sermaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sermaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2015 Çarşamba

6102 sayılı TTK ‘da Sermaye Taahhüdünün Yerine Getirilmemesinin Sonuçları

Kurum ortakları, gerek esas sözleşmede taahhüt etmiş oldukları sermaye tutarı, gerekse TTK 456. Mad. kapsamında sermaye artırımı, (sermaye taahhüdü yoluyla artırım ve iç kaynaklardan sermaye artırımı olmak üzere iki gruba ayrılabilir.) nedeniyle işletmeye borçlanmaktadır.   

Taahhüt edilen bu sermaye tutarlarının ödenmemesi durumunda yapılacak işlemler ise TTK 480 ila 483. maddelerinde belirtilmiştir.

Sermaye taahhüdünün yerine getiril­memesi durumunda şirketin başvu­rabileceği ilk yol temerrüt faizinin talebidir. Türk Ticaret Kanunu'nun 482. mad­desine göre, belirtilen tarihte sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşer ve temer­rüt faizi ödemek zorunda kalır.

Ortağın sermaye koyma borcunu yeri­ne getirmemesi halinde, şirket mütemerrit ortağa karşı icra takibinde bulu­nabilir ve sermaye borcu ile birlikte temerrüt faizinin de tahsili yoluna gi­debilir. Ayrıca ödenen temerrüt faizinin şirketin za­rarını karşılamaması durumunda, ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, bu zararı da ödemekle yükümlüdür.

Sermaye taahhüdünün yerine getiril­memesi durumunda şirketin başvu­rabileceği ikinci yol, "ıskat" işlemi­ne başvurmaktır.

Türk Ticaret Kanunu'nun 481. maddesi gereğince ortakların sermaye borcunun kalan kısmını yerine getirmeleri için ilan yoluyla yapılan çağrıya uygulamada "apel" denilmektedir. Şirket ana sözleşmesinde bu çağrının yapılma biçimi ile ilgili özel kuralların bulunması durumunda bu kurallara da uyulması gerekir.

Pay bedellerinin ödenmesi için yapılan çağrı, ilan yoluyla yapılmaktadır. Ancak şirket ana sözleşmesinde, başka bir usul öngörülmüş ise apel o şekilde yapılır.(TTK md. 481).

Apel ile ortağa sermaye borcunu ödemesi için bir süre verilir. Sermaye koyma borcu, söz konusu ilan ile belirlenen sürenin sonunda muaccel hale gelir. Ancak burada muaccel hale gelme, her halükârda bakiye sermaye borcunun tamamını kapsamaz. Sadece ilana talep olunan kısım, belirlenen sürecin sonunda muaccel hale gelir.

Eğer çağrı, genel kurul tarafından yapılmış ise bu genel kurul kararına karşı “iptal davası” açılabilir (TTK md. 446). “Çağrı”nın yönetim kurulu tarafından yapılmış olması durumunda eşit işlem ilkesine riayetsizlik, elbetteki yönetim kurulunun sorumluluğunu gerektirir. Ancak yönetim kurulu kararına karşı dava açmak mümkün değildir.

Iskat İşlemi

Iskat, kısaca sermaye taahhüdünü ye­rine getirmeyen ortakların ortaklıktan çıkarılması olarak tanımlanabilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 482. madde­sinin ikinci fıkrasına göre, pay sahibi belirlenen tarihte sermaye koyma bor­cunu yerine getirmeyip, temerrüde dü­şerse, şirket yönetim kurulu mütemerrit pay sahibini kısmi ödemelerden doğan haklardan mahrum etmeye ve şirketten çıkarmaya yetkilidir.

Iskat işleminin yapılabilmesi için hisse senetlerinin çıkarılmış olması şart olmadığı gibi, payın hamile veya nama yazılı olmasının da önemi yoktur. Iskat işleminin uygulanabilmesi için iz­lenecek yol Türk Ticaret Kanunu'nun 483. maddesinde gösterilmiş bulun­maktadır. Buna göre şirket yönetim ku­rulu, mütemerrit duruma düşen yani sermaye koyma borcunu zamanında ye­rine getirmeyen ortağa, bu borcunu ifa etmesi için çağrıda (apel)  bulunur. Bu çağrının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ya­yımlanacak ilan ve ana sözleşmede bu çağrı için başkaca yollar düzenlenmişse, söz konusu hükümlere uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Nama yazılı hisse senedi sahiplerine taahhütlü mektupla ve internet sitesi mesajı ile çağrı yapılması gerekir. Söz konusu çağrıda ortak bir ay için­de ödeme yapmaya davet edilir ve aksi halde haklarından mahrum edile­ceği ve şirketten çıkarılacağı kendisi­ne ihtar edilir. Bu süre içinde de or­tak taahhüdünü yerine getirmezse, o zamana kadar yaptığı ödemeler­den doğan haklarından mahrum edilerek şirketten çıkarılır.

İsmail Ünlü


Devamını Oku…

16 Aralık 2015 Çarşamba

Şirketlerde Yedek Akçelerin Tamamı Sermayeye Eklenebilir Mi?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim ve limited şirketlerin sermaye ihtiyacını karşılamak amacıyla sermaye artırım yöntemlerini düzenlemiştir. Bu kapsamda, TTK’da sermayenin üç farklı yöntemle artırılabilmesi öngörülmüştür. Bunlar; “sermaye taahhüdü yoluyla artırım” (nakdi sermaye artırımı), “iç kaynaklardan sermaye artırımı” ve “şarta bağlı sermaye artırımı”dır. 

Anılan yöntemlerden iç kaynaklardan sermaye artırımı ve şarta bağlı sermaye artırımı, Kanunda ilk defa düzenlenmiştir. İç kaynaklardan sermaye artırımı, Eski 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda da var olmasına karşın, uygulamada şirketlerin sıkça başvurduğu bir yöntemdi.  Bu yöntem literatürde, yargı kararlarında ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı uygulamasında kabul edilmekteydi. 6102 Sayılı Yeni TTK ile İç Kaynaklardan Sermaye artırımı literatürde, yargıda ve Bakanlık tarafından da kabul edilmiş bu uygulamanın yasal dayanağa kavuşturmuştur. 

Şirketlerde sermaye artırımı genel itibariyle şirket malvarlığına Şirket Dışından nakdi veya ayni varlıkların eklenmesiyle Yani Mevcut veya Yeni Ortak Sermaye Taahhüdü yoluyla arttırılabiliyor. Bir başka deyişle, Şirket Dışından NAKİT veya AYNİ kaynak sağlanması ile yapılabilir.

Ayrıca Şirket Dışından sermaye artışına karşın, Şirketlerin iç kaynaklardan yapılan sermaye artırımı da yapılabilir. Bu şekilde İç Kaynaklardan sermaye artışında,  pay sahipleri fiili olarak herhangi bir nakdi veya ayni kaynak ödemezler ve artırım tamamen şirketin kendi iç kaynaklarından karşılanır. 

İÇ KAYNAKLARDAN SERMAYE ARTIRIMI :

6102 Sayılı Yeni TTK’nın 462/I. maddesinde; “Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar sermayeye dönüştürülerek sermayeye iç kaynaklardan artırılabilir.” hükmüne yer verilmiştir. 

Bu Kanun Maddesinden de anlaşılacağı üzere, Şirket Genel Kurul kararı ile şirket sermayesine ilave edilecek Yedek Akçelerin ne kadar olduğu, yoksa Yedek Akçelerin tamamının mı sermayeye eklenebileceği hususu dikkate alınmadan bu güne kadar yapılan Sermaye artışlarını her hangi bir kritere bağlı kalmaksızın eklendiğini gözlemekteyiz.

Yedek Akçeler, şirketin önceki dönemlerde elde ettiği safi karın, pay sahiplerine ve diğer ilgililere dağıtılmayarak Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunların, şirket ana sözleşmesinin veya şirket genel kurul kararı gereğince, şirket bünyesinde tutulan kaynakların tümünden oluşmaktadır.

Şirketler Yedek Akçeleri genel olarak üç amaç için ayırırlar.  

İlk olarak, şirketin durumunun, başka bir deyişle sermayesini korumaktır.

İkincisi, sermayenin oto finansman yoluyla güçlenmesini sağlamaktır.

Üçüncüsü de Şirket ortaklarına düzenli bir kar dağıtabilmektir.

6102 Sayılı Yeni TTK’nın 519 ve devamı maddelerinde yedek akçeler;

1-      Kanuni Yedek Akçeler

2-      Şirket İsteği İle ayrılan Yedek Akçeler olmak üzere iki guruba ayrılmıştır.

Kanunda bu yedek akçelerin sermaye artırımında kullanılabilmesi için serbest tasarruf edilebilecek nitelikte olması gerekmektedir. 

Ayrıca 6102 Sayılı Yeni TTK’nın 462/I. maddesine göre iç kaynaklardan sermaye artırımı yapılırken başvurulabilecek kaynaklardan biri de fonlardır. Fonlara örnek olarak; Enflasyon Düzeltmesi olumlu farkları, yeniden değerleme fonları, pay senetleri ihraç primleri,  İştirak ve gayrimenkul satış karı fonları… gibi. Bunların Sermayeye eklenmesinde bir sınırlama yoktur.

Şirketin özvarlığının ve yedek akçeler ile fonların şirket bilançosunda mevcut olduğuna ilişkin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu tanzim edilmeli ve bu rapor ile Sermaye Artışı yapılabilmektedir.

Sermaye Artışında kanuni yedek akçelerin Sermayeye ne kadarının eklenebileceğine ilişkin açıklama Yeni TTK.nın 519’uncu maddesinin 3’üncü fıkrasında vardır. Buna göre; “Genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde, sadece zararların kapatılmasına, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilecektir.” Denmektedir. 

Dolayısıyla, Bilançolarda yer alan 540 ve 541 yasal yedek akçe tutarları toplamı esas sermayenin yarısını aşmadığı sürece SERMAYE ARTTIŞINA konu edilemez. Ancak bu Yasal Yedek Akçeler, zararların kapatılması, veya işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye, işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye yönelik olarak kullanılabilecektir.

Kanuni yedek akçelerin, şirket esas sermayesinin yarısına kadar olan kısmı SERBEST OLMAYAN YEDEK AKÇE, Esas Sermayenin yarısını aşan kısmı ise SERBEST YEDEK AKÇELER olarak değerlendirilecektir.

Yeni TTK’nın 519/4’üncü fıkrasına göre, Esas Sermayenin yarısına kadarki SERBET OLMAYAN kısmın Sermayeye eklenmesi veya başka bir amaç için kullanılması HOLDİNG ŞİRKETLER ve ÖZEL YASAYLA KURULAN Şirketler için geçerli değildir. 

Şirketler her yıl kar etmeleri durumunda I. Tertip yasal yedek akçeyi ayırmak zorundadırlar. Ayrıca Ödenmiş Sermayenin % 5’i kadar olan 1. Tertip Kar Paylarını ödemek zorundadırlar. Ancak Kar dağıtman şirketler 2. Tertip Yedek Akçe ayırmak ve 1. Tertip Kar Payını dağıtmak zorunda değillerdir.

Bu konuda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan talep ettiğimiz görüşe göre de yukarıdaki gibi Şirketlerin Sermayeye eklemek veya kanunda yazılı amaçları dışında bir amaç için kullanabilecekleri SERBEST YEDEK AKÇE tutarı Esas Sermayesinin % 50’sini aşan tutarlar olup,  Esas Sermayesinin % 50’sinin altında olan şirketler hiçbir şekilde bu 540 ve 541 Yasal Yedek Akçelerini SERMAYE ARIŞINDA kullanamayacaklardır.

Ahmet Gündüz

Devamını Oku…