16 Aralık 2015 Çarşamba

64. Hükümet 2016 Eylem Planı'na Göre Yapılacak Vergi Düzenlemeleri

18 Kasım 2015 tarihinde bu köşede yer alan “Vergide Neler Olacak” başlıklı makalede, AK Parti'nin seçim beyannamesinde yer alan vergi konusundaki vaatleri ve yapılacak düzenlemeleri özetlemiştim.

25 Kasım 2015 tarihinde Hükümet Programı TBMM’de sunuldu. Görüldü ki, Hükümet Programı'nda yer alan vergi konuları, AK Parti'nin seçim beyannamesinde yer alan konulardan çok da farklı değildi.

Geçtiğimiz günlerde, “64. Hükümet 2016 Yılı Eylem Planı (İcraatlar ve Reformlar)” kamuoyuna açıklandı. Planda yer alan konular da hemen hemen seçim beyannamesindeki ve Hükümet Programı'ndaki konularla doğal olarak aynı. Ancak Eylem Planı'nda yapılacaklar daha somutlaştırılmış ve bir takvime bağlanmış. Planda yer alan eylemler hayata geçirilebilirse, Hükümet Programı'nda yer alan vergi ile ilgili olarak planlanan bütün düzenlemeler neredeyse Hükümetin ilk yılında yapılmış olacak.

Eylem Planı'nda 2016 yılında yapılacak eylemler;

   -3 ay içinde gerçekleştirilecek reformlar,

   -6 ay içinde gerçekleştirilecek reformlar,

   -1 yıl içinde gerçekleştirilecek reformlar,

   -3 ay içinde gerçekleştirilecek vaatler,

şeklinde sınıflandırılıyor.

Toplam 67 sayfadan oluşan Eylem Planı'nda 216 eylemin gerçekleştirilmesi öngörülmüş.

Listede vergi uygulamalarını doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren çok sayıda eylem var.

Okuma ve izleme kolaylığı sağlayacağını düşünerek, vergi uygulamalarıyla ilgili eylemleri aşağıda Tablo halinde özetledim.

3 ay içinde gerçekleştirilecek reformlar ve vaatler

   - İmar planı değişiklikleri sonucunda ortaya çıkan değer artışının belli bir oranının kamu    payı olarak tahsil edilmesini sağlayacak mevzuat çalışması yapılması.

   - İmalat sanayiinde faaliyet gösteren firmaların kapasite artırımı ve verimlilik artışını sağlayacak makine-teçhizat yatırımlarının finansmanında BSMV alınmaması.

- Basit usulde vergilendirilen esnafın yıllık 8.000 TL’ye kadar kazançlarından vergi alınmaması.

-Yeni iş kuran gençlere üç yıl boyunca gelir vergisi muafiyeti sağlanması.

-Yemde ve gübrede KDV’nin kaldırılması.

6 ay içinde gerçekleştirilecek reformlar

- Vergi dairelerine verilen beyannameler ile Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen bildirgelerin tek bir platform üzerinden birleştirilerek, beyanname sayısının azaltılması.

- Gelir ve kurumlar vergisi kanunlarının birleştirilerek yeni bir Gelir Vergisi Kanunu çıkarılması.

- Vergi Usul Kanunu’nun güncellenmesi.

- Mali mevzuatta yer alan dönemsel artışları belirli bir göstergeye bağlayan tüm düzenlemelerin gözden geçirilerek ve bu tür düzenlemelerde rasyonelleşmeye gidilmesi.

- Sanayide ve evlerde kullanılan elektrikli araçlar ile ulaşım araçlarında uygulanan vergi oranlarının enerji verimliliği açısından gözden geçirilmesi.

- Enerji verimliliğini teşvik eden vergisel düzenlemeler yapılması.

- Serbest Bölgeler Kanunu’nda stratejik, büyük ölçekli veya öncelikli yatırımlara yönelik gerekli değişiklikler yapılarak, bölgelerin cazibesinin artırılması.

- Yatırımlarda bürokrasinin azaltılması.

- Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinin artırılmasına yönelik destek sağlayan kurumlar arasında koordinasyonun güçlendirilmesi ve desteklerin etkililiğinin artırılması.

- Büyükşehirlerde ilçe belediyelerinin kaynaklarının artırılmasına yönelik olarak, Belediye Gelirleri Kanunu, Emlak Vergisi Kanunu ve İmar Kanunu'nda değişiklikler yapılması.

1 yıl içinde gerçekleştirilecek reformlar

- Yatırımları daha fazla teşvik edebilmek amacıyla, ekonomik ve malî etkileri dikkate alınarak, Damga Vergisi Kanunu’nun bazı hükümlerinin ve uygulamalarının gözden geçirilerek yenilenmesi.

- Yurt içi üretime zarar vermemek hususu esas alınarak dahilde işleme rejiminin gözden geçirilerek gerekli düzenlemelerin yapılması.

Recep Bıyık

Kaynak: http://www.dunya.com/64-hukumet-2016-eylem-planina-gore-yapilacak-vergi-duzenlemeleri-162466yy.htm

Devamını Oku…

Şirketlerde Yedek Akçelerin Tamamı Sermayeye Eklenebilir Mi?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim ve limited şirketlerin sermaye ihtiyacını karşılamak amacıyla sermaye artırım yöntemlerini düzenlemiştir. Bu kapsamda, TTK’da sermayenin üç farklı yöntemle artırılabilmesi öngörülmüştür. Bunlar; “sermaye taahhüdü yoluyla artırım” (nakdi sermaye artırımı), “iç kaynaklardan sermaye artırımı” ve “şarta bağlı sermaye artırımı”dır. 

Anılan yöntemlerden iç kaynaklardan sermaye artırımı ve şarta bağlı sermaye artırımı, Kanunda ilk defa düzenlenmiştir. İç kaynaklardan sermaye artırımı, Eski 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda da var olmasına karşın, uygulamada şirketlerin sıkça başvurduğu bir yöntemdi.  Bu yöntem literatürde, yargı kararlarında ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı uygulamasında kabul edilmekteydi. 6102 Sayılı Yeni TTK ile İç Kaynaklardan Sermaye artırımı literatürde, yargıda ve Bakanlık tarafından da kabul edilmiş bu uygulamanın yasal dayanağa kavuşturmuştur. 

Şirketlerde sermaye artırımı genel itibariyle şirket malvarlığına Şirket Dışından nakdi veya ayni varlıkların eklenmesiyle Yani Mevcut veya Yeni Ortak Sermaye Taahhüdü yoluyla arttırılabiliyor. Bir başka deyişle, Şirket Dışından NAKİT veya AYNİ kaynak sağlanması ile yapılabilir.

Ayrıca Şirket Dışından sermaye artışına karşın, Şirketlerin iç kaynaklardan yapılan sermaye artırımı da yapılabilir. Bu şekilde İç Kaynaklardan sermaye artışında,  pay sahipleri fiili olarak herhangi bir nakdi veya ayni kaynak ödemezler ve artırım tamamen şirketin kendi iç kaynaklarından karşılanır. 

İÇ KAYNAKLARDAN SERMAYE ARTIRIMI :

6102 Sayılı Yeni TTK’nın 462/I. maddesinde; “Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar sermayeye dönüştürülerek sermayeye iç kaynaklardan artırılabilir.” hükmüne yer verilmiştir. 

Bu Kanun Maddesinden de anlaşılacağı üzere, Şirket Genel Kurul kararı ile şirket sermayesine ilave edilecek Yedek Akçelerin ne kadar olduğu, yoksa Yedek Akçelerin tamamının mı sermayeye eklenebileceği hususu dikkate alınmadan bu güne kadar yapılan Sermaye artışlarını her hangi bir kritere bağlı kalmaksızın eklendiğini gözlemekteyiz.

Yedek Akçeler, şirketin önceki dönemlerde elde ettiği safi karın, pay sahiplerine ve diğer ilgililere dağıtılmayarak Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunların, şirket ana sözleşmesinin veya şirket genel kurul kararı gereğince, şirket bünyesinde tutulan kaynakların tümünden oluşmaktadır.

