bu çağrının yapılma biçimi ile ilgili özel kuralların bulunması durumunda bu kurallara da uyulması gerekir.

Pay bedellerinin ödenmesi için yapılan çağrı, ilan yoluyla yapılmaktadır. Ancak şirket ana sözleşmesinde, başka bir usul öngörülmüş ise apel o şekilde yapılır.(TTK md. 481).

Apel ile ortağa sermaye borcunu ödemesi için bir süre verilir. Sermaye koyma borcu, söz konusu ilan ile belirlenen sürenin sonunda muaccel hale gelir. Ancak burada muaccel hale gelme, her halükârda bakiye sermaye borcunun tamamını kapsamaz. Sadece ilana talep olunan kısım, belirlenen sürecin sonunda muaccel hale gelir.

Eğer çağrı, genel kurul tarafından yapılmış ise bu genel kurul kararına karşı “iptal davası” açılabilir (TTK md. 446). “Çağrı”nın yönetim kurulu tarafından yapılmış olması durumunda eşit işlem ilkesine riayetsizlik, elbetteki yönetim kurulunun sorumluluğunu gerektirir. Ancak yönetim kurulu kararına karşı dava açmak mümkün değildir.

Iskat İşlemi

Iskat, kısaca sermaye taahhüdünü ye­rine getirmeyen ortakların ortaklıktan çıkarılması olarak tanımlanabilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 482. madde­sinin ikinci fıkrasına göre, pay sahibi belirlenen tarihte sermaye koyma bor­cunu yerine getirmeyip, temerrüde dü­şerse, şirket yönetim kurulu mütemerrit pay sahibini kısmi ödemelerden doğan haklardan mahrum etmeye ve şirketten çıkarmaya yetkilidir.

Iskat işleminin yapılabilmesi için hisse senetlerinin çıkarılmış olması şart olmadığı gibi, payın hamile veya nama yazılı olmasının da önemi yoktur. Iskat işleminin uygulanabilmesi için iz­lenecek yol Türk Ticaret Kanunu'nun 483. maddesinde gösterilmiş bulun­maktadır. Buna göre şirket yönetim ku­rulu, mütemerrit duruma düşen yani sermaye koyma borcunu zamanında ye­rine getirmeyen ortağa, bu borcunu ifa etmesi için çağrıda (apel)  bulunur. Bu çağrının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ya­yımlanacak ilan ve ana sözleşmede bu çağrı için başkaca yollar düzenlenmişse, söz konusu hükümlere uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Nama yazılı hisse senedi sahiplerine taahhütlü mektupla ve internet sitesi mesajı ile çağrı yapılması gerekir. Söz konusu çağrıda ortak bir ay için­de ödeme yapmaya davet edilir ve aksi halde haklarından mahrum edile­ceği ve şirketten çıkarılacağı kendisi­ne ihtar edilir. Bu süre içinde de or­tak taahhüdünü yerine getirmezse, o zamana kadar yaptığı ödemeler­den doğan haklarından mahrum edilerek şirketten çıkarılır.

İsmail Ünlü


Devamını Oku…