hapis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hapis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2016 Salı

VUK Tasarısı İle Vergi Planlaması Suç Haline Mi Geliyor?

Değerli okurlarımız Vergi Usul Kanunu Tasarısının hapis cezasına ilişkin olarak getirdiği yeni bir hapis cezasını geçen yazımda ele almış ve tasarının bu haliyle yasalaşması halinde neredeyse herkesin hapis cezası tehlikesi ile karşılaşabileceğini yazmıştım.

Kanaatimce tasarının ikinci en önemli düzenlemesi “Yorum ve ispat” başlığını taşıyan 5’inci maddesine eklenen düzenlemedir. Basında 5’inci madde düzenlemesi ispat külfetinin mükellefe yükleneceği boyutuyla tartışıldı ancak asıl tartışılması gereken 5’inci maddenin 3’üncü fıkrasındaki düzenlemedir.

VUK Tasarısının 5/3 düzenlemesi aşağıdaki gibidir.

“Yorum ve ispat
MADDE 5-
…
(3) Vergi kanunları hükümlerinin dolanılması, olması gereken vergi yükümlülüğünün dışında kalınması veya vergi yükümlülüğünün lehe etki doğuracak şekilde planlanması gibi yöntemlerle vergiyi doğuran olay veya bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin gizlenmesi veya değiştirilmesine yönelik muamelenin vergi yükümlülüğüne yönelik etkisi dikkate alınmaz. Bu muamelenin hukuken geçerli olması, bir sicile tescil edilmesi ya da resmî şekle tabi olması bu sonucu değiştirmez.
…”

Tasarının bu düzenlemesinin yasalaşması halinde vergi kanunlarındaki birçok istisna geçersiz sayılabilecektir. Yani vergi kanunları ile istisna olan işlemler bu düzenleme ile ortadan kaldırılabilecektir. Nasıl olacağını örnekler yardımıyla açıklayalım.

Örneğin, anonim şirketlerin ilmühaber ya da hisse senedi bastırılmış olması şartı ile hisse satışları hisselerin 2 yıldan fazla elde tutulmuş olması koşulu ile Gelir Vergisinden ve KDV’den istisna edilmiştir. Limited şirket hisseleri ise ne zaman satılır ise satılsın vergiye tabidir. Ancak, bir limited şirket hissesi iki yıldan fazla elde tutulmuş ve anonim şirkete çevrilerek hisse senedi bastırılarak ya da ilmühaber çıkartılarak satış yapılmış ise hisse devri Gelir Vergisinden ve KDV’den istisna olacaktır. Nitekim, mevcut vergi düzenlemeleri buna cevaz vermektedir. VUK Tasarısındaki 5/3 düzenlemesi ile bu istisna geçersiz hale gelebilecektir. Yani mevcut yasaların istisna olarak kabul ettiği bir işlem yukarıdaki düzenleme ile geçersiz hale gelecektir. Eğer ki, kanun koyucu bir istisnayı kaldırmak istiyor ise o istisnalara ilişkin düzenlemeyi yasayla kaldırabilir ki, bu kanun koyucunun takdiridir. Lakin, bir tarafta yasayla istisna tanıyıp diğer taraftan bu istisnaya ilişkin düzenleme devam ederken başka bir yasayla istisnayı tanımamak vergilerin yasallığı ilkesi ile de bağdaşmamaktadır.

Daha da vahim bir örnek verecek olur isek, gayrimenkullerin 2 yıl elde tutulduktan sonra elden çıkarılmasında KDV bulunmamaktadır. Mükellefler de, iki yıl sonra gayrimenkulünü satıyor ise taslaktaki düzenlemeye göre neden iki yıl tuttuktan sonra sattın, bu bir vergi planlamasıdır dahi denilebilir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür ve bütün mükellefler de yasaların kendilerine tanıdığı haklar doğrultusunda vergi planlaması yapmaktadır. Hemen vurgulayalım ki, vergi planlaması suç değildir. Yasanın tanıdığı indirim, istisna ve muafiyetler var ise mükellefler bunlardan doğal olarak yararlanabilir. Mükelleflerin indirim, istisna ve muafiyetlerden yararlanılması istenilmiyor ise ilgili kanundaki düzenlemeleri yasa koyucu kaldırabilir.