Şirketler Yedek Akçeleri genel olarak üç amaç için ayırırlar.  

İlk olarak, şirketin durumunun, başka bir deyişle sermayesini korumaktır.

İkincisi, sermayenin oto finansman yoluyla güçlenmesini sağlamaktır.

Üçüncüsü de Şirket ortaklarına düzenli bir kar dağıtabilmektir.

6102 Sayılı Yeni TTK’nın 519 ve devamı maddelerinde yedek akçeler;

1-      Kanuni Yedek Akçeler

2-      Şirket İsteği İle ayrılan Yedek Akçeler olmak üzere iki guruba ayrılmıştır.

Kanunda bu yedek akçelerin sermaye artırımında kullanılabilmesi için serbest tasarruf edilebilecek nitelikte olması gerekmektedir. 

Ayrıca 6102 Sayılı Yeni TTK’nın 462/I. maddesine göre iç kaynaklardan sermaye artırımı yapılırken başvurulabilecek kaynaklardan biri de fonlardır. Fonlara örnek olarak; Enflasyon Düzeltmesi olumlu farkları, yeniden değerleme fonları, pay senetleri ihraç primleri,  İştirak ve gayrimenkul satış karı fonları… gibi. Bunların Sermayeye eklenmesinde bir sınırlama yoktur.

Şirketin özvarlığının ve yedek akçeler ile fonların şirket bilançosunda mevcut olduğuna ilişkin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu tanzim edilmeli ve bu rapor ile Sermaye Artışı yapılabilmektedir.

Sermaye Artışında kanuni yedek akçelerin Sermayeye ne kadarının eklenebileceğine ilişkin açıklama Yeni TTK.nın 519’uncu maddesinin 3’üncü fıkrasında vardır. Buna göre; “Genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde, sadece zararların kapatılmasına, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilecektir.” Denmektedir. 

Dolayısıyla, Bilançolarda yer alan 540 ve 541 yasal yedek akçe tutarları toplamı esas sermayenin yarısını aşmadığı sürece SERMAYE ARTTIŞINA konu edilemez. Ancak bu Yasal Yedek Akçeler, zararların kapatılması, veya işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye, işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye yönelik olarak kullanılabilecektir.

Kanuni yedek akçelerin, şirket esas sermayesinin yarısına kadar olan kısmı SERBEST OLMAYAN YEDEK AKÇE, Esas Sermayenin yarısını aşan kısmı ise SERBEST YEDEK AKÇELER olarak değerlendirilecektir.

Yeni TTK’nın 519/4’üncü fıkrasına göre, Esas Sermayenin yarısına kadarki SERBET OLMAYAN kısmın Sermayeye eklenmesi veya başka bir amaç için kullanılması HOLDİNG ŞİRKETLER ve ÖZEL YASAYLA KURULAN Şirketler için geçerli değildir. 

Şirketler her yıl kar etmeleri durumunda I. Tertip yasal yedek akçeyi ayırmak zorundadırlar. Ayrıca Ödenmiş Sermayenin % 5’i kadar olan 1. Tertip Kar Paylarını ödemek zorundadırlar. Ancak Kar dağıtman şirketler 2. Tertip Yedek Akçe ayırmak ve 1. Tertip Kar Payını dağıtmak zorunda değillerdir.

Bu konuda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan talep ettiğimiz görüşe göre de yukarıdaki gibi Şirketlerin Sermayeye eklemek veya kanunda yazılı amaçları dışında bir amaç için kullanabilecekleri SERBEST YEDEK AKÇE tutarı Esas Sermayesinin % 50’sini aşan tutarlar olup,  Esas Sermayesinin % 50’sinin altında olan şirketler hiçbir şekilde bu 540 ve 541 Yasal Yedek Akçelerini SERMAYE ARIŞINDA kullanamayacaklardır.

Ahmet Gündüz

Devamını Oku…

15 Aralık 2015 Salı

Vergi Dava Dilekçelerinde Yürütmenin Durdurulması Mümkün Müdür?

Soru: Vergi dava dilekçelerinde yürütmenin durdurulması mümkün müdür ?

Cevap: Vergi dava dilekçesine karşı tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde dava açılması yürütmeyi otomatikman durdurur. Ancak, ilk davanın kaybedilmesi halinde Danıştayda veya idarî mahkemelerde dava açılması dava edilen idarî işlemin yürütülmesini durdurmaz.

Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.

Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir.

Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri malî yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir.

Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hâkim tarafından çözümlenir. İdareden ve adlî yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.

Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre  İdarî veya Vergi Dava Daireleri Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hâkim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine, çalışmaya ara verme süresi içinde ise idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara en yakın nöbetçi mahkemeye veya kararı veren hâkimin katılmadığı nöbetçi mahkemeye kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır.

Koray ATEŞ

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/sorucevap/haber_oku.php?haber_id=1842

Devamını Oku…

Şirketlerde İnternet Siteleri

Bilindiği üzere; 1 Şubat 2015 tarih ve 29254 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2014/7149 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla bağımsız denetime tabi olmaya ilişkin kriterler 2015 yılı için aktif toplamı 50 milyon ve üstü Türk Lirası, yıllık net satış hasılatı 100 milyon ve üstü Türk Lirası ve çalışan sayısı 200 ve üstü olarak belirlenmişti. Bağımsız denetime tabi olacak şirketlerin ilgili kriterleri iki hesap dönemi üst üste sağlaması gerekmektedir. 
Birbirini takip eden hesap dönemlerinde sağlanan iki kriterin aynı kriterler olması şartı bulunmamaktadır. 2013 ve 2014 yıllarında bu üç kriterden herhangi ikisini sağlayan sermaye şirketleri 2015 hesap döneminde bağımsız denetime tabi oldular.

Muhtemeldir ki gelecek yılın şubat ayında bu rakamlar daha da aşağı çekilecek ve bu sayede bağımsız denetime tabi şirket sayısı artmış olacak.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 124üncü maddesinin birinci bendinde denetime tabi olan sermaye şirketleri, kuruluşlarının ticaret siciline tescili tarihinden itibaren üç ay içinde bir internet sitesi açmak ve bu sitenin belirli bir bölümünü şirketçe kanunen yapılması gereken ilanların yayımlanmasına özgülemek zorundadır hükmü yer almaktadır.

Ayrıca Sermaye Şirketlerinin Açacakları İnternet Sitelerine Dair Yönetmeliğin 5. Maddesinin 2. bendinde; Bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kapsama dahil olan sermaye şirketlerinin, kapsama girdikleri tarihten itibaren üç ay içinde internet sitesi açmaları ve bu sitenin belirli bir bölümünü şirketçe kanunen yapılması gereken ilanların yayımlanması için özgülemeleri gerekir hükmü yer almaktadır.
İlgili mevzuat hükümlerine göre 2016 hesap döneminde bağımsız denetim kapsamına giren sermaye şirketlerinin 31 Mart 2016 tarihine kadar internet sitesi açma zorunluluğu bulunmaktadır.

Ayrıca ilgili yönetmelikte, internet sitesinde sürekli olarak yayımlanması gereken içerikler maddeler halinde belirtilmiştir. 
Buna göre şirketin MERSİS numarası, ticaret unvanı, merkezi, taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı ile anonim şirketlerde yönetim kurulu başkan ve üyelerinin, limited şirketlerde müdürlerin, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticilerin ad ve soyadları, seçilen denetçinin adı ve soyadı/unvanı, yerleşim yeri/merkezi, varsa tescil edilmiş şubesi internet sitesinde olması gereken bilgilerdir.
Yayımlanan içeriklerde değişiklik olması halinde bu içeriklerin yeni hali, değişikliğin meydana geldiği tarihte internet sitesinde yayımlanması gerekmektedir.
İlgili yönetmelik hükümlerine göre internet sitesinde altı ayda bir yayımlanması gereken bilgiler de yine yönetmelikte ayrıntıları ile açıklanmıştır.

Bağımsız denetime tabi sermaye şirketleri web sitelerinin ana sayfasında kanunen yayınlanması zorunlu olan içeriğin özgülenmesi üzere Bilgi Toplumu Hizmetleri linki oluşturması ve bu bilgileri özgülenmiş bu alanda kanuni sürelere uygun olarak yayınlaması yani MTHS (Merkezi Veri Tabanı Hizmet Sağlayıcı) hizmeti almalıdır. 

MTHS hizmeti, Gümrük ve Ticaret Bakanlığından faaliyet izni almış merkezi veri tabanı hizmeti veren servis sağlayıcıları ile yerine getirilir.
Şayet MTHS hizmetini şirketler kendi bünyelerinde tamamlamak isterlerse, işleyiş ve güvenlik kriterlerine ilişkin olarak Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kamu Sertifikasyon Merkezinin internet sitesinde http://www.kamusm.gov.tr yayımlanan MTHS Teknik Kriterler Rehberinde yer alan şartları sağlamaları gerekmektedir. 

Söz konusu teknik kriterleri bağımsız denetime tabi şirketlerin kendi bünyelerinde yerine getirmeleri gerek sorumlulukları bakımından gerekse hizmetin oluşturulması aşamalarında oldukça zahmetli ve kapsamlı bir hizmet olacağından, MTHS hizmetinin bakanlıktan faaliyet izni almış firmalardan temin edilmesi en zahmetsiz çözüm olacaktır.

Türk Ticaret Kanununun 562inci maddesinin 12nci bendinde 1524üncü maddede öngörülen internet sitesini oluşturmayan şirketlerin yönetim organı üyeleri, yüz günden üç yüz güne kadar adli para cezasıyla ve aynı madde uyarınca internet sitesine konulması gereken içeriği usulüne uygun bir şekilde koymayan bu fıkrada sayılan failler yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır hükmü yer almaktadır.

Ali Rıza Akbulut

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/alirizaakbulut/094/

Devamını Oku…

14 Aralık 2015 Pazartesi

İdari Davalarda Dava Açma Süresi

Soru: İdari davalarda dava açma süreleri nedir ?
Cevap: Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.

Bu süreler;
a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,
b) Vergi, resim ve harçlar ve benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin: tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği;
Tarihi izleyen günden başlar.

Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar.

İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.

Koray ATEŞ

Devamını Oku…

10 Aralık 2015 Perşembe

E-Tebligat'ta İkinci Adres

Maliye Bakanlığı Vergi Usul Kanunu'nun 107/A maddesinin verdiği yetkiye dayanarak 27 Ağustos 2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımladığı 456 sıra no’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile bazı mükelleflere elektronik tebligat adresi kullanma zorunluluğu getirmiştir.  1.1.2016’da başlayacak bu uygulama dolayısıyla kapsama giren Kurumlar vergisi mükellefleri ile ticari, zirai ve mesleki kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunanlar, bu tarihe kadar vergi idaresinden elektronik tebligat adresi almakla yükümlü kılınmışlardır. 

e-Tebligat sisteminde amaç vergi dairelerince vergi kanunları uyarınca tebliği gereken evrakın, elektronik tebligat sistemi ile muhatapların ulaştırılmasıdır. Ancak bu ulaştırma her zaman yeterli olmamaktadır. Çünkü herkes her zaman elektronik postalarına bakmakla yükümlü tutulamayacağı gibi, kimi kişilerin düzenli bakma alışkanlıkları da yoktur. Kaldı ki bazen seyahat, hastalık vb. nedenlerle kişiler elektronik postalarına bakmayı da ihmal edebilmektedirler. Bu nedenle bir hak kaybı doğmaması için mali idare, söz konusu mükelleflere elektronik tebligat adresi vermek için aradığı dilekçelerde, mükelleflerin kendilerine elektronik tebligat gönderildiğini bildirmek üzere ayrı bir mail adresi ve SMS ile haber verebilmek için bir de cep telefonu bildirmelerini istemektedir. 

Mükelleflerin vergi idaresi ile ilişkileri genellikle yetkili muhasebecileri / mali müşavirleri aracılığı yürütülmektedir. Zaten bu nedenle elektronik tebligatla ilgili söz konusu dilekçeler de vergi dairelerine anılan meslek mensupları tarafından verilmektedir. Ancak bu dilekçelerin verilmesi sırasında bazen meslek mensupları, idare tarafından istenen ikinci mail adresi veya cep telefon numarası olarak kendi mail adreslerini veya cep telefon numaralarını vermektedirler. Bu konuda özel olarak yetkilendirilmiş ve kendisine vekâletname verilmiş olma hali dışında, meslek mensuplarının bu davranışları ileride kendileri açısından sorun çıkartabilecek bir davranış olarak gözükmektedir. Meslek mensuplarının bu yola, işlerini takip ettiği mükellefin bazen bilgisayar kullanma konusundaki zaafiyetleri veya vergi konularına hiç vâkıf olmamaları gibi iyiniyetli sebeplerle gittiği görülmekteyse de, konunun hukuki boyutu genellikle iyiniyete bakmamaktadır. 

Nitekim İstanbul SMMM Odası, Mesleki Gelişmeleri İzleme Kurulu tarafından hazırlanan bir uyarı notuna dayanarak üyelerini uyarmıştır. Üyelerine karşı büyük bir sorumluluk anlayışı ile yapılan bu uyarı ve çalışmadan hareketle, bizde konuyu herkese duyuralım istedik. 

Geçerli hukuki bir vekâletnameye sahip olunmasına rağmen, meslek mensubunun kendi elektronik adresine gelen bir tebligatı unutma, yanılma, farkında olmama, işi bırakma, mükellefin ortadan kaybolması, ihtilaf vb. sebeplerle muhatabına iletmemesi veya iletememesi durumunda, Borçlar Kanununun haksız fiili sorumluluğuna ilişkin hükümleri ile karşılaşması muhtemel olacaktır.  Borçlar Kanunu'nun haksız fiil sorumluluğunu düzenleyen 49. maddesine göre; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

Vergi kanunları gereği üzerine vergi borcu düşen gerçek veya tüzel kişi vergi mükellefi olduğundan, meslek mensubunun şahsi elektronik adresine gelen tebligat hakkında, meslek mensubunun kendisini bilgilendirmemesi nedeniyle zarara uğradığını iddia eden mükellef, uğradığı zarar dolayısıyla Borçlar Kanunu'nun 50, 51 ve diğer maddelerine göre meslek mensubuna rücu edebilir.

Türk Ceza Kanunu'nun 257.maddesinde; “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” denildikten sonra ikinci fıkrada “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmüne yer bertilmiştir. Burada ikinci fıkrada ihmali davranışla işlenen görevi kötüye kullanma suçlarını cezalandırılmaktadır. Burada sorumlular yaptıkları değil yapmadıkları veya geciktirdikleri mesleki görevleri ile kişilere (veya kamuya) verdikleri zararlardan ötürü cezalandırılmaktadırlar. Elektronik imzalı tebliğ evrakının, muhatabın elektronik ortamdaki adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacaktır. Meslek mensubunun kendi elektronik adresine gelen bilgilendirme mesajını herhangi bir sebeple mükellefe süresinde bildirememesi sonucu, mükellef oluşacak hak kaybından dolayı zarar görmüşse meslek mensubunun söz konusu düzenlemelere göre cezalandırılmasını da talep edebilecektir. 

Bu nedenle, hem mükelleflerde hak kaybına bağlı oluşacak zararların sorumlusu olmamak, hem de zaten yeterince sorumluluk sahibi iken bir de bu yükün altına girmemek için meslek mensuplarına önerimiz, e-Tebligat başvuru formalarında kendilerinin değil, mükellefin elektronik bilgilendirme adreslerinin yazmalarıdır. 

Bümin Doğrusöz

Kaynak: http://www.dunya.com/e-tebligatta-ikinci-adres-162393yy.htm

Devamını Oku…

Anonim ve Limited Şirket Hisseleri Satışından Doğan Kazancın Vergilemesi

Bilindiği üzere; gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabidir. Gelir Vergisi Kanunu'nda hangi gelirlerin, hangi koşullarda ve nasıl vergiye tabi olacağı hususları düzenlenmiştir. Halen uygulanmakta olan Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80. maddesi “değer artış kazançları”nın vergilendirilmesine ilişkin hükümleri içermektedir. Anılan maddenin 1.bendine göre, “İvazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar.” değer artış kazancı olarak vergilendirilecektir. 

Söz konusu düzenleme uyarınca, gerçek kişilerin; 

- İvazsız olarak iktisap edilen (miras yoluyla ya da bağış yoluyla edinilmiş olan) anonim şirket hisse senetleri ile

- Tam mükellef (kanuni ve iş merkezleri Türkiye’de bulunan) kurumlara ait olan ve iki yıldan uzun süre elinde tuttukları anonim şirket hisse senetlerinin (hisse senetlerinin basılmış olması ya da yerine geçici ilmühaber çıkarılmaları şartıyla)  elden çıkarılmasından sağladıkları

kazançlar değer artış kazancı olarak sayılmayacak ve vergilendirilmeyecektir. (Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 67. maddesi hükümleri uyarınca ise, tam mükellef kurumlara ait olup, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen gelirler gelir vergisine tabi değildir.) 

Dolayısıyla, bir ivaz karşılığında edinilmiş olan ve edinim tarihi ile elden çıkarma tarihi arasında geçen süre iki tam yıldan (730 günden) az olan anonim şirket hisselerinden sağlanan kazançlar gelir vergisine tabi olacaktır.

Yine aynı maddenin 4. bendinde “ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar” değer artış kazancı olarak sayıldığından gerçek kişilere ait limited şirket paylarının (ya da diğer ortaklık hakları veya hisselerinin) elden çıkarılmasından elde edilecek kazançlar ise, elden çıkarma ne zaman yapılırsa yapılsın, gelir vergisine tabi olabilecektir.

Anılan düzenlemede belirtilen “elden çıkarma” tabiri sadece satışı değil, bunun yanı sıra; anılan kıymetlerin bir ivaz karşılığında devir ve temlikini, trampa edilmesini, takasını, kamulaştırılmasını, devletleştirilmesini ve ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını da ifade etmektedir.

Öte yandan, anılan kanunun safi değer artışına ilişkin hükümlerinin yer aldığı mükerrer 81. Maddesine göre; değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunacaktır. 

Aynı madde uyarınca; mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilecektir. Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının %10 veya üzerinde olması şarttır. 

Buna göre safi değer artış kazancı tespit edilirken; alım-satım tarihleri arasında toptan eşya fiyat endeksindeki artışın yüzde 10 ve üzerinde olması şartıyla, maliyet bedeli söz konusu endeksteki artış oranında artırılacak, daha sonra satış nedeniyle oluşan diğer giderler düşülecek ve değer artış kazancının istisna tutarını (2015 yılı için istisna tutarı 10 bin 600 TL’dir) aşan kısmı beyan edilerek üzerinden gelir vergisi hesaplanmak sureti ile kazancın elde edildiği yılı takip eden yılın mart ayı sonuna kadar beyan edilecek ve biri mart ayında diğeri temmuz ayında olmak üzere iki eşit taksitte ödenecektir.

(Yukarıda belirtilen hisse senetleri, ortaklık hakları veya hisseleri ticari işletmeye dahilse, bunların elden çıkarılmasından sağlanan kazançlara yukarıdaki hükümler değil, “ticari kazanç” hakkındaki hükümler uygulanır)

Arif Akarca / Dr. Mehmet Şafak

Kaynak: http://www.dunya.com/anonim-ve-limited-sirket-hisseleri-satisindan-dogan-kazancin-vergilemesi-162391yy.htm

Devamını Oku…