VUK Tasarısının 5/3 düzenlemesi yasa tekniği bakımından da sorunludur. Yasada bir suç tanımlanacak ise bu açık bir şekilde kanunda yer almalı ve cezası da kanunla düzenlenmelidir. Yasalarda bir suçun suç olduğuna dair bir düzenleme bulunmuyor ise yasaya VUK Taslağında olduğu şekilde bir cümle ekleyerek bu kanunda tanımlanmamış ancak unutulmuş olan her şey de suçtur gibi bir yasa tekniği olamaz. Taslaktaki düzenleme bu haliyle yasalaşacak olur ise, vergi yasalarında yer alan bütün indirim, istisna ve muafiyetler tehlikeye girebilir. Tekrardan vurgulamak isterim ki, vergi planlaması ya da yasalardaki boşluklardan yararlanılması suç değildir. Yasada boşluk var ise bu da yasal düzenlemede açıkça suç tanımlanarak doldurulmalıdır.

İSPAT KÜLFETİ

213 sayılı VUK’un 3’üncü maddesine göre,

“…İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.”

Bu düzenleme taslağa göre aşağıdaki şekilde değişmektedir.

“…(5) Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti ile bu maddedeki diğer hükümlere uygun olarak yapılan bir tespit veya tarhiyatın iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymadığının veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmadığının mükellef tarafından iddia olunması hâlinde ispat külfeti kendisine aittir…”

Mevcut 213 sayılı VUK düzenlemesine göre ispat külfeti iddia edene aitken, tasarı ile mükellefe yüklenilmektedir.

Bu düzenleme ile idarenin dile getirdiği iddiaların da mükellef tarafından ispatı istenilmektedir ki, kanaatimce bu düzenleme de yasa tekniği bakımından oldukça sorunludur. Hukuk nezdinde bir tarafın idare olması o tarafı güçlü kılmamalıdır. Nitekim, yargı aşamasında her iki taraf da eşit konumdadır ve taraflar iddialarını dile getirir ve Hakimler deliller doğrultusunda kanaatine göre karar verir. Tasarı düzenlemesi ispat külfetini mükellefe yüklemektedir ki, bu da uygulamada tartışmalı konularda zaten belli ölçüde mevcut olan cezayı keselim yargıda çözün anlayışını yasalaştırmak anlamına gelmektedir.

Daha önce “Adam öldürmenin cezası mı, sahte fatura cezası mı daha ağırdır?” başlıklı bir yazı kaleme almıştım ve bu yazıda bir mükellefin 75 yılla yargılanabileceğini örneklerle ortaya koymuştum. Maliye Bakanlığı bir okul gibidir ve inceleme elemanları oldukça donanımlıdır ancak yanlış uygulama yapan inceleme elemanları da olabilmektedir. Nitekim, 75 yılla yargılanan bir mükellef yargıda ne hapis cezası ne de vergi ya da ver ziyaı cezasına çarptırılmıyor ise idarenin de ispat külfetinin olması zorunludur. 75 yılla yargılanan bir mükellefin iş yapması, işlerini büyütmesi, istihdam ve katma değer yaratması da beklenmemelidir. Böyle bir durumda öncelikle zarar gören ekonomi olmaktadır.

Tartışılması gereken hukuk devletinin nasıl daha etkin kılınacağı meselesi olmalıdır. Mükellefleri vergiden kaçınmakla, vergi planlaması yapmakla suçlamak ya da ispat külfetini mükellefe yıkmak değildir. Bundan tüm ekonomi ve ülke zarar görür ve iş yapılamayan yerde ne katma değer yaratılır ne de istihdam söz konusu olur.

Ekrem Öncü

Devamını Oku…

13 Ocak 2016 Çarşamba

Yeni VUK Tasarısında Herkese Hapis Cezası Tehlikesi!

Değerli okurlarımız bilindiği gibi Vergi Usul Kanunu (VUK) Tasarısı yayımlandı ve tasarıda ağırlıklı olarak ispat külfeti konuşulmaya başlandı. Hatta Maliye Bakanımız da konuyla ilgili olarak açıklama yaptı ve tasarının taslak dahi olmadığını ve konuyla ilgileneceği yönünde bir açıklama yaptı. İspat külfeti meselesi ve önemli olan değişiklikler daha sonra ele alınacaktır ama ondan çok daha önemlisi tasarının cezalar bölümündeki düzenleme. Tasarı bu haliyle yasalaşacak olur ise Türkiye’de yaşayan herkes hapis cezası tehdidi altında olacaktır. Belki bu başlık bu kadar da olmaz diye algılanabilecektir ama yazı okunduğunda ne demek istediğimiz çok daha net olarak ortaya konulacaktır.

Tasarının 282’nci maddesi “Kaçakçılık suçu” fiillerini düzenlemektedir. Buradaki fiiller mevcut VUK’taki 359’uncu maddeye paralel düzenlenmiştir. Defter ve kayıtlarda muhasebe hilesi yapılması, defter ve belgelerin gizlenmesi, belgelerin muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge ya da sahte olarak düzenlenmesi gibi durumlar kaçakçılık suçunu oluşturmaktadır.

Tasarının 275’inci maddesine göre mevcut vergi ziyaı cezasına eklemeler yapılmaktadır. Tasarıda 275’inci madde aşağıdaki şekildedir.

“Vergi ziyaı cezası
MADDE 275-(1) İkmalen veya idarece vergi tarhını gerektiren fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde, mükellef veya sorumlu hakkında ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilir.

(2) Bu Kanunun 282 nci maddesinde yazılı fiiller hariç olmak üzere, re’sen vergi tarhını gerektiren fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde ziyaa uğratılan verginin iki katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilir.

(3) Bu Kanunun 282 nci maddesinde yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde ziyaa uğratılan verginin üç katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilir…

 (5) Vergi kanunlarına göre mükellefiyet tesis ettirmesi gerektiği halde bu zorunluluğa uyulmaksızın vergi idaresinin ıttılaı dışında kayıt dışı ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi durumunda, birinci, ikinci ve üçüncü fıkralara göre kesilecek vergi ziyaı cezası %50 artırılarak uygulanır…”

Tasarıda kaçakçılık suçunda ceza ise 283’üncü maddede düzenlenmiştir. Buna göre;

“Kaçakçılık suçunda ceza
MADDE 283-(1) Bu Kanunun 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar, (b) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında üç yıldan beş yıla kadar, (c) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Bu Kanunun 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yazılı fiilleri, vergi kanunlarına göre mükellefiyet tesis ettirmesi gerektiği halde bu zorunluluğa uyulmaksızın vergi idaresinin ıttılaı dışında kayıt dışı ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunmak suretiyle işleyenler hakkında birinci fıkraya göre hükmolunacak ceza %50 artırılarak uygulanır…

 (5) 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin cezanın ertelenmesine ilişkin hükümleri, bu maddeye göre hükmolunacak cezalar hakkında uygulanmaz. Bu maddeye göre verilen hapis cezaları seçenek yaptırımlara çevrilemez.”

TASARIDAKİ DÜZENLEMELERDEKİ HAPİS TEHLİKESİ NEDİR?

Tasarının 275’inci maddesinde yer alan, “(5) Vergi kanunlarına göre mükellefiyet tesis ettirmesi gerektiği halde bu zorunluluğa uyulmaksızın vergi idaresinin ıttılaı dışında kayıt dışı ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi durumunda, birinci, ikinci ve üçüncü fıkralara göre kesilecek vergi ziyaı cezası %50 artırılarak uygulanır…” düzenlemesi yoruma çok açık bir düzenlemedir.

Örneğin, İstanbul’da yaşayan Ayşe Teyze 2015 yılı Ocak ayında bir adet ev aldı ve taşındı. 3 ay oturduktan sonra bu evden memnun kalmadı ve evde oturmak istemediğinden evi satmaya karar verdi ve Nisan ayında sattı.  Arkasından Mayıs ayında bir ev daha aldı ve yeni evine taşındı. Sonrasında Ayşe Teyzenin Öğretmen olan kızının ataması Gaziantep İline yapıldı ve Ayşe Teyze yeni aldığı evi de satarak 2015 yılının Kasım ayında Gaziantep İlinden ev aldı ve yerleşti. Ayşe Teyze İstanbul’dan aldığı ve sattığı evlerden cüzi miktarda kar ettiğini düşünerek maliyeye bildirimde bulunmadı.

İşte bu durumda yukarıdaki düzenlemeye göre Maliye Ayşe Teyzeye diyecektir ki, Ayşe Hanım 2015 yılında birden fazla ev aldın ve sattın, bu işten de şu kadar kar ettin, bu bir ticari kazançtır neden mükellefiyet tesis ettirmedin ve vergi ödemedin? İşte bu durumda kesilecek vergi ziyaı cezası %50 artırılarak uygulanacaktır. Ayşe Teyze de cezam neyse kesin ödeyeyim diyecektir ve Maliye para cezası kesecek ve Ayşe Teyze de ödeyecektir. Ama maalesef Ayşe Teyze’yi bekleyen asıl tehlike hapis cezasıdır!  

Tasarının 283’üncü maddesine göre,” (1) Bu Kanunun 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar, (b) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında üç yıldan beş yıla kadar, (c) bendinde yer alan fiilleri işleyenler hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Bu Kanunun 282 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yazılı fiilleri, vergi kanunlarına göre mükellefiyet tesis ettirmesi gerektiği halde bu zorunluluğa uyulmaksızın vergi idaresinin ıttılaı dışında kayıt dışı ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunmak suretiyle işleyenler hakkında birinci fıkraya göre hükmolunacak ceza %50 artırılarak uygulanır…

 (5) 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin cezanın ertelenmesine ilişkin hükümleri, bu maddeye göre hükmolunacak cezalar hakkında uygulanmaz. Bu maddeye göre verilen hapis cezaları seçenek yaptırımlara çevrilemez.”

Ayşe Teyze bu düzenlemeye göre para cezası ödeyerek yakasını kurtaramayacaktır. Hapis cezasıyla da karşılaşacaktır ve bu hapis cezası paraya çevrilemeyecektir. Yine, örneğin akşamları stand açarak kitap, kıyafet vb satanlar da birden fazla kez tespit edilecek olurlar ise ticari kazanç elde ettiği ileri sürülerek hapis cezası ile karşılaşabileceklerdir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür ve herkesin başına gelebilecek bir olay mutlaka olacaktır.

Tasarıdaki düzenlemeden de görüleceği üzere, uygulamada olan mevcut VUK’a göre alınan hapis cezaları 2 yılın altında ise para cezasına dönüştürülebiliniyor iken tasarıya göre dönüştürülemeyecektir.

Tasarının bu düzenlemeleri çok ağır sonuçlar doğurabilecektir. Nitekim birçok yargı kararlarında bile bazı faaliyetlerin ticari kazanç olup olmadığı yönünde farklı kararlar çıkabilmektedir. Kanaatime göre, bu düzenlemelerde suç ile ceza arasında ciddi orantısızlık bulunmaktadır. Maliye kayıt dışı kalandan mutlaka vergisini almalı ama hapis cezası çok ağır bir ceza olarak öngörülmüştür ve yoruma açık bir konuda hapis cezası öngörmek uygulamada ciddi sıkıntılar doğurabilecektir.

Ekrem Öncü

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/ekremoncu/0290/

Devamını Oku